Seyrettiklerimden fazlasıyla haz duyduğum açılış filmlerinin ardından 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali, tatsız sürprizler yaşattı ikinci gününde. Dördüncü uzun metrajlısıyla karşımıza çıkan Cemil Ağacıkoğlu'nun Kafes isimli filminin, seçkideki en zayıf yapım olarak anılacağını öngörmek çok da zor değil. Şöyle bir konudan bahsetmeye çalışacak olursam; varlığından haberdar olduğumuz ama pek de uğramadığımız İstanbul'un o loş sokaklarından birinde, eskiden polislik yapmış ama açılıştaki bağlamla organik bir bağ kuramamış sahnede kariyerinin bu kısmının sona erdiği anlatılmaya çalışılan ve şimdilerde bir otelde çalışarak geçinme uğraşına girmiş Hasan adında bir adam yaşamakta. Çoğunlukla seks işçiliğiyle para kazanan göçmen kadınların konakladığı bu oteldeki iş, Hasan'ın sefaletini sonlandırmaya yeterli gelmiyor. Herhangi bir yere yansıtmayı başaramadığı, sadece dilinde kalan öfkesiyle, Türkiye sineması dahilinde görmekten yorulduğumuz bu toksik maskülinitenin 2021 temsilcisi Hasan, asla çözemediğimiz ve senaryonun da anlatmaktan imtina ettiği, onu avukatlara mecbur bırakan, geçmişten kalma bir meseleye de sahip. Filmin asla kim olduğu bahsini açmadığı Civan ve Kasap karakterleriyle muhtemelen yine senaryoya dökülmemiş, ama yönetmen/senaristin zihnindeki planda mühim rolleri olan isimlerle daha da büyük bir buhrana kollarını açıyor. Kafes: Sözün Başlamadan Bittiği Yer Ardında pek de memnun bir izleyici bırakmayan Kafes ile alakalı en büyük sıkıntı, konuyu festival broşürlerinden okuma gereksinimi duyduracak derecede yetisiz olması. Hikâyenin sırra kadem basmış kısımlarının sayısı bir hayli fazla. En başından başlayacak olursak; ana karakterin geçmişini öğrenemiyor, polislik günlerinden miras problemlerinin köküne bir türlü inemiyoruz. Hasan birini mi öldürdü? Ona kumpas mı kuruldu? Terörle mi mücadele ediyordu? Bu polisler ile jandarma arasında bir gerilimin ürünü mü? Hiçbir bilgi yok. Arka fondaki televizyondan bir mesaj almamızı arzu eden film, anlatısının büyük bir kısmını Hasan'ın geçmişindeki çatışma üzerinden kurmaya çalıştığı için de kurgu masasında unutulmuş ve ne acıdır ki hiç çekilmemiş, belki de hiç yazılmamış sahnelerin yokluğunu bir hayli hissediyoruz. İşin garibi söylenmemiş bir cümleyi kurma derdi bulunmadığı gibi, söylenmişi tekrarlamaya da pek niyeti yok yönetmen/senarist Cemil Ağacıkoğlu'nun. Kafes özelinde tek yaptığı, bağımsız sinemamızın klişeleri eşliğinde yoksulluğu tadan birini resmetmesi. Arkadaşının yanında yemek yiyemeyip, otel misafirlerinden birinin yaptığı makarnayı kuru ekmekle mideye indirirken bile anlatmak istediğini geçiremiyor izleyiciye. Hikâye anlatma sanatının temelleri karakter ve katarsis inşası ile atıldığı için bu iki alanda da hiçbir şeyi dallanıp budaklandırmama ısrarı epey kafa karıştırıcı. Kafes seyirciye mesai harcatarak bir beyin jimnastiği yaptırmak istiyorsa buna da açığız; fakat ortada bir öykü yok. Yine örneklendirecek olursam, sözde yol arkadaşı olarak kullanılan İlona karakterinden de bahsedilebilir. Evet, Türkiye'de seks işçilerinin herhangi bir hakka sahip olmadan, zor koşullarda çalıştıklarına dair asla yüksek sesle söylenmeyen, hatta görmezden gelinen bir gerçek var. Ama Kafes bununla da ilgilenmiyor. İlona'yı bile kartondan bir set parçası gibi kullanıyor. Bu karakter sürdüğü hayattan kurtulmak mı istiyor, Hasan'a yoldaşlık mı ediyor, geri döndüğünde elinden tutacak biri olacak mı gibi birtakım cevapsız sual de buraya monte edilmiş. Öyle ki karakter misyonunu tamamladığı anda (misyon demeye de ne hacet) İlona'yı pattadak gökten zembille alıp sahneden çekiyor. Hasan'ın kardeşi ve kardeşinin patronu var bir de manzarada, onları da unutmayalım. Kötü yazılmış diyaloglara, inandırıcılığın zerresini barındırmayan tartışmalara anlam yüklemeden finale gelebilirseniz, sıkıştığında yardım aldığı bu cephenin sırf intihar görevini kabul etmek için…

Yazar Puanı

Puan - 10%

10%

Filmde olup biten sınırlı miktardaki olayın bir karşılığı, bir mesajı yok. Teknik tarafı da benzer bir şekilde noksanlardan ibaret. Odak noktasını hep yanlış seçen görüntü yönetiminden, itinasızca yapılmış kurgusuna kadar sadece kötü değil, amatör de bir iş ayrıca. Sinemada sözün başlamadan bittiği bir yer varsa, oradayız tam olarak.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 oy)
10


Seyrettiklerimden fazlasıyla haz duyduğum açılış filmlerinin ardından 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali, tatsız sürprizler yaşattı ikinci gününde. Dördüncü uzun metrajlısıyla karşımıza çıkan Cemil Ağacıkoğlu’nun Kafes isimli filminin, seçkideki en zayıf yapım olarak anılacağını öngörmek çok da zor değil. Şöyle bir konudan bahsetmeye çalışacak olursam; varlığından haberdar olduğumuz ama pek de uğramadığımız İstanbul’un o loş sokaklarından birinde, eskiden polislik yapmış ama açılıştaki bağlamla organik bir bağ kuramamış sahnede kariyerinin bu kısmının sona erdiği anlatılmaya çalışılan ve şimdilerde bir otelde çalışarak geçinme uğraşına girmiş Hasan adında bir adam yaşamakta. Çoğunlukla seks işçiliğiyle para kazanan göçmen kadınların konakladığı bu oteldeki iş, Hasan’ın sefaletini sonlandırmaya yeterli gelmiyor. Herhangi bir yere yansıtmayı başaramadığı, sadece dilinde kalan öfkesiyle, Türkiye sineması dahilinde görmekten yorulduğumuz bu toksik maskülinitenin 2021 temsilcisi Hasan, asla çözemediğimiz ve senaryonun da anlatmaktan imtina ettiği, onu avukatlara mecbur bırakan, geçmişten kalma bir meseleye de sahip. Filmin asla kim olduğu bahsini açmadığı Civan ve Kasap karakterleriyle muhtemelen yine senaryoya dökülmemiş, ama yönetmen/senaristin zihnindeki planda mühim rolleri olan isimlerle daha da büyük bir buhrana kollarını açıyor.

Kafes: Sözün Başlamadan Bittiği Yer

Ardında pek de memnun bir izleyici bırakmayan Kafes ile alakalı en büyük sıkıntı, konuyu festival broşürlerinden okuma gereksinimi duyduracak derecede yetisiz olması. Hikâyenin sırra kadem basmış kısımlarının sayısı bir hayli fazla. En başından başlayacak olursak; ana karakterin geçmişini öğrenemiyor, polislik günlerinden miras problemlerinin köküne bir türlü inemiyoruz. Hasan birini mi öldürdü? Ona kumpas mı kuruldu? Terörle mi mücadele ediyordu? Bu polisler ile jandarma arasında bir gerilimin ürünü mü? Hiçbir bilgi yok. Arka fondaki televizyondan bir mesaj almamızı arzu eden film, anlatısının büyük bir kısmını Hasan’ın geçmişindeki çatışma üzerinden kurmaya çalıştığı için de kurgu masasında unutulmuş ve ne acıdır ki hiç çekilmemiş, belki de hiç yazılmamış sahnelerin yokluğunu bir hayli hissediyoruz. İşin garibi söylenmemiş bir cümleyi kurma derdi bulunmadığı gibi, söylenmişi tekrarlamaya da pek niyeti yok yönetmen/senarist Cemil Ağacıkoğlu’nun. Kafes özelinde tek yaptığı, bağımsız sinemamızın klişeleri eşliğinde yoksulluğu tadan birini resmetmesi. Arkadaşının yanında yemek yiyemeyip, otel misafirlerinden birinin yaptığı makarnayı kuru ekmekle mideye indirirken bile anlatmak istediğini geçiremiyor izleyiciye.

Hikâye anlatma sanatının temelleri karakter ve katarsis inşası ile atıldığı için bu iki alanda da hiçbir şeyi dallanıp budaklandırmama ısrarı epey kafa karıştırıcı. Kafes seyirciye mesai harcatarak bir beyin jimnastiği yaptırmak istiyorsa buna da açığız; fakat ortada bir öykü yok. Yine örneklendirecek olursam, sözde yol arkadaşı olarak kullanılan İlona karakterinden de bahsedilebilir. Evet, Türkiye’de seks işçilerinin herhangi bir hakka sahip olmadan, zor koşullarda çalıştıklarına dair asla yüksek sesle söylenmeyen, hatta görmezden gelinen bir gerçek var. Ama Kafes bununla da ilgilenmiyor. İlona’yı bile kartondan bir set parçası gibi kullanıyor. Bu karakter sürdüğü hayattan kurtulmak mı istiyor, Hasan’a yoldaşlık mı ediyor, geri döndüğünde elinden tutacak biri olacak mı gibi birtakım cevapsız sual de buraya monte edilmiş. Öyle ki karakter misyonunu tamamladığı anda (misyon demeye de ne hacet) İlona’yı pattadak gökten zembille alıp sahneden çekiyor. Hasan’ın kardeşi ve kardeşinin patronu var bir de manzarada, onları da unutmayalım. Kötü yazılmış diyaloglara, inandırıcılığın zerresini barındırmayan tartışmalara anlam yüklemeden finale gelebilirseniz, sıkıştığında yardım aldığı bu cephenin sırf intihar görevini kabul etmek için bir infilak uyarıcısı olarak kullanıldığını da görebiliyorsunuz. Yani tıpkı İlona karakteri gibi bu ikili de bir dekor Kafes için.

Daha da konuştukça sahne sahne bir sürü kusur saymak mümkün. Hasan’ın sözde yakın arkadaşı Yahya ile olan ilişkisinin perde arkasıyla ilgili tek bir ipucu verilmemesi, çok zorlama bir fikrin temsilcisi olarak “köpek” üzerinden imgesel denemeler ve aceleye getirilmiş hissiyatı veren finalin kurgusal sınırlarını aşan yapaylığı da konuşulabilir. Ama mesele şu ki; Kafes, üzerine mesai yapılacak bir tabak koymuyor masaya. Filmde olup biten sınırlı miktardaki olayın bir karşılığı, bir mesajı yok. Teknik tarafı da benzer bir şekilde noksanlardan ibaret. Odak noktasını hep yanlış seçen görüntü yönetiminden, itinasızca yapılmış kurgusuna kadar sadece kötü değil, amatör de bir iş ayrıca. Sinemada sözün başlamadan bittiği bir yer varsa, oradayız tam olarak. Çünkü bu acemiliğin, film yapma arzusunun imkânsızlıklarından çok her alanda yetersiz bir sinemacılıktan kaynaklandığı çok net anlaşılıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information