Morton Deutsch, güven duygusunun, insanların en derin kaygıları ve en karanlık korkularıyla ilgili en yüksek umutlarının ve gereksinimlerinin hassas bir biçimde yan yana getirilmesini içerdiğini belirtir. Birbirine bu denli karşıt duyguları taşımasının sonucunda insan, kendini savunmasız hissettiğinde ve birine güvenmesi gerektiğinde güçlü bir yaklaşma – kaçınma çatışması yaşar. Güven üzerine modern kuramın kurucusu olarak kabul edilen Morton Deutsch’tan başlayarak bağlanma ve psikososyal gelişim kuramları çerçevesinde güven duygusuna ilişkin elde edilmiş bulguların bir derlemesini yapan Jeffry A. Simpson, bireyin erken yaşlarda bu duyguya yönelik deneyimlerinin gelecekteki ilişkilerini yapılandırdığına dikkat çeker. Söz konusu deneyimler, bireyin –hangi türde (aşk, arkadaşlık vd.) olursa olsun – ilişkiye başlayıp başlamama ve sürdürme konusundaki kararlarını etkiler. Yönetmenliğini Zeynep Günay Tan ve Seren Yüce’nin üstlendiği, Netflix’in yeni dizisi Kulüp’te karakterlerin geçmişleriyle bağlantılı olarak anlatı zamanındaki ilişkilerini çoğunlukla biçimlendiren, güven duygusudur. Bu duygunun varlığı ya da yokluğu, karakterler arasında dayanışma ya da çatışmalara neden olur. Temel hikâye, Matilda’nın (Gökçe Bahadır) on yedi yıl sonra genel afla hapisten çıkarak kendisini hiç tanımayan kızı Raşel’in (Asude Kalebek) çocukluğunda ve gençliğindeki boşluğu doldurabilme çabası üzerine kuruludur. Matilda’yla Raşel arasındaki ilişkiye koşut gelişen diğer hikâyeler de karakterlerin hem kişisel hem ikili serüvenlerini biçimlendirir.

Matilda’yla Raşel’in ilişkisi, gerilimi yüksek bir yerden başlar. Matilda’nın hapiste olduğu yıllarda yetimhanede büyüyen Raşel’e ailesiyle ilgili başka bir hikâye anlatılmıştır. On yedi yıl sonra karşı karşıya geldiklerinde önlerinde katetmeleri gereken uzun bir yol vardır. İkinci bölümde Raşel’in Matilda’ya bedenindeki yara izlerini gösterdiği sahne, bu yolun öyle kolay alınamayacağını hissettirir. İnsanın, yaralarının nerede, nasıl açıldığını bilmeyen biriyle yakınlık kurması zordur ve Raşel de ilk defa gördüğü biriyle her şeyin yolunda olduğu bir anne – kız ilişkisi kurmakta güçlük çeker, hatta böyle bir ilişkinin kurulmaması için direnir. Onun yaşamındaki eksikliklerin tamamlanması, göster(eme)diği yaralarının onarılması, Matilda’nın karşılık beklemeden ve sabrederek ona doğru atacağı adımlara bağlıdır. Bunun için Matilda’nın dönüp ona hatırlatması gereken an, kızıyla aralarındaki ilk bağın kurulduğu ama sonrasında hapiste olması nedeniyle bu bağın güçlenemediği zamandır. Başka bir deyişle, Matilda, Raşel’e çok daha eski, kimsenin bilmediği bir izi bildiğini hatırlatmalı ve daha da önemlisi kendi hikâyesini anlatmalıdır.

***Yazının bundan sonraki bölümü henüz izlemeyenler için Kulüp ile ilgili izleme deneyimini etkileyebilecek detaylar (spoiler) içerebilir.***

En Karanlık Korkularla Yeni Bir Hayat Kurma Arzusu Arasında Kalmak

Raşel, çocukluğunda kendisine anlatılandan başka bir gerçeğin olduğunu sindirmeye çalışırken geçmişinde yeni boşluklar açılır ve yeni soru işaretleri de beraberinde gelir. Babasının kim olduğunu merak eder. Her bölümün başında verilen, anlatı zamanından on yedi yıl öncesine ait kesitlerle beraber Matilda’nın hikâyesi aktarılmaya başlar. Raşel’in annesi hakkında öğrendiği her yeni bilgi, bazen aralarındaki mesafenin olduğu gibi kalmasına neden olurken – örneğin Matilda’nın birini öldürdüğü için hapse girmiş olması gibi – bazen, gerçeği doğrudan Matilda’dan öğrendiğinde, çatışmanın dayanışmaya dönüşmesi için kapının aralanmasını sağlar. Bu bağlamda anlatıdaki önemli sahnelerden biri, Matilda’nın Raşel’i çocukluğunun geçtiği evin önüne götürerek o mekânda birçok şeyi anlattığı akşamdır. Matilda’nın babasının varlık vergisinden paylarına düşeni ödemesine rağmen biri, asılsız bir iddiayla babası ve ağabeyinin Aşkale çalışma kampına götürülmesine neden olur. Aşkale’ye götürüldükleri gün, Matilda’nın babasıyla ağabeyini son görüşüdür. Onlara ihanet eden ise babasının en güvendiği çalışanı Mümtaz, yani Raşel’in babasıdır. Matilda, bunun üzerine Mümtaz’ı öldürdüğünü söyler ama o adamın, Raşel’in babası olduğunu kızına söyleyemez. Hikâyesini eksik bile olsa anlatması, ikisi için önemli bir aşamadır. Fatmagül Berktay, Tarihin Cinsiyeti’nde farklı kuşaklardan kadınların deneyimlerinin birbirlerine aktarılmasının önemine dikkat çekerken söz konusu aktarım, Matilda’yla Raşel arasında olduğu gibi, iki kadını yakınlaştırır ve birbirlerini anlamalarına zemin hazırlar; çünkü Matilda’nın kişisel tarihi, kayda geçirilenlerden ve görünenden çok daha farklıdır. Anlatının ilerleyen bölümlerindeki bir sahnede Mevlânâ’nın “görünene razı olma” sözünün alıntılanması, bu bağlamda da okunabilir.

Raşel’in annesiyle aralarında güçlü bir bağ kurabilmelerindeki temel sorun olan güvensizlik, aslında Matilda’nın yaşamını çok daha öncesinden altüst eden ve kuşatan bir duygudur. Bu duygunun neden olduğu kaygıları, Matilda’nın, kızının başkalarıyla ilişkilerine müdahale etme refleksini ortaya çıkarır. Raşel’in İsmet’le (Barış Arduç) ilişkisinden tedirgindir; çünkü bu ilişki, ona Mümtaz’la geçmişini hatırlatır. Raşel, Yahudi olduğunu İsmet’ten saklar, adının da Aysel olduğunu söyler. Matilda, Raşel’in kimliğini gizleyerek bu ilişkiyi sürdürdüğünün ve gizledikleri açığa çıktığında ayrılacaklarının farkındadır. Mümtaz, Matilda’nın Yahudi olduğunu bilir; ancak onları ihbar etmeden kısa bir süre önce, farklı dinlerden oldukları için ilişkilerine onay alamayacaklarını söyleyerek ihanetinden sonra kaçabilmek için kendine bir yol hazırlar ya da vicdanını “temize” çekmeye çalışır. Matilda, kendisiyle aynı yollardan geçmemesi için Raşel’i uyarır. Antisemitizmin ve politik iklimin yalnızca büyük ölçekli değil, küçük ölçekli ilişkileri de etkilediğini yaşayarak öğrenmiştir. Nitekim, Matilda’nın kızına ilişkin kaygıları sürerken Raşel’le İsmet’in ilişkisi de belki farklı yollardan ama aynı sona ilerler. Raşel, gerçek adını ve Yahudi olduğunu söylediğinde İsmet’ten tokat yer. Karısına sürekli fiziksel şiddet uygulayan Ali Şeker’in oğlu İsmet, tam da bu nedenle çatışma içinde olduğu babasından devraldığı erkeklik rolünü sürdürerek – Raşel’i anlamak yerine – ona fiziksel şiddetle karşılık verir. Antisemitizm ataerkiyle birleştiğinde Raşel, daha da çeperlere itilmiş bir ‘öteki’dir. Matilda’nın bu tokadın izini gördüğünde “Aşk diye sana bunu mu vaat etti?” sorusunun verilmeyen yanıtı da aşk adı altında parıltılı bir ambalaj içinde sunulan ilişkinin sureti yerine aslını, fiziksel şiddetle beraber karşı tarafa hissettirilen değersizlik duygusunu ortaya koyar. Raşel’in yaşı nedeniyle annesine sorduğu sorularda da (ilk kim öptü, vb.) dikkati çeken romantizmi, yaşamı deneyimledikçe yerini gerçekliğe bırakır. Dizinin yayınlanan ilk yarısının sonunda, sözlendiği Mordo’ya İsmet’le ilişkileri sırasında gebe kaldığını açıklar. Mordo’nun İsrail’e gidip kendilerine yeni bir hayat kurma teklifini kabul ederek İsmet’le o değersizlik duygusunun her fırsatta artacağı ve sonunun nereye varacağı belli olan bir ilişkiyi sürüklemek yerine birine güven duyabildiği bir beraberliği seçer.

Matilda’nın deneyimleri, bir yandan kızıyla ilişkisini etkilerken bir yandan da anlatının temel mekânı olan Kulüp’teki insanlarla da yollarının kesişmesine neden olur. Buradaki kilit karakter de Çelebi’dir. Raşel’in başı Çelebi’yle derde girince Matilda, Çelebi’nin kızından şikayetini geri çekmesi için Kulüp’te çamaşırcı olarak çalışmayı kabul eder. Matilda’yla Çelebi arasındaki, anlatının sonlarına doğru arka planı tam olarak ortaya konan gerilimin ilk bölümden başlayarak izini sürebileceğimiz temel gösterge, güvercinlerdir. Bir leitmotif olarak kullanılan güvercinler ve kanat sesleri; Matilda, Mümtaz ve Çelebi’yi ilgilendiren geçmişi, sırları, hesaplaşmayı çağrıştırır. Güvercinlerin kanat seslerini ilk duyduğumuz yer, Matilda’nın Mümtaz’ı öldürdüğü sahnedir. İkinci bölümde Çelebi’nin güvercinlerle olan ve ondan bir önceki flashback sahnesi, bu bağlantıları kurmaya başlar. Çelebi, İstanbul’a ilk geldiğinde Matilda’nın babasının yanında çaycı olarak işe girmiştir. Anlatı ilerledikçe gerçek adının Aziz Somuncuoğlu olduğunu öğrendiğimiz Çelebi, bölüm başlarındaki geçmişe ait bir sahnede Mümtaz’a güvenilmeyeceğini belirten bir mektup yazar. Bu mektup, amacına ve muhatabına ulaşır mı, bilinmez; ancak Matilda, düşmanın planlarının açığa çıktığı gün olarak kutlanan Purim bayramında Çelebi’nin gerçek adıyla beraber babasının kasasını soyduğu için hapse girdiğini, Mümtaz’la aynı köyden olduğunu öğrenir. İlk yarının sonunda Çelebi, güvercinleri özgür bırakır; ancak öfkesi yine geçmemiştir. Kimliğinin ve geçmişinin Matilda tarafından öğrenilmesi, onun için bir yenilgidir ve bir gün Matilda, Kulüp’e geldiğinde onu eşyalarını toplarken görür. Kaybettiğini kabul ederek gider; ancak bu sahne, aralarındaki çatışmanın sonu mudur? Bu sorunun, dizinin yayınlanacak ikinci yarısından sonra yanıtlanması mümkündür.

“Hevesi Terbiye Edilmek İstenen” Adamlar: Selim ve Orhan

Kulüp’te anlatı boyunca süren Matilda-Çelebi çatışması, geçmiş bir hesaplaşmaya dayanırken Çelebi’nin – özellikle son bölümlerde – Matilda’yı birkaç kez mekânın yeni assolisti Selim Songür’e (Salih Bademci) çok güvenmemesi konusunda uyarması dikkat çeker. On yedi yıl önce benzer biçimde Matilda’nın babasını Mümtaz’la ilgili uyardığı bir mektup yazması, Çelebi’nin amacını sorgulatırken anlatının ilk yarısında diğer insanların (Matilda-Selim ve Orhan-Selim) kurdukları ilişki düşünüldüğünde Selim konusunda haksız çıktığı sonucuna ulaştırır. Matilda’yla Raşel ve Çelebi’yle Matilda’nın ilişkileri, farklı nedenlerle de olsa çoğunlukla – en azından bir süre – çatışma temelinde ilerlerken anlatıda karakterler arası dayanışmanın olduğu ve güven üzerine kurulu ilişkiler de hikâyenin izleğinin farklı bir açıdan değerlendirilmesini sağlar. Selim’in diğer karakterlerle olan ilişkisinde belirleyici unsur, bu defa onun karşısındakine değil, başkalarının ona duyduğu güvendir. 1950’lerin gece hayatının alışık olmadığı bir gösteri sunmak isteyen Selim, derdini anlatmak için çaldığı kapılardan hep geri çevrilir. Hatta yaka paça kovulur. Ailesinin gözünde ise utanç kaynağı olan bir soytarıdır. Ona güvenerek bir şans veren, Kulüp’ün sahibi Orhan Şahin (Metin Akdülger) olur. Selim Songür afişleri, Beyoğlu’nun duvarlarını ve gazeteleri kapladığında sahneye ilk kez çıkacağı gün, ailesinden aldığı tepki, her şeyi bırakıp kaçmasına yol açar. Sahneye çıkıp hayalini kurduğu gösteriyi yapamayacağını düşündüğü bir anda onu zorlamak yerine özgür bırakarak kaçmasına yardımcı olan Matilda, aralarında güvene dayalı kurulacak bir ilişkinin ilk adımını atar ve bir süre sonra Selim’in yaralarını gösterebilecek kadar yakın hissettiği nadir karakterlerden biri olur. Karakterin amaçlarından biri, hayallerini gerçekleştirmekken diğeri de ailesinin, özellikle babasının, onayını alabilmektir. Selim, en büyük iç çatışmayı bu iki temel amacı arasında yaşar. Bir gün Orhan, ona radyodan gelen program teklifinden bahsettiğinde görselliğin başat konumda olduğu bir performans sunduğu için önce radyoya çıkmak istemez. Sonra bu teklifi kabul etme nedenini Matilda’ya açıklar. Babasının onu radyodan dinlediği anı hayal etmiştir. Yine istediği, babasına sesini duyurmak, onun onayını almaktır.

Selim’in babasıyla arasındaki meselenin benzeri, farklı şartlarda da olsa, Orhan’la annesi Mevhibe arasında da hissedilir. Pek çok anlatıda onun konumda olup genellikle sert mizaçlı ya da salt kötü olarak betimlenen patron streotipinin aksine hem kendi içinde hem başkalarıyla yaşadığı çatışmaların derinlikli biçimde işlenmesiyle ayrıksı bir kulüp sahibi olarak karşımıza çıkan Orhan, İstanbul gece hayatında daha önce eşi görülmemiş bir gösteri sunarak yurt dışındaki gösteri dünyasına bile model oluşturacak yenilikler ortaya koymak ister. Bu büyük iddiasının ve gücünün arkasında ise annesinin takdirini bir türlü kazanamayan başka bir Orhan vardır. Başarısızlığını sert bir dille yüzüne vurup oğluna “Şimdi sırada ne var? Hangi işini batıracaksın?” diye yüklenen Mevhibe, Orhan’ın bu kadar iddialı olmasını anlamsız bulur. Mevhibe’nin de kimliği nedeniyle geçmişten gelen travmaları ve saklamaya çalıştıkları vardır. Oğlunun göze batmasından tedirgin olurken onu daha aşağı çekecek biçimde davrandığının sanki farkında değildir. Kendi korkuları ve kaygıları, oğlunun yaşadığı çatışmaları fark etmesinin önüne geçmiştir. O günlerde eğlence sektöründen gayrimüslimlerin tamamen uzaklaştırılması planları gündeme gelir ve Orhan’a da bu talep iletilir. Yılın iş insanı olarak ödüllendirilmesi karşılığında işletmesindeki gayrimüslimleri işten kovması istenir. Bu konuyu Mevhibe’ye açtığında kendisinden beklenen karşılıktan söz etmeden “Sizin bana ödettiklerinizden daha ağır değil validem” der. Orhan, söz konusu isteği yerine getirmekten vicdanen rahatsızdır; çünkü işletmesindeki gayrimüslimlere kimlikleri nedeniyle ödeteceği bedeli, o da geçmişte adını ve kimliğini silerek, değiştirerek ödemiştir. Ödülün ona takdim edileceği törende çocukluğundan bir anı hatırlar. Bir yere saklanmıştır. Arka arkaya kapı çalınır ve biri ona defalarca “İsmin ne senin?” diye sorar. Orhan, gerçek adı olan Niko’yu ve dolayısıyla kimliğini gizleyerek yeni bir hayat inşa etmiş, böylelikle ayakta kalabilmiştir. Tekrar ödülün verileceği ana döndüğünde ikinci bir ödül de Mevhibe’den gelir. Mevhibe, oğluna gerçek adıyla hitap ederek onunla gurur duyduğunu söyler. Orhan, gayrimüslim olduğunu gizleyerek kendisiyle aynı kimliğe sahip olup bunu gizlemeyenleri, işten çıkararak yeni düzene, politik iklime uyum sağlayıp hayatını sürdürmeye çalışır ama bu seçimi de sanki bir iç çatışmayı beraberinde getirir. Çelebi, yeni gelen çocuğun işi öğrendikten sonra Agop’un da işten çıkarılacağını söylediğinde Orhan’ın bakışında verdiği kararın, yaptığı seçimin içine sinmediği, huzursuzluğu, yanlışının farkında olduğu sezilir. Politik koşulların, kişisel çekişmelerin her şeyi belirlediği bir ortamda Selim’in Matilda’yla beraber dayanışma içinde olabildiği ve düştüğünde onu tekrar ayağa kaldırabilecek tek karakter, Orhan’dır. Orhan, tam da kendisine güvenmeyen, onun her işi yüzüne gözüne bulaştıracağından emin olan Mevhibe yüzünden risk alarak Selim’e bir şans verir. Selim, ilk gece sahneye çıkacak gücü kendisinde bulamadığında “hayalleri iğdiş edilmiş, hevesi terbiye edilmiş sıkıcı bir şarkıcı” istemediğini söyleyerek onu hayal kurmaya devam edip bunları gerçeğe dönüştürebilmesi için ayağa kaldırır.

Geçtiğimiz hafta ilk altı bölümü yayınlanan Kulüp dizisi, olay örgüsü, karakterler arası etkileşimleri, tip değil, karakter olarak anlatıda var olabilecek derinlikte yazılmış ve canlandırılmış kişileri göz önünde bulundurulduğunda dijital platformlarda yayınlanmış yerli yapımlar arasında, özenilmiş, nitelikli bir yapım olarak yerini alıyor. Birçok karakterin temel sorunu olan, karşısındakine ya da kendine güven duygusunun varlığı ve yokluğu, karakterlerin çatışmalarıyla beraber hikâyenin temel yapısını da beslerken bu duygu çerçevesinde – Raşel’in hikâyesinde olduğu gibi – değişen karakterler karşımıza çıkarır. Birbirlerinin hayatlarına o güven boşluklarından sızarken ya Matilda gibi o boşluğu gidermeye çalışarak yaşadığı yeri başka bir yere dönüştürürler, ya Selim’le Orhan arasındaki dayanışmada görüldüğü gibi biri, diğerine tekrar tutunabileceği bir fırsat sunar, ya da İsmet gibi o boşluğu daha da derinleştirecek izler bırakıp hayatın gerçeklerine ayarak kendine yeni bir yol çizmesi gerektiğinin farkına varan bir karakterin hikâyesinin izini sürer ve dizinin ilk yarısı, bazı düğümleri çözerken karakterler arasındaki çatışmalarla ilgili kalan bazı soru işaretleriyle hikâyelerinin ikinci yarıda nereye evrileceğine dair merak duygusunu canlı tutarak tamamlanır.

 

Kaynakça

Berktay, F. (2003). Tarihin Cinsiyeti. Metis Yayınları: İstanbul.

Deutsch, M. (1960). “The effect of motivational orientation upon trust and suspicion.” Human Relations, 13, 123-139.

Simpson, J.A. (2007). Foundations of interpersonal trust. In Social Psychology: Handbook of Basic Principles. Kruglanski AW ve Higgins ET (Ed.). Guilford Press, 587-607.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information