Filmekimi'nin 78. Venedik Film Festivali'nde ödül almış yapımlar menüsünden, Jüri Özel Ödülü'nü kucaklayan Il buco sıradaki misafirimiz. Belgeseli andıran, sözden çok görselin ehemmiyet taşıdığı anlatıların mucidi Michelangelo Frammartino, bu filminde de aynı metotlarla İtalya'nın güneyine uzanıyor. 1961 yılında yer seviyesinin neredeyse 700 metre kadar altında, o zamanlar dünyanın en derin üçüncü mağarası olma özelliğini taşımaktaki Bifurto Çukuru'nu keşfe çıkmış bir grup genç mağaracıya adamış filmini yönetmen. Bir tarafta doğanın gizemiyle büyülenmemizin buyurulduğu yeraltı boşluğunu incelemekte olanları, diğer tarafta da dünyadan habersiz köy halkının gündelik yaşantılarını izleyerek ikilikler üzerine kurulu bir dünyanın kapılarını aralıyor. Vermek istediği imaj, evrene ve insana duyduğu hayranlığı muhteva etse de konu ettiği mağara kadar derin olmayan terminolojisiyle, film okulu acemiliği kokan fikirlere bir geçit yapmaktan öteye geçemiyor Frammartino. Dolayısıyla söyleyebileceğim olumlu cümlelerin bir hayli kısıtlı olduğunun altını çizerek açmak istiyorum yazımı. Il buco: Kör Kuyularda Merdivensiz İmgeler Sedaya ihtiyaç duymayan sinemacıların en büyük problemlerinden biri kullandıkları imgelerin neredeyse hep aynı havuzdan olması ve benzer temalara hizmet etmesi. Michelangelo Frammartino'nun sinemasına büyük bir hâkimiyetim bulunmadığı için asıp keserek burada kendi engizisyonumun bir parçası hâline getirmek istemesem de, görsele dayalı anlatıların kalesinde bugüne kadar erkek sinemacılardan gördüğümüz bütün numaraları teker teker kullanıyor Frammartino. Minimal dünyasını inşa ettiği yer elbette kendi cazibesine sahip. Dev bir karanlığın içine, dünyanın merkezine yolculuk yapılıyormuş hissiyatı yaratan bir çukura giriyor kamerasıyla. Bütün geçitlerin, dar ve havasız alanlarda geçen keşfin klostrofobik etkisinin haricinde kamerasını da yalnızca yapay ışığın değdiği yerlere yerleştirerek buralara ilk kez ayak basan olma özelliğini taşıyan mağaracıların gözünden bakmamıza yardımcı oluyor. Ama ufuklarda bilindik numaralar haricinde yeni bir söyleme rastlamak mümkün değil. Filmin tamamı zıtlıklar üzerine kurulmuş. Doğumla ölüm, hak sahibiyle işgal eden, karanlıkla aydınlık, sükûnetle çığırış... Ancak incelik ve hatta ustalıkla perdeye taşıdığını düşündüğü her şey o kadar bariz bir şekilde ortada ki takdir etmek üzere bir alan yaratmak zorlayıcı bir deneyime dönüşüyor. Büyük sonun kapıyı çalmasının ardından Bifurto'nun en dibinde vajinayı andıran bir yere ulaşarak başlangıca işaret ettiği kısımla birlikte iyice ayyuka çıkıyor söylemek istedikleri. Bu kadar kolay anlaşılan bir mesaj vermesi mühim mi? Hayır. Ancak formülüne büyük büyük olayları ilave etmeyen yapımların lafı uzunca bir süre dolandırdıktan sonra varoluşumuzun başından beri konuştuğumuz ve anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz bir döngüyü bu kadar düz, hatta yaratıcılıktan uzak bir yerden dinlemeye takatim kalmadı sanırım bir seyirci olarak. Kör kör parmağım gözüne müsameresinin bir parçası da tam da tahmin edileceği üzere reenkarnasyona değiyor ne yazık ki. Hayvanlarına seslenen bir köy sakininin nidalarıyla gittiği yerden başka bedenlerde can bulduğunu işaret ettiğinde ağızlarda bıraktığı tat daha da acılaşıyor. Elbette bir anlatıcının doğanın akıl sır ermeyen bir parçasıyla bağ kurması ve bunu bir hayranlık mektubuna dönüştürmesi mümkün. Il buco isimli yapım bir tek buradan tuttuğumuzda bir karşılık bulabiliyoruz zaten. Ancak Frammartino'nun altmışlı yıllarda kendini öyle ya da böyle bu göreve adamış olanlara filmini hediye etmesinin arkasındaki motivasyonu dinlemeyi çok isterdim. Hele ki onları istenmeyen bir değişimin temsilcisi ve hatta tepeden çekilen köyün evleri arasındaki ışıklarıyla istilacıyı andıran bir yerden gözlemlediği düşünüldüğünde, işler daha da enteresan bir hâl alıyor. Bölgenin bir parçası olmadıklarını ineklere koklattığı (yine vajinayı…

Yazar Puanı

Puan - 35%

35%

Filmin tamamı zıtlıklar üzerine kurulmuş. Doğumla ölüm, hak sahibiyle işgal eden, karanlıkla aydınlık, sükûnetle çığırış... Ancak incelik ve hatta ustalıkla perdeye taşıdığını düşündüğü her şey o kadar bariz bir şekilde ortada ki takdir etmek üzere bir alan yaratmak zorlayıcı bir deneyime dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: 1.93 ( 2 oy)
35


Filmekimi’nin 78. Venedik Film Festivali‘nde ödül almış yapımlar menüsünden, Jüri Özel Ödülü’nü kucaklayan Il buco sıradaki misafirimiz. Belgeseli andıran, sözden çok görselin ehemmiyet taşıdığı anlatıların mucidi Michelangelo Frammartino, bu filminde de aynı metotlarla İtalya’nın güneyine uzanıyor. 1961 yılında yer seviyesinin neredeyse 700 metre kadar altında, o zamanlar dünyanın en derin üçüncü mağarası olma özelliğini taşımaktaki Bifurto Çukuru’nu keşfe çıkmış bir grup genç mağaracıya adamış filmini yönetmen. Bir tarafta doğanın gizemiyle büyülenmemizin buyurulduğu yeraltı boşluğunu incelemekte olanları, diğer tarafta da dünyadan habersiz köy halkının gündelik yaşantılarını izleyerek ikilikler üzerine kurulu bir dünyanın kapılarını aralıyor. Vermek istediği imaj, evrene ve insana duyduğu hayranlığı muhteva etse de konu ettiği mağara kadar derin olmayan terminolojisiyle, film okulu acemiliği kokan fikirlere bir geçit yapmaktan öteye geçemiyor Frammartino. Dolayısıyla söyleyebileceğim olumlu cümlelerin bir hayli kısıtlı olduğunun altını çizerek açmak istiyorum yazımı.

Il buco: Kör Kuyularda Merdivensiz İmgeler

Sedaya ihtiyaç duymayan sinemacıların en büyük problemlerinden biri kullandıkları imgelerin neredeyse hep aynı havuzdan olması ve benzer temalara hizmet etmesi. Michelangelo Frammartino’nun sinemasına büyük bir hâkimiyetim bulunmadığı için asıp keserek burada kendi engizisyonumun bir parçası hâline getirmek istemesem de, görsele dayalı anlatıların kalesinde bugüne kadar erkek sinemacılardan gördüğümüz bütün numaraları teker teker kullanıyor Frammartino. Minimal dünyasını inşa ettiği yer elbette kendi cazibesine sahip. Dev bir karanlığın içine, dünyanın merkezine yolculuk yapılıyormuş hissiyatı yaratan bir çukura giriyor kamerasıyla. Bütün geçitlerin, dar ve havasız alanlarda geçen keşfin klostrofobik etkisinin haricinde kamerasını da yalnızca yapay ışığın değdiği yerlere yerleştirerek buralara ilk kez ayak basan olma özelliğini taşıyan mağaracıların gözünden bakmamıza yardımcı oluyor. Ama ufuklarda bilindik numaralar haricinde yeni bir söyleme rastlamak mümkün değil.

Filmin tamamı zıtlıklar üzerine kurulmuş. Doğumla ölüm, hak sahibiyle işgal eden, karanlıkla aydınlık, sükûnetle çığırış… Ancak incelik ve hatta ustalıkla perdeye taşıdığını düşündüğü her şey o kadar bariz bir şekilde ortada ki takdir etmek üzere bir alan yaratmak zorlayıcı bir deneyime dönüşüyor. Büyük sonun kapıyı çalmasının ardından Bifurto’nun en dibinde vajinayı andıran bir yere ulaşarak başlangıca işaret ettiği kısımla birlikte iyice ayyuka çıkıyor söylemek istedikleri. Bu kadar kolay anlaşılan bir mesaj vermesi mühim mi? Hayır. Ancak formülüne büyük büyük olayları ilave etmeyen yapımların lafı uzunca bir süre dolandırdıktan sonra varoluşumuzun başından beri konuştuğumuz ve anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz bir döngüyü bu kadar düz, hatta yaratıcılıktan uzak bir yerden dinlemeye takatim kalmadı sanırım bir seyirci olarak. Kör kör parmağım gözüne müsameresinin bir parçası da tam da tahmin edileceği üzere reenkarnasyona değiyor ne yazık ki. Hayvanlarına seslenen bir köy sakininin nidalarıyla gittiği yerden başka bedenlerde can bulduğunu işaret ettiğinde ağızlarda bıraktığı tat daha da acılaşıyor.

Elbette bir anlatıcının doğanın akıl sır ermeyen bir parçasıyla bağ kurması ve bunu bir hayranlık mektubuna dönüştürmesi mümkün. Il buco isimli yapım bir tek buradan tuttuğumuzda bir karşılık bulabiliyoruz zaten. Ancak Frammartino’nun altmışlı yıllarda kendini öyle ya da böyle bu göreve adamış olanlara filmini hediye etmesinin arkasındaki motivasyonu dinlemeyi çok isterdim. Hele ki onları istenmeyen bir değişimin temsilcisi ve hatta tepeden çekilen köyün evleri arasındaki ışıklarıyla istilacıyı andıran bir yerden gözlemlediği düşünüldüğünde, işler daha da enteresan bir hâl alıyor. Bölgenin bir parçası olmadıklarını ineklere koklattığı (yine vajinayı andıran) çizim kağıtlarıyla tekrar tekrar da hatırlatıyor üstelik. Ama kafası karışmış bir sinemacı olmak Frammartino’ya mahsus değil tabii ki. Bütün saldırıyı buradan gerçekleştirirsek nicelerine haksızlık olur. Yine de kayda değer bir cümle kurmadığının ve görme duyusuna hitap etmesi için verdiği mücadelenin hüsranla sonuçlandığını hatırlatmakta fayda var. Umuyorum baba problemleri bulunan pek çok erkek yönetmen gibi, herhangi bir kadının yerinin olmadığı dünyasına sadece taştan cinsel organ yerleştirenler de bir gün saadeti bulur.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information