Zorbalık ve hükmetme anlamlarına gelen tahakküm sözcüğü, eşitliğin ya başından itibaren var olmadığı ya bir süre sonra ortadan kalktığı bütün ilişkilerde egemen olanın eylemlerini tanımlar. Bourdieu, tahakküm ilişkilerinde yumuşak ve kurbanlar tarafından bile hissedilmeyen sembolik şiddetin var olduğuna dikkat çeker. Sistem, bu şiddeti çeşitli mekanizmalar ya da stratejiler kullanarak örtükleştirir. İkili ilişkilerden daha geniş toplumsal gruplar arasındaki ilişkilere kadar görülebilen tahakküm olgusu, kapitalist düzen çerçevesinde ele alındığında söz konusu şiddetin gizlenmesi ve olağanlaştırılması için kullanılan stratejilerde söylemin rolü belirleyicidir. Lacan’ın söylem kuramındaki ilk dört söylemde (efendi, histerik, üniversite ve analistin söylemi) özneyle arzu nesnesi arasında engeller bulunurken kapitalist söylemde nesnenin ulaşılmazlığı ortadan kalkar. Kapitalizm, özneye istediği nesneye her an erişebileceği düşüncesini telkin eden söylem ve göstergelerden oluşan bir dünya kurar. Bir internet sitesinde, reklam panolarında ya da eline tutuşturulan broşürde bu söylem ve göstergelerle sürekli karşılaşan özne, kısa sürede telkinlere koşut geliştirilen illüzyonun büyüsüne kapılarak sistemin sömüren ya da sömürülen tarafta duran bir parçası olur. Kapitalizmin temelinde bulunan bu ikiliği, av – avcı ekseninde ele alan Tunç Şahin, yeni filmi İnsanlar İkiye Ayrılır’da izleyiciyi sistemin ürettiği her türden ikiliğin nasıl inşa edildiğine, söylemin bu inşadaki etkinliğine ve ikiliklerdeki rollerin sabit kalıp kalmayacağına dair sorgulamaya yönlendiren bir anlatı kurar. Anlatılarda kahramanların söyleminin çözümlenmesine ilişkin Semiramis Yağcıoğlu, Roman Kahramanları ve Öznellik adlı kitabında kahramanların dili başkalarını baskı altına almak ya da özgürleştirmek için mi kullandığına dair temel bir soruya verilecek yanıtın önemine dikkat çeker. Yağcıoğlu’nun bu sorusundan hareketle İnsanlar İkiye Ayrılır’ı incelemeye başladığımızda yanıtlamamız gereken ilk soru, anlatının alt metninde gizlenen ama aslında daha filmin başında kendini gösteren kahramanın kim olduğudur. Kül Kedisi masalıyla yapılan reklamını izlediğimiz Kapital Anne, bu gizli kahramandır. Yetişkinlere anlatılan masalların da uyutma özelliğinin olmasına gönderimde bulunulan reklam, anlatı ilerledikçe gelişen olaylara bağlı olarak düşünüldüğünde, yalnızca Kül Kedisi’ni değil, Kırmızı Başlıklı Kız gibi başka bir masalı, hatta masalları çağrıştırır; çünkü birinin, diğerini uyutmak ve amaçlarını gerçekleştirmek için kurguladığı bütün hikâyelerde farklı kılıklara bürünen bir kurt mutlaka vardır. Filmdeki Kapital Anne de gerçek yüzünü gizlemek için kırmızı başlığın alternatifi bir maskeye gereksinim duyar ve filmin başka sahnelerinde de dikkatli izleyiciye doğrudan ya da dolaylı olarak kendini hissettirir. Özge Soysal’ın Lacan’ın kapitalist söylem türünü ele aldığı makalesinde de dikkat çektiği gibi kapitalist sistem, “eğlen, mutlu ol, zevk al” gibi sloganlarla insanları tüketime yönlendirir. Her şeyin kolayca ulaşılabilir olduğunu dikte ederken öznenin nesneye ulaşmak için gözünü karartarak hesapsız kitapsız davranmasından faydalanır ve sonunda nesnesini elde eden özne, bunun ederini karşılamakta güçlük çektiğinde kurt, maskesini, yavaş yavaş, istediği zamanlarda indirmeye başlar ya da İnsanlar İkiye Ayrılır’da Duygu ve Bahadır karakterlerinin Ceren’e karşı başlangıçta yaptıkları gibi maskeleri değiş tokuş ederler. ***Yazının bundan sonraki bölümü henüz izlemeyenler için İnsanlar İkiye Ayrılır ile ilgili izleme deneyimini etkileyebilecek detaylar (spoiler) içerebilir.*** İnsanlar İkiye Ayrılır: Bir Tahakküm Aracı Olarak Dil Eray Ege’nin kurucusu olduğu ve adını verdiği bir tahsilat şirketinde çalışan Duygu ve Bahadır, banka borcu olan insanların dosyalarını takip ederek bu borçların ödenmesinden çok daha fazlasının peşine düşerler. Borçlulardan biri, eski erkek arkadaşına güvenerek onun iş amaçlı bir yeri kiralamasına yardım etmek için bankadan kredi çeken;…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

Film, bu sistemde kimin hangi tarafta olduğunu, av – avcı ilişkisinin sabit kalıp kalmadığını irdelemek için yalnızca Ceren’in değil, Duygu ve Bahadır’la beraber diğer şirket çalışanlarının da az ya da çok geçmişlerini, hikâyelerini anlatmaya başlar. Geçmişin yansıtıldığı her sahne, çalışanların bu sisteme nasıl dâhil olduklarını gösterirken kapitalist sistemi yapılandırdığı söylem üzerinden deşifre eder.

Kullanıcı Puanları: 3.6 ( 13 oy)
90

Zorbalık ve hükmetme anlamlarına gelen tahakküm sözcüğü, eşitliğin ya başından itibaren var olmadığı ya bir süre sonra ortadan kalktığı bütün ilişkilerde egemen olanın eylemlerini tanımlar. Bourdieu, tahakküm ilişkilerinde yumuşak ve kurbanlar tarafından bile hissedilmeyen sembolik şiddetin var olduğuna dikkat çeker. Sistem, bu şiddeti çeşitli mekanizmalar ya da stratejiler kullanarak örtükleştirir. İkili ilişkilerden daha geniş toplumsal gruplar arasındaki ilişkilere kadar görülebilen tahakküm olgusu, kapitalist düzen çerçevesinde ele alındığında söz konusu şiddetin gizlenmesi ve olağanlaştırılması için kullanılan stratejilerde söylemin rolü belirleyicidir. Lacan’ın söylem kuramındaki ilk dört söylemde (efendi, histerik, üniversite ve analistin söylemi) özneyle arzu nesnesi arasında engeller bulunurken kapitalist söylemde nesnenin ulaşılmazlığı ortadan kalkar. Kapitalizm, özneye istediği nesneye her an erişebileceği düşüncesini telkin eden söylem ve göstergelerden oluşan bir dünya kurar. Bir internet sitesinde, reklam panolarında ya da eline tutuşturulan broşürde bu söylem ve göstergelerle sürekli karşılaşan özne, kısa sürede telkinlere koşut geliştirilen illüzyonun büyüsüne kapılarak sistemin sömüren ya da sömürülen tarafta duran bir parçası olur. Kapitalizmin temelinde bulunan bu ikiliği, av – avcı ekseninde ele alan Tunç Şahin, yeni filmi İnsanlar İkiye Ayrılır’da izleyiciyi sistemin ürettiği her türden ikiliğin nasıl inşa edildiğine, söylemin bu inşadaki etkinliğine ve ikiliklerdeki rollerin sabit kalıp kalmayacağına dair sorgulamaya yönlendiren bir anlatı kurar.

Anlatılarda kahramanların söyleminin çözümlenmesine ilişkin Semiramis Yağcıoğlu, Roman Kahramanları ve Öznellik adlı kitabında kahramanların dili başkalarını baskı altına almak ya da özgürleştirmek için mi kullandığına dair temel bir soruya verilecek yanıtın önemine dikkat çeker. Yağcıoğlu’nun bu sorusundan hareketle İnsanlar İkiye Ayrılır’ı incelemeye başladığımızda yanıtlamamız gereken ilk soru, anlatının alt metninde gizlenen ama aslında daha filmin başında kendini gösteren kahramanın kim olduğudur. Kül Kedisi masalıyla yapılan reklamını izlediğimiz Kapital Anne, bu gizli kahramandır. Yetişkinlere anlatılan masalların da uyutma özelliğinin olmasına gönderimde bulunulan reklam, anlatı ilerledikçe gelişen olaylara bağlı olarak düşünüldüğünde, yalnızca Kül Kedisi’ni değil, Kırmızı Başlıklı Kız gibi başka bir masalı, hatta masalları çağrıştırır; çünkü birinin, diğerini uyutmak ve amaçlarını gerçekleştirmek için kurguladığı bütün hikâyelerde farklı kılıklara bürünen bir kurt mutlaka vardır. Filmdeki Kapital Anne de gerçek yüzünü gizlemek için kırmızı başlığın alternatifi bir maskeye gereksinim duyar ve filmin başka sahnelerinde de dikkatli izleyiciye doğrudan ya da dolaylı olarak kendini hissettirir. Özge Soysal’ın Lacan’ın kapitalist söylem türünü ele aldığı makalesinde de dikkat çektiği gibi kapitalist sistem, “eğlen, mutlu ol, zevk al” gibi sloganlarla insanları tüketime yönlendirir. Her şeyin kolayca ulaşılabilir olduğunu dikte ederken öznenin nesneye ulaşmak için gözünü karartarak hesapsız kitapsız davranmasından faydalanır ve sonunda nesnesini elde eden özne, bunun ederini karşılamakta güçlük çektiğinde kurt, maskesini, yavaş yavaş, istediği zamanlarda indirmeye başlar ya da İnsanlar İkiye Ayrılır’da Duygu ve Bahadır karakterlerinin Ceren’e karşı başlangıçta yaptıkları gibi maskeleri değiş tokuş ederler.

***Yazının bundan sonraki bölümü henüz izlemeyenler için İnsanlar İkiye Ayrılır ile ilgili izleme deneyimini etkileyebilecek detaylar (spoiler) içerebilir.***

İnsanlar İkiye Ayrılır: Bir Tahakküm Aracı Olarak Dil

Eray Ege’nin kurucusu olduğu ve adını verdiği bir tahsilat şirketinde çalışan Duygu ve Bahadır, banka borcu olan insanların dosyalarını takip ederek bu borçların ödenmesinden çok daha fazlasının peşine düşerler. Borçlulardan biri, eski erkek arkadaşına güvenerek onun iş amaçlı bir yeri kiralamasına yardım etmek için bankadan kredi çeken; ancak kredinin ödemesi söz konusu olduğunda erkek arkadaşı tarafından terk edilen Ceren’dir. Birkaç yıl arayla Eray’ın şirketinde çalışmaya başlayan Duygu ve Bahadır’a eğitimlerde borçlunun psikolojisini yönetme stratejileri öğretilmiştir. Görüşmeyi yaptıkları odanın sıcaklığından ikilinin Ceren’e karşı tutumuna her şey önceden tasarlanmıştır. Buna bağlı olarak adıyla tezat bir kişiliğinin olduğunu düşünebileceğimiz Duygu’nun borçluyla empati kurmaktan yoksun tavrıyla ona hemen sözleşmeyi imzalatma adımına karşı Bahadır’ın “yardımsever/kurtarıcı kahraman” rolünü üstlenmesi, izledikleri stratejinin parçasıdır. Borçlunun duygusal boşluğundan yararlanmaları için Ceren’in Bahadır’ın yönlendirmelerine teslim olması gerekir. Simmel, tahakküm arzusunun, boyun eğenin içsel direncinin kırmaya yönelik olduğunu belirtir. Duygu, Ceren’i baskı altında tutarken Bahadır, onu rahatlatmaya çalışırmış gibi görünür ama aslında güvenini kazanmak için uğraşır. Hem bankanın borçluların kişisel bilgilerini şirkete vermesi hem kısa zamanda tanıyıp yakınlaşmaları sonucunda eski sevgilisinin onu yüz üstü bırakması nedeniyle Ceren’in hayatındaki boşluğun birine karşı güven duygusunun eksikliği olduğunu fark eden Bahadır, bu güveni sağlar. Böylece Ceren’i tamamen tahakküm altına almak için iki farklı taktik uygulayarak hedeflerine bir adım daha yaklaşırlar. Bu da Ceren’in Bahadır’a, ama temelde ikilinin temsil ettiği, aracısı olduğu yapıya karşı direncinin kırılması demektir. Nitekim, Ceren’le teke tek görüşmelerinde her ikisi de bir süre sonra birbirini kötülemeye başlar ve Ceren’de “Duygu, hep benden bir şeyler isterken Bahadır, karşılık beklemeden bana yardımcı olmaya çalışıyor” düşüncesinin oluşmasına neden olurlar.

Sistemin beklentilerinin Duygu’yla Bahadır arasında rekabete de yol açtığı, su götürmez bir gerçektir; ancak böyle bir rekabet, ikisinden çok yine sisteme yaramaktadır. Sonunda bu üçlü arasındaki ilişkiler ağı ne kadar girift bir duruma gelirse sistem, “Çaresiz değilsiniz” diyerek kırmızı ya da başka renkte bir başlığını takıp “yardım” elini uzatacak ve her biri, kendi içinde, kimi borcunu nasıl ödeyeceğiyle ilgili, kimi yaptığı iş nedeniyle vicdanıyla hesaplaşmaya başlamak gibi farklı nedenlerle çatışma yaşadığında onlara göz kırpan “tatlı” masalsı reklam kahramanının göstergesi olduğu sistemin bir kez daha akıllarını çelmesine izin verecekler, biri borcundan daha yüksek bir meblağın altına imza atacak, diğerleri de hayatlarını sürdürebilmek için bu işi yapmak zorunda olduklarına kendilerini yeniden ikna edeceklerdir. Peki, ya başka bir yol varsa? Böyle bir yolun olup olmadığı, son sahnede Duygu’nun sorduğu sorunun yanıtı için uygulamaya geçildiğinde öğrenilecektir. Film, bu sistemde kimin hangi tarafta olduğunu, av – avcı ilişkisinin sabit kalıp kalmadığını irdelemek için yalnızca Ceren’in değil, Duygu ve Bahadır’la beraber diğer şirket çalışanlarının da az ya da çok geçmişlerini, hikâyelerini anlatmaya başlar. Geçmişin yansıtıldığı her sahne, çalışanların bu sisteme nasıl dâhil olduklarını gösterirken kapitalist sistemi yapılandırdığı söylem üzerinden deşifre eder. Duygu, iş başvurusu yapıp eğitim seminerlerine katıldığı sırada kredi kartı takibe takılmıştır. Bir başka çalışan Tilbe, birçok yerde çalışmış, çoğundan parasını alamamıştır. Bahadır da benzer biçimde zor durumdayken Eray’ın şirketinin avucuna düşmüştür. Şirketin onlardan beklediği, borçluları çeşitli stratejiler kullanarak tahakküm altına alıp her dosyayı yüksek tahsilatla sonuçlandırmalarıdır. Eray, iş başvurusu yapan adaylara borçlunun ne hissettiğini hiçbir zaman önemsememeleri ve alacaklı olmayı öğrenmeleri gerektiğini dikte eder en başta. Ardından gizlilik ve güvenliğin temel kural olduğunu söylese de ortak çalıştıkları bankadan borçluların tüm kişisel bilgilerini alarak her türlü kişilik hakkını yok saymaları, kapitalist söylemin güvenliğe ilişkin bütün savlarının yalnızca bir illüzyon olduğunun göstergesidir. Bu gerçeği öğrenen ve içselleştiren Bahadır da buradan hareketle Ceren’le bir akşam arabada konuşurlarken ona “Bana güveniyor musun?” diye sorar. Aslında bu bir soru değil, Ceren’e “Bana güvenmelisin” demenin farklı bir yoludur ve neticede Bahadır, ona borçluların zaaflarını, açıklarını, yumuşak karnını aramasını öğreten seminerlerin hakkını vererek Ceren üzerinde tahakküm kurmayı başarır. Yine filmin başka bir sahnesinde Kapital Bank’ın reklam panosundaki görselinde bulunan “Bizimle güvendesiniz” sloganı da söylem aracılığıyla müşterinin güvenini kazanmayı amaçlarken Bahadır’ın söyleminde olduğu gibi alıcıyı tahakkümü altına almak için dili kullanır. Bahadır, bu sistemin hizmetkârlarından biriyken reklamdaki sloganın yanında bulunan görsel, doğrudan sistemin kendisini temsil eder. Sistemin kendisinin bir reklam panosunda yer alan sempatik bir görselle temsil edilmesi de sistemin gerçek yüzünü nasıl örtükleştirdiğinin göstergesidir. Sistemin kendisini ve kurumlarını korumaya yönelik tedbirler, Ceren’in dosyası nedeniyle bankanın açtığı soruşturmayı yürüten Müge’nin, Duygu’nun ifade verirken kurum adından bahsettiği sırada kaydı durdurup kurumdan bahsedilmemesini istemesinde de dikkati çeker. Kurum adlarının “temiz” kalmasına gösterilen özen, tahakküm kurdukları insanların hayatları için elbette gösterilmez ve Duygu’yla Bahadır’ın ifadelerinin alındığı camekânın hapishanenin demir parmaklıklarını çağrıştıran bir biçimde çevrili olması, diğer yandan da şeffaflığıyla yine yanılsamaya neden olması, Ceren’le beraber Duygu ve Bahadır’ın da sistem tarafından kuşatıldıklarını yansıtır. Eray ve Müge, bu soruşturmanın nasıl sonuçlanacağına çoktan karar vermişlerdir.

İnsanlar İkiye Ayrılır: Söylemde Örtükleştirilen Özne

Eray, eğitimlerde sık sık “İnsanlar ikiye ayrılırlar” tümcesini kurar ve şöyle devam eder: “Borçlu/alacaklı, patron/çalışan, zengin/fakir. Bunlardan hangisi olacağınıza siz karar veremiyorsunuz ama av mı ya da avcı mı olacağınıza siz karar veriyorsunuz”. Filme adını veren o ilk tümce, sistemi kullandığı stratejilerden yapılandırdığı söyleme, birçok yönüyle, irdeleyen anlatının derdini çok net biçimde özetler niteliktedir. Eray’ın “İnsanlar ikiye ayrılır” derken kullandığı edilgen yapı, aslında “Sistem, insanları ikiye ayırır” tümcesiyle anlatılabilecek bir gerçeği, insanları çeşitli biçimlerde sınıflandıran özneyi, yani sistemi örtükleştirir. Böylelikle film, Eray’ın söyleminin de son anda izleyiciye göz kırpan, hikâyenin asıl kahramanını maskelemeye hizmet ettiğine ve kapitalizmin insanları söylem aracılığıyla da sınıflara ayırdığına, karşıtlıklar yarattığına, sömürüyü olağanlaştırıp yoluna devam ettiğine gönderimde bulunurken o asıl kahramanın kurguladığı hikâyenin parçaları olmak zorunda kalan Ceren, Duygu ve Bahadır’ın hikâyeyi kurgulayan tarafa geçme olanakları üzerine hikâyesini tamamlar. Başka olanakları düşünmeyi fitilleyen ise Duygu’nun ifade verirken Müge’ye söylediği, ama aslında aklından çok önceden geçmeye başlayan düşünceleri yansıtan şu sözler olur: “Bilmiyoruz ki kimlerin hayatını mahvettik? Kim intihar etti? Kim hayatta kaldı? Bilmiyoruz”. Filmin kronolojik ilerlemeyen, zaman atlamaları ve dönüşlerle hikâyesini anlatmayı tercih eden yapısında Duygu’nun bu sözleri, ilk elden, bir vicdan muhasebesi olarak görülebilir ki elbette kendi yaptıklarıyla beraber parçası olduğu sistemi sorguladığı bu sahne, bir yandan vicdanıyla hesaplaşmasını gösterir; ancak aynı zamanda – küçük ölçekte, Eray’ın şirketi çerçevesinde – kurulu düzene karşı, onu eleştiren sorular sormaya başlamak, onun söylemine alternatif bir söylem yapılandırmanın ve sonrasında başka bir yol aramanın da başlangıcıdır.

Kaynakça

Bourdieu, P. (2015). Eril Tahakküm. Çev. Bediz Yılmaz. Bağlam Yayıncılık: İstanbul.
Lacan, J. (1998). “The Seminar of Jacques Lacan”. Feminine Sexuality The Limits of Love and Knowledge. Ed. Jacques-Alain Miller. Çev. Bruce Fink. W.W. Norton & Company: New York.
Simmel, G. (2004). “Tahakküm”. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası. Çev. Serkan Gölbaşı. C. 62. S. 1-2. ss. 489-514. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuhfm/issue/9078/113282
Soysal, Ö. (2006). “Günümüz Psikopatolojilerine Günümüz Söylemi Bağlamında Lacancı Bir Bakış”. Psikanaliz Yazıları. Bağlam Yayıncılık: İstanbul.
Yağcıoğlu, S. (2021). Roman Kahramanları ve Öznellik: Söylem, İdeoloji ve Coğrafya. Öteki Yayınevi: İstanbul.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information