BluTV’nin İlk ve Son dizisinde Özge Özpirinçci ve Salih Bademci’nin canlandırdığı Deniz ve Barış, katıldıkları düğünde tanıştıktan sonra beraber geçirecekleri 10 yıllık bir maceranın içerisine atılıyor. Bu süre içerisinde Barış öfkesini kontrol edemediği anlarda kaybederken, Deniz ise bu sonsuz öfkeye daima daha fazlasıyla yanıt verdiğinde tükeniyor. Aralarındaki aşk, tüm gücüne rağmen zamanla kişiliklerinin köşelerine çarpa çarpa aşınıyor.

Deniz, mutsuz bir evliliğin etkisi altında yetişen ikinci çocuğu ve özellikle babasıyla yaşadığı önemli problemleri var. Barış ise yine mutsuz bir evliliğin çocuğu fakat onun hikâyesindeki kötü karakter annesi. Büyüme sürecinde zorlayıcı olayların üstesinden gelmek durumunda kalmış, birer yetişkin olduklarında ise bu travmaların izlerini ilişkilerine yansıtmaktan kaçınamamış bu iki kişi, birbirlerini bulduklarında ise aşkı ve tutkuyu deneyimliyor, birbirlerine sevgi bağıyla bağlanıyor. Ancak, duygular ve akıp giden zaman bazen iyi anlaşamıyor ve görmezden gelinen her zıtlık bir gün ilişkinin sonunu getiriyor. Cem Karcı’nın yönettiği, Hakan Bonomo’nun senaryosunu kaleme aldığı dizi, işte tam da bu bitiş noktasında başlıyor ve izleyiciyi işlerin ne zaman, nasıl bu noktaya vardığını göstermek üzere zamanda ve anılarda bir yolculuğa çıkarıyor.

İlk ve Son İlk 3 Bölüm Değerlendirmesi

Türkiye dizi sektörü, özellikle mesele aşk hikâyeleri olduğunda, kadınların “yüksek ekonomik sınıfa mensup” adamlarla, anlamsız entrikalar eşliğinde, ataerkil anlayışların egemenliği altında yaşadığı ilişkilere odaklanıp aynı cinsiyetçi ve akıl dışı döngünün içerisine sıkışmışken dijital platformların hayatlarımıza girmesi, hepimiz için bir umut ışığının yanmasına sebep oldu. Dijital platformlara, artık televizyonu açma hevesi kalmayan bizleri geleneksel medyanın sınırlı ve cinsiyetçi hikâyelerinden kurtarma misyonu yüklendi ve bu dönemde nihayet her ne kadar aynı kulvara erişemese de yurt dışı temelli yapımlardan esinlenen, daha akla uygun, daha anlaşılabilir yapımlar hayatlarımıza girmeye başladı. BluTV’nin İlk ve Son dizisi; Atiye, Bir Başkadır, Aşk 101, Fatma gibi farklı hikâyelerle uğraşan dizilerin öncülük ettiği, fakat yine de belli bir kalıba düşmekten kaçınamadığı bu yenilenme, eskinin ağır hissiyatından, cinsiyetçi yaklaşımların sığlığından kurtulma döneminin belki de en iyi örneği. Farklı karakterlere sahip iki insanın zamanla zorlaşan aşk ilişkisine odaklanan hikâye, oldukça samimi bir dille anlatılıyor ve bunun yanı sıra izleyiciye sunulan karakterler uzun zamandır görmediğimiz kadar gerçek bir hâlde tanıtılıyor; geleneksel medyada görmeye alışkın olmadığımız bir şekilde nefes alıyor. Oyunculuklardan da destek bulan bu gerçeklik hissiyatı, çok geçmeden dizinin en güçlü yanı hâline geliyor ve izleyiciyi yakalayan en önemli unsur olarak akılda yer ediyor. Şimdilik yalnızca ilk üç bölümünü izleme fırsatı bulduğumuz İlk ve Son dizisi en çok da bizleri yalın, gerçek ve duygusal anlamda etkileyici bir hikâyeyle tanıştırdığı ve özellikle pandemi sürecinde tüm dünyada hız kazanan yeni ve iyi içerik savaşlarının bir köşesinden tutma umudu sunduğu için kıymetli oluyor.

Birbirlerine sevgi bağıyla bağlı ancak kişilik özelliklerinin, geçmiş travmalarından etkilenen beklentilerinin zıtlığı sebebiyle birbirlerini istemeden tetikleyen, günün sonunda birbirine ne kadar aşık olurlarsa olsunlar uygun olmayan iki kişi arasında geçen hikâyelerin, Marriage Story, Normal People gibi son dönemde beğeniyle izlediğimiz örneklerinden esinlenen İlk ve Son, aslında çok klasik olan bir anlatıyı ele alma biçimleriyle fark yaratan bu yapımlara samimi dili ve gerçekçi karakterleri sayesinde yakın duruyor. Yüzyıllardır anlatılan, sıkça romantize edilen bu “imkânsız” aşk hikâyelerinin sağlıksız yapısını anlaşılmaya yakın kılan şey de zaten hayatın içinden, gerçek olmaları.

Dizi, ilk üç bölümünde konu Barış’a olan kızgınlığına geldiğinde Deniz’i genel anlamda adeta kapalı bir kutu olarak sunuyor. Barış’ın yaktığı ateşe genellikle körükle koşan biri olarak tanımlanan Deniz, duygularını daima içinde yaşıyor, nadiren gözyaşı döküyor. Barış ise “tam bir yengeç burcu” sözleriyle ve ataerkil toplum düzeninde erkeklere biçilen duygusuzluk ve sertlik kılıfının dışında tutularak tanıtılıyor. Özellikle Türkiye için bu anlamda sıra dışı karakterler sunan dizi, bunu yaparken yurt dışındaki örneklerine bakıldığı zaman kimi zaman abartılı anlara ve klişelere düşüyor. Aynı şekilde, hikâye yapısında da türünün klişelerine düşüp süresini oldukça uzun tuttuğu için esinlendiği yabancı yapımların gerisinde kalıyor. 60 dakikayı aşan bölümler, ilişkinin nasıl bugünkü hâline geldiğini belirli dönemler seçip zamanda yolculuk ederek anlatmayı hedeflerken akışın ağırlığından kurtulamıyor ve izleyiciyi bir bölümün bitiminden hemen sonra diğer bölüme geçmek üzere heyecanlandırmıyor. İlişkinin en iyi günleri de, ilişkiyi olumsuz yönde etkileyen pek çok anlaşmazlık da kimi zaman izlediğimiz aynı türdeki hikâyelerin tanıdık formülünü izliyor ve böyle anlarda gerçekçi hissiyatından uzaklaştığı için dizi, kendisine özgü bir anlatım şekli sunmuyor. İlk ve Son, en çok da büyük bütçeli romantik türdeki yapımların klişe görünümünden ve olay örgüsünden sıyrıldığı anlarda nefes alıyor.

Öte yandan dizi, dublaj sekmesi altında terapist yorumları eşliğinde izleme seçeneği sunuyor. Dizinin henüz tam anlamıyla deneyimleme imkânı bulamadığım, izleyiciyi bu tür ilişkilerin sağlıksız yönlerini de fark etmeye teşvik etmeyi hedeflediğini düşündüğüm terapist anlatımı seçeneği yeni bir hamle olmakla birlikte tartışmaya açık elbette. Zira, ilk bölümün başında bir sahnede bu anlatım, Deniz’i “güçsüz kadın olarak algılanmayı ve eril gücü sevmiyor” sözleriyle tanımlarken, bu sözlerin hemen ardından “erkekleri sınıflandırmaya ve onlara düşmanlaşmaya meyilli, bir erkeğin koruması altında olmak onu biraz korkutuyor” ifadeleriyle devam ediyor ve seyirciyi bir kadın yalnızca o esnada ilk kez tanıştığı bir yabancıya karşı bireysel sınırını çekmekten geri durmadığı için erkekleri sınıflandırmaya ya da onlara düşmanlaşmaya meyilli mi olmalı sorusunu düşünmeye itiyor. Tabii ki yalnızca bu anlardaki yaklaşımıyla bir an için şüpheye düşüren bu seçeneği tam anlamıyla değerlendirebilmek için sezon sonunda daha derinlemesine bir inceleme yapmak gerekiyor.

Günün sonunda İlk ve Son, bu coğrafya için yenilikçi ancak dünya için özellikle türünün klişelerine düştüğü anlarda ve süresinin uzunluğuyla bir tekrar olarak kalıyor. Samimi dili ve günlük hayattan gelen, gerçek karakterlerine bağlı kaldığı yalın anlarla öne çıkan dizi, yurt dışındaki örneklerinin kulvarına erişebilmek için sonraki bölümlerinde hikâye yapısında gerçekçi hissiyatına daha fazla eğilerek, uzun süresini hissettirmeyecek, sıra dışı ve özgün bir yön almaya ihtiyaç duyuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information