Bir yük gemisinin, çerçevenin bir ucundan diğer ucuna geçişini gerçek zamanlı bir şekilde izliyoruz. Batmıyor, hızlanmıyor veya bir yere çarpmıyor; sadece sessizce yoluna devam ediyor. İzlediğimiz bir Kelly Reichardt filmi olmasaydı, bu gemiye, bu atıl imgeye bu kadar anlam yüklemezdik. Amerika kıtası ilk keşfedildiğinde, o tanıdık gemi de fetih gururuyla, toprak hırsıyla yeni karaya ayak basmak üzereydi. Aslında keşfedilen bir kara parçasından öte, başlı başına bir hegemonya kültürüydü. Açılış sahnesinde izlediğimiz bu gemi, İlk İnek - First Cow filminin tüm temposunu, anlatısını aktarıyor. Reichardt’ın uzun yıllardır birlikte çalıştığı senarist Jonathan Raymond’ın The Half-Life romanından uyarlanan First Cow, bir grup kürk avcısıyla yolculuk eden şef Cookie (John Magaro) ve Çinli göçmen King-Lu (Orion Lee)’nun ‘’fırsatlar ülkesinde’’ kendi fırsatlarını yaratmalarının öyküsünü anlatıyor. Uzun süredir yollarda olan, çeşitli işlerde düşük ücretlerle çalışan bu ikili, fırsatı bölgedeki tek ineğin sahibi olan varlıklı bir İngilizde buluyor. Satabilecekleri lezzetli kurabiyeleri, yağlı kekleri pişirebilmek için ineğin sütünü gizlice sağmaya, çalmaya karar veriyorlar. ‘’Bize itici güç lazım. Sermaye veya mucize... Ya da bir suç!’’ 1800’lerdeyiz; ‘’Altına Hücum’’ döneminin hemen öncesinde; ekonomik büyümeyi sağlamayı, keşfedilmemiş bölgeleri yerleşime açmayı, kırsal alanlara, doğal zenginliklere ulaşmayı, malları ve insanları bir kıyıdan diğerine ulaştırmayı amaçlayan Doğu-Batı Demiryolu projesinin rayları duyuluyor, ABD’ye akın akın göçmen geliyor. Reichardt son filminde, Martin Scorsese’nin New York Çeteleri - Gangs of New York’ta yaptığına benzer şekilde, modern ABD’nin doğuşunun tanık olmadığımız kadar küçük ölçekteki öyküsünü anlatıyor. Bugüne kadar epik üsluplarla, devasa bütçelerle, çığırtkan ideolojilerle izlediğimiz ABD’nin doğuşu, Reichardt’ın diliyle yeni okumalar yapmamıza olanak sağlıyor. ABD tarihinin mikro canlandırılması gibi, öykünün ana imgesi olan inek de filmde kapitalizmin bir öncü modeli, ilkel bir versiyonu oluyor. Filmlerinin başrollerinde ağırlıklı olarak kadın karakterlere yer veren Kelly Reichardt, Batı ve ‘Beyaz’ hegemonyasının erkek sömürüsünden geldiğini, yine bu inek aracılığıyla vererek, onu kadın karakterleriyle benzer bir yerde konumlandırıyor. Reichardt, filmlerindeki hayvanları sıklıkla, aile merkezli kapitalist sistem, çocuk büyütme, emekli olma gibi mülkiyet tabularına vurgu yapmak için kullanır. First Cow’daki inek, hammaddenin ve bizzat ABD ideolojisinin kilit unsurudur. Varlığı ve değeri tamamen mülkiyet esaslıdır ve sadece ona sahip olanın malıdır. Yetişkinliği, ‘’bakabileceği kadar çocuk dünyaya getirebilen kimse’’ olarak tanımlayan medeni yaşamın etrafında, Reichardt’ın baş karakterleri çoğu zaman uyumsuz ve dışlanmıştır. Wendy and Lucy filminde, Wendy ile köpeği Lucy’nin arasındaki bağ ebeveynsel bir bağ değildir, belirsiz, tanımsız bir birlikteliktir; evsiz, işsiz olan Wendy, Lucy’i de bu sebeple kaybetmiştir. Aynı şekilde Cookie, inekten süt sağarken, onun kulağına sevgi sözcükleri söyler; kapitalist düzende bu durum, inek ile sahibinin arasında oluşması çok da mümkün olmayan ya da ineğin henüz şahit olmadığı bir ilişki türüdür. First Cow: Emperyal Amerikan Mitine Karşı Bir Post-Western Manifest Destiny, namı diğer ‘’Aşikâr Yazgı’’: 1800’lü yıllardan itibaren ABD’deki yerleşimcilerin, kıtanın doğu kıyısından batı kıyısına kadar egemenlik kurmak amacıyla ilerlemelerinin, Beyaz Amerikalılar için bir kader olduğunu ifade eden devasa ideoloji. 1950’li yıllara kadar western filmlerinin ve hatta genel olarak ABD medyasının temel dayanağı. Sonsuz zafere sahip emperyal bir devlet anlayışı, el değmemiş toprakların doyumsuz fetişi, altın arayışı, "herkesin köşeyi dönme isteği", içeride ve dışarıda sürekli olarak bir düşmanın varlığı, bu ideolojinin görsel-işitsel kültürdeki yansımalarıdır. Cookie…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Kelly Reichardt, First Cow'da, modern ABD’nin doğuşunun tanık olmadığımız kadar küçük ölçekteki öyküsünü anlatıyor. Bugüne kadar epik üsluplarla, devasa bütçelerle, çığırtkan ideolojilerle izlediğimiz ABD’nin doğuşu, Reichardt’ın diliyle yeni okumalar yapmamıza olanak sağlıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.27 ( 3 oy)
85


Bir yük gemisinin, çerçevenin bir ucundan diğer ucuna geçişini gerçek zamanlı bir şekilde izliyoruz. Batmıyor, hızlanmıyor veya bir yere çarpmıyor; sadece sessizce yoluna devam ediyor. İzlediğimiz bir Kelly Reichardt filmi olmasaydı, bu gemiye, bu atıl imgeye bu kadar anlam yüklemezdik. Amerika kıtası ilk keşfedildiğinde, o tanıdık gemi de fetih gururuyla, toprak hırsıyla yeni karaya ayak basmak üzereydi. Aslında keşfedilen bir kara parçasından öte, başlı başına bir hegemonya kültürüydü. Açılış sahnesinde izlediğimiz bu gemi, İlk İnek – First Cow filminin tüm temposunu, anlatısını aktarıyor.

Reichardt’ın uzun yıllardır birlikte çalıştığı senarist Jonathan Raymond’ın The Half-Life romanından uyarlanan First Cow, bir grup kürk avcısıyla yolculuk eden şef Cookie (John Magaro) ve Çinli göçmen King-Lu (Orion Lee)’nun ‘’fırsatlar ülkesinde’’ kendi fırsatlarını yaratmalarının öyküsünü anlatıyor. Uzun süredir yollarda olan, çeşitli işlerde düşük ücretlerle çalışan bu ikili, fırsatı bölgedeki tek ineğin sahibi olan varlıklı bir İngilizde buluyor. Satabilecekleri lezzetli kurabiyeleri, yağlı kekleri pişirebilmek için ineğin sütünü gizlice sağmaya, çalmaya karar veriyorlar.

‘’Bize itici güç lazım. Sermaye veya mucize…

Ya da bir suç!’’

1800’lerdeyiz; ‘’Altına Hücum’’ döneminin hemen öncesinde; ekonomik büyümeyi sağlamayı, keşfedilmemiş bölgeleri yerleşime açmayı, kırsal alanlara, doğal zenginliklere ulaşmayı, malları ve insanları bir kıyıdan diğerine ulaştırmayı amaçlayan Doğu-Batı Demiryolu projesinin rayları duyuluyor, ABD’ye akın akın göçmen geliyor. Reichardt son filminde, Martin Scorsese’nin New York Çeteleri – Gangs of New York’ta yaptığına benzer şekilde, modern ABD’nin doğuşunun tanık olmadığımız kadar küçük ölçekteki öyküsünü anlatıyor. Bugüne kadar epik üsluplarla, devasa bütçelerle, çığırtkan ideolojilerle izlediğimiz ABD’nin doğuşu, Reichardt’ın diliyle yeni okumalar yapmamıza olanak sağlıyor.

ABD tarihinin mikro canlandırılması gibi, öykünün ana imgesi olan inek de filmde kapitalizmin bir öncü modeli, ilkel bir versiyonu oluyor. Filmlerinin başrollerinde ağırlıklı olarak kadın karakterlere yer veren Kelly Reichardt, Batı ve ‘Beyaz’ hegemonyasının erkek sömürüsünden geldiğini, yine bu inek aracılığıyla vererek, onu kadın karakterleriyle benzer bir yerde konumlandırıyor.

Reichardt, filmlerindeki hayvanları sıklıkla, aile merkezli kapitalist sistem, çocuk büyütme, emekli olma gibi mülkiyet tabularına vurgu yapmak için kullanır. First Cow’daki inek, hammaddenin ve bizzat ABD ideolojisinin kilit unsurudur. Varlığı ve değeri tamamen mülkiyet esaslıdır ve sadece ona sahip olanın malıdır.

Yetişkinliği, ‘’bakabileceği kadar çocuk dünyaya getirebilen kimse’’ olarak tanımlayan medeni yaşamın etrafında, Reichardt’ın baş karakterleri çoğu zaman uyumsuz ve dışlanmıştır. Wendy and Lucy filminde, Wendy ile köpeği Lucy’nin arasındaki bağ ebeveynsel bir bağ değildir, belirsiz, tanımsız bir birlikteliktir; evsiz, işsiz olan Wendy, Lucy’i de bu sebeple kaybetmiştir. Aynı şekilde Cookie, inekten süt sağarken, onun kulağına sevgi sözcükleri söyler; kapitalist düzende bu durum, inek ile sahibinin arasında oluşması çok da mümkün olmayan ya da ineğin henüz şahit olmadığı bir ilişki türüdür.

First Cow: Emperyal Amerikan Mitine Karşı Bir Post-Western

Manifest Destiny, namı diğer ‘’Aşikâr Yazgı’’: 1800’lü yıllardan itibaren ABD’deki yerleşimcilerin, kıtanın doğu kıyısından batı kıyısına kadar egemenlik kurmak amacıyla ilerlemelerinin, Beyaz Amerikalılar için bir kader olduğunu ifade eden devasa ideoloji. 1950’li yıllara kadar western filmlerinin ve hatta genel olarak ABD medyasının temel dayanağı. Sonsuz zafere sahip emperyal bir devlet anlayışı, el değmemiş toprakların doyumsuz fetişi, altın arayışı, “herkesin köşeyi dönme isteği”, içeride ve dışarıda sürekli olarak bir düşmanın varlığı, bu ideolojinin görsel-işitsel kültürdeki yansımalarıdır.

Cookie ve King-Lu’nun girişimleri, arz ve talebin, Amerikan Rüyası’nın doğuşunun bir öyküsüdür. Bu iki adamın faaliyetleri, girişimlerini hayata geçirmek için gerektiğinde suç işlemeleri, Manifest Destiny’e bir alternatif, bir karşı harekettir. Alışmadığımız şekilde, güçsüz ve yoksulun, sermayeden çalarak “üretmesinin” bir hayali öyküsüdür.

ABD için bir dönem adeta ulusal anlatı sineması olmuş western filmlerinin tüm biçim ve ideolojik unsurları, First Cow’da bilinçli olarak bozulur. Daima topraklarını genişletmeyi arzulayan bir ulusun, Monument Vadisi’ni geniş çerçevelerde, geniş ekran formatlarda gösteren janrı, bu kez 1:37.1 ekran formatıyla karşımıza çıkar. Batı kıyılarına göç etmekle herhangi bir umudun, zenginleşmenin gelmeyeceğini vurgulayan bu dar ekran formatıyla, karakterlerin can sıkıntısını, ezilişini hissederiz. Geniş manzaralar yerine, ağaçların altında, yaprakların arasında kalır, toprakla aynı hizada görürüz olanları. Toprağın kahverengi-yeşil tonu, kokusu aldatıcı bir umutla ekranımızı kaplar. ‘’Muzaffer Batı’’nın etkileyici kamera hareketleri yerine, telaşsız bir şekilde soldan sağa hareket eden görüntü yönetmeni Christopher Blauvelt, Manifesty Destiny’nin ‘’sürekli ilerleme’’ mottosunun gerçek görüntüsünü; bir yere varamayan, sık sık geri dönen veya kesintiye uğrayan devinimini verir. Western’in duymaya alıştığımız coşkulu ve korku uyandırıcı müziğinin yerini, William Tyler’ın yumuşak, iki arkadaşın arasındaki saf bağı vurgulayan masalsı melodisi alır.

***Yazının bundan sonraki bölümü First Cow ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

First Cow; Özgürlüğün Bedeli – Easy Rider, Sunchaser, Kanlı Toprak – Badlands gibi filmlerde de izlediğimiz yerleşimci sömürgeciliğinin epik tarihine karşı koyan bir öykü. Üstlendiği tarih yazımı, hâlihazırda çoktan yaşanmış bir geçmişin altındaki kazı çalışması olsa da bizlere sorduğu soru çok önemli; Cookie ve King-Lu başarılı olsalardı ne olurdu? Üretenin “çaldığı” bir kapital düzenin yankılarında neler görürdük? İlk ineğin ilk sütü, kurabiyesini böyle verseydi, bugün nasıl bir Hollywood izlerdik?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information