Yazar: Lara Di Lara

İllüstrasyon: Cenk Güngör

Doğduğumdan beri müziğin içindeyim çünkü müziğin içine doğdum. Klişe duyuluyor ama gerçek. Eğer öyleyse de bence harika bir klişe! Başta babam olmak üzere ailemde epey müzisyenin olması ve ben daha annemin karnındayken hususi olarak bana müzik dinletmiş olmaları sanıyorum ki beni de doğal olarak müzisyenliğe doğru yöneltti. Doğduğumda, ben karındayken dinlettikleri parçayı dünyada ilk dinletişlerinde gülümsemişim. Kesin gülümsemişimdir çünkü şimdi de her dinleyişimde gülümsüyorum. Bence bu bir işaret!

Hiçbir zaman başkası tarafından zorlanmadan, kendi seçimimle (yoksa acaba bu kadar müzik olmasaydı başka bir şey mi olurdum diye de düşünmeden edemeden) kendimi bildim bileli ve hatırlayalı müzik yapmaya çalışıyorum. Bunun ilk kayıtlara geçişi ise, 4-5 yaşlarında oyuncak diye alınan basit bir kaset kayıt cihazına söylediğim bir şarkıdır. Sonra ilkokulla beraber tabii ki bir sürü müsameredir, müzikaldir, artık müzikle ilgili ne varsa! Yani bugün müzik yapmasaydım -arkamdan- “Niye ki?” diyebilecek bir çocukluğum var.

Büyüdükçe, zamanla, kendi şarkılarımı yazmaya başladım (fakat tuhaftır ki “ilk” hangi parçayı yazdığımı bilmiyorum) ve sanki bir şekilde hep müzikle ilgili bir şeyler yapacakmışım gibi hissetsem de nedense bunu “profesyonel” bir şekilde yapacağımı, yani işimin de müzik olacağını üniversite sınavlarına kadar hiç düşünmemiştim. Çünkü müzik zaten hep içimdi, dışımdı, kolumdu, bacağımdı, aklımdı, kalbimdi. Başka şeyler okumak üzere sınavlara girmiştim, kazanmıştım da fakat son anda müzik bölümünün yetenek sınavına denk gelince, kafama sihirli bir değnekle değilmiş gibi, hiç tereddüt etmeden girdim. Böylelikle müzik yoluma ilk defa akademik bir katman eklemiş oldum. Müziğe sadece içimle değil, bilgiyle de harmanlayarak bakmaya başladım.

Bir şeyi farklı yollardan keşfedebilmenin keyfi ve heyecanı, o şeyle seni birbirinize daha da bağlıyor ve eş zamanlı olarak da bağımsızlaştırıyor bence. Böylelikle, ilerlediğin yolda hem kendini daha iyi tanımaya başlıyorsun hem yaşadığın ortamı anlamaya başlıyorsun hem de üretimine katmanlar ekliyorsun. Adım attıkça, eklendikçe, tarttıkça genişliyorsun. Her adım aslında bir ilk ve her ilk adımının birbirine eklenmesiyle paralelde yeni ilkler doğuruyorsun. Evet bir yandan tecrübe ediniyorsun, bazı şeyler tanıdık gelmeye başlıyor ama aslında hepsi hep bir ilk bence. Doğada birbirine benzeyen ne kadar çok çiçek var. Hepsi her çıkışta ilk defa çıkıyor. Vakti geldiğinde tekrar ve ilk defa çıkıyor.

Üniversite son sınıfta okurken, 123 ile tanıştım. İlk defa. Halbuki onlar bir süredir birlikte müzik yapıyorlardı. Onların ilkinde yoktum fakat zaman içinde gelişen arkadaşlığımız, bizi birlikte yeni bir 123 olmaya yönlendirdi. İlk Dilara’lı 123 olduk. Sonra zaman geçtikçe, birlikte ürettikçe biz, bir olduk, 123 olduk. Her ilk şarkıyla, ilk konserle, ilk heyecanla, ilk gülüşle, ilk dansla grubumuz ilklerle doldu. Bu ilklerden ilk hatırladıklarım arasındaki ilk şey, birlikte verdiğimiz ilk konser. Ne ilginç değil mi, onca ilk arasından ilk hatırladığımın muhtemelen ilk olmayanı olması? İlkler sırası diye bir şey var mı? Ya da ilkler aslında o kadar çok ki birçoğunu unutuyor muyuz? Veya ilk akla gelen şey o şeyin ilki midir? İlk akla gelen şey, neden o şeydir?

2015 yılında, parçalarının söz ve müziklerini genelde kendim yazdığım solo projem Lara Di Lara, ilk defa tanımadığım insanlara ulaşmaya başladı. Benim içinse Lara Di Lara ilk defa hatırlamadığım bir tarihte başladı. O vakitten beri yazıyorum, çalıyorum, deniyorum, besteliyorum, söylüyorum, deneyimliyorum ve kendimce bir sürü ilk yaşayıp ilk doğuruyorum. Muhtemelen bir başkasına veya başka şeye de ilk oluyorum.

Demem o ki; yaşam bence ilkler döngüsü. Bizler de ilklerden oluşan ilkiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information