Biyografi filmleri, aynı formüllere mahkûm olmuş anlatılara dayandıkları ve bu anlatı yapısını sık sık tekrarladıkları, kendilerine has bir açmazın içinden çıkmakta zorlanmaya devam ediyorlar. Film türleri içinde formüle edilmiş anlatının dışına çıkmakta zorlanan, belki de biçimsel olarak en muhafazakâr film türü olmayı sürdürüyor. Biyografi filmlerinin temel açmazı, diğer film türlerine oranla gerçeklikle daha sıkı bağ kurma zorunluluğu olduğuna dair, tam olarak adı konmamış bir ön kabulden kaynaklanır. Gerçekten yaşamış/yaşayan birini ve gerçekten yaşanmış olayları, kurgusal bir düzlemde aktarmanın zorunluluğu ya da birinin yaşamından bir ya da birkaç kesitin ancak böyle anlatılabileceği ön kabulünün getirdiği bir sonuç olarak biyografi filmleri, diğer film türlerine oranla daha muhafazakâr biçimsel tercihlere başvurmuştur. Özellikle popüler isimlerin biyografisi söz konusu olduğunda hayran kitlesinin tepkilerine ve eleştirilerine dair duyulan çekinceler de bu açmaza bir düğüm daha ekliyor.

Todd Haynes, biyografi türünün bu açmazlarına, muhafazakâr yapısına bir alternatif getiren, kendi türü üzerine düşünen, aynı zamanda insanın kişiliğinin çok katmanlı yapısını mercek altına alan filmi I’m Not There’i çekeli 12 yıl olmuş durumda. Tür üzerine düşünmeyi, çeşitli konvansiyonlarla oynamayı, türün geleneklerini ters yüz etmeyi oldukça seven bir yönetmen Todd Haynes. I’m Not There’den önce Far From Heaven, daha sonra ise Carol ile melodram gibi oldukça muhafazakâr bir tür üzerinde bu postmodern yaklaşımı tercih eden Haynes’in anlatılarında sinema ve tür üzerine düşünen bu self-refleksif boyut önemli bir alanı kapsar. I’m Not There, Bob Dylan üzerine bir biyografi denemesi. Açılış sahnesinde, iki doktorun otopsi yapmak için hazırladığı Bob Dylan’ın bedeni eşliğinde onun hakkında kullanılan tüm nitelemeleri, tanımlama çabalarını içeren konuşmalar izleriz. Haynes, açılış sahnesinden itibaren biyografi türü, bir kişinin yaşamını kurgusal bir düzleme aktarabilmenin zorluğu ve karakterin çok boyutlu yapısı üzerine düşünme niyetini açıkça belli eder. Birinin hayatını anlatma iddiasının, o kişiye bir nevi otopsi yapıp onu inceleme ve bir şekilde o insanı sınırlandırma zorunluluğu getirdiğini kabul edersek, giriştiğimiz tanımlama çabalarının o insanı ne derece yansıttığı problemi ile karşı karşıya kalırız. Karakter, bizim tanımlama çabalarımızı aşan çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Biyografi türü bu probleme nasıl bir çözüm üretmelidir? I’m Not There’de, Bob Dylan’ı biri kadın (Cate Blanchett), biri siyahi bir çocuk (Marcus Carl Franklin) olmak üzere altı farklı oyuncu canlandırır. Haynes’in jenerikte Bob Dylan’ın müziğinden ve pek çok yaşamından ilham alındığını belirtirken işaret ettiği gibi; kariyerinde radikal değişimler bulunan, anlamlandırması zor, çözülmesi gereken bir kişiliğe sahip ve farklı yönleriyle öne çıkan Bob Dylan’a dair bir biyografi denemesi için harikulade bir tercih bu. Her karakter farklı bir isme, farklı bir hikâyeye sahiptir. Film, oldukça geçişken, iç içe altı parçaya bölünmüştür. Haynes, bu altı farklı parçadan tek bir anlatı oluşturmayı başarır. Altı farklı insan -hiçbiri Bob Dylan değil ama hepsi de Bob Dylan- tek bir Bob Dylan’ı oluşturuyor. Karakter yapısının çok katmanlılığını, biçim ve içeriğe de yansıyacak estetik tercihlerle vurguluyor Todd Haynes.

Kendisini ve ne yapacağını arayan siyah bir çocuk olarak Woody Guthrie (Dylan’ın en çok etkilendiği folk müzik şarkıcısı), manifestosunu bir sorguda anlatan Arthur Rimbaud (yine Dylan’ı çok etkileyen Fransız şair), protest müziğin yükselmekte olan isyankâr ismi Jack Rollins, sorunlu ilişkileri ile yalnız bir yıldız Robbie Clark, elektronik müziğe geçişi ile hayranlarının nefretini kazanan sarkastik karakteri ile Jude Quinn ve inzivaya çekilmiş bir kovboy figürü Billy the Kid. Haynes altı farklı karakterini, altı farklı anlatı içinde filme dâhil ediyor. Jack Rollins’i (Christian Bale), sahte belgesel tekniği ile anlatmayı tercih ederken, Robbie Clark’ın (Heath Ledger) varlığı duygusal bir aşk hikâyesi çerçevesinde gelişiyor. Oyuncuların hepsi oldukça başarılı performanslarla bu çok katmanlı filmin katmanlarını oluştururken anlatılar arası farklılık, bu katmanların belirginliğini arttırıyor. Fakat, bu postmodern anlatıya özgü bir biçimde, zamansızlık, bağlamdan kaçış ve anlatılar arası çeşitli geçişler hikâye boyunca varlığını sürdürüyor. Todd Haynes, ısrarla altı farklı anlatıyı izlediğimizi, fakat hepsinin tek bir anlatının potasında erittiğini vurguluyor. Tıpkı altı farklı karakteri, tek bir kişiliğin potasında erittiği gibi.

I’m Not There: Postmodern Bir Biyografi Girişimi

I’m Not There, aynı zamanda tutarlı bir zaman çizgisine bağlı kalmayı reddediyor. Altı farklı karakterin hepsi farklı yaş gruplarına tekabül eden dönemlerde bulunsa da tutarlı bir gelişim sürdürerek birbirlerinin devamı ya da sonrasını aktaran bir anlatının aracı gibi görünmüyorlar. Bob Dylan’ın inzivaya çekildiği dönemle paralel bir zaman dilimini anlattığını düşüneceğimiz Billy the Kid’in hikâyesi bir western anlatısı hâlindedir. Film seti olduğu açıkça belirgin kasabasıyla, gerçekten 19. yüzyıl Amerika’sına ve yaşantısına değil de sinematografik bir coğrafya olarak Vahşi Batı’ya ve onun zamansallığına gönderme yapan bir anlatı bu. Bütün olarak postmodern anlatı içerisinde hem anlatıyı hem karakteri hem zaman çizgisine tek bir bağlama bağlamayı reddeden Haynes, çoklu yapılar ve katmanlar içerisinde anlatı kurmayı tercih ediyor.

Taklit, şair, peygamber, yıldız, kanunsuz ve günah keçisi… Dylan’ın çok katmanlı ve anlaşılmaz karakterini anlamlı ve tutarlı bir hâle sokmanın başlı başına boşa bir çaba olduğunun kabulü ile başlıyor filmine Haynes. Bu diğer biyografi filmlerinde gördüğümüz tavrın tam aksini işaret ediyor. I’m Not There hem kendi türüne dair self refleksif bir sorgulama, hem karakter yapısını tek boyutlu görmeye dair bir itiraz, hem farklı anlatı ve parçaları belirli bir bağlama tutunmadan birleştirme yönünde postmodern bir çaba. Haynes, I’m Not There ile biyografi türünde aşılması zor bir eşiği aşıp, filmini yanına yaklaşılması zor bir klasik hâline getirmiş durumda. Biyografi ve kişiliğin çok katmanlı yapısı üzerine söyledikleri ise biyografi türü için ufuk açıcı olmaya devam ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information