Dijital için yapılmış yerli diziler arasında şimdiden zirveyi gören Kulüp kısa süre içerisinde epey izleyiciye ulaştı. Nihayet Türkiye’de yaşamış Yahudilerle ilgili doğru temsil izleyebilmemizden Salih Bademci‘nin yıldızını biraz daha parlatan performansına, böylesine büyük bütçeli bir prodüksiyonun doğru isimler tarafından koordine edilmesinden Kenan Doğulu ve Sezen Aksu imzası taşıyan bestelerine kadar diziye dair her şey övgülere boğuldu. Biz de madem bu sevdaya hep birlikte kapıldık, altı bölümlük ilk parçası bir avazda biten Kulüp sonrası neler izlenebilir listesi çıkaralım istedik. Benzerini arayanlara, Kulüp’e doyamayanlara, dizilere gönül vermiş olanlara önerilerle karşınızdayız.

The Marvelous Mrs. Maisel

Ellilerde Türkiye bambaşka bir gerçeği yaşarken, okyanusun diğer tarafında kültürel devrimlerinin nihayetine ermek üzere olan bir Amerika ve New York özelinde bambaşka hayatlar süren Yahudi aileler varmış tabii. Gilmore Girls’ün yaratıcı Amy Sherman-Palladino’nun hayat arkadaşı ve ortağı Daniel Palladino’dan da destek olarak ortaya çıkardığı The Marvelous Mrs. Maisel, göz boyayan setleri ve gardırobumuzda görmek istediğimiz kostümleriyle Kulüp’ü bir hayli hatırlatıyor. Hem ana karakteri Midge’in aile baskısı ve toplumun kadınlardan ölçüsüz beklentileri altında boğulmasıyla birlikte kendini stand-up yapmak üzere sahneye atışında Kulüp’ün Selim Songür’ünden izler bulabilmek de mümkün.

Back to Life

Gökçe Bahadır tarafından canlandırılan Matilda’nın hapisten çıkmasıyla birlikte bütün dünya nasıl sırtına yük olup biniyorsa, bu Britanya usulü kara komedi Back to Life‘ta da ana karakterimiz Miri için bir hayli karanlık başlıyor 18 yıllık ceza sonrası hayat. Ancak Episodes ve Breeders gibi yapımlardan tanıdığımız Daisy Haggard’ın hem yazıp hem de başrolünü üstlendiği Back to Life bütün gücünü mizahtan alıyor tabii. İkinci sezonunu tamamlayan BBC destekli projede en yakın arkadaşının istemeden ölümüne sebep olan Miri geçmişi sürekli yüzüne vuruldukça bir şeylere tutunmakta ve hayatını düzene koymakta güçlük çekerek her gün yeni bir cephede savaşmaya devam ediyor.

Parenthood

Kulüp içerisindeki karakterlerden konuşurken yine Matilda’ya gelecek olursak, evladı için İsrail’e dönüş biletini kullanmaktan vazgeçen fedakar ebeveyn modelinin zirvesi seneler önce Parenthood‘ta yaşanmıştı. Ron Howard filminden uyarlama yapım, bizim yerli dizilerimizin formüllerine pek alışkın seyirciye de hitap edecek cinsten. Özetle büyük bir aile içerisinde olup bitenleri, içerideki dinamiklere göz atıp bolca gözyaşı sağarak altı sezon boyunca yüreğinize ateş düşürüyor. Peter Krause’tan Lauren Graham’e çok da keyifli ve ünlülerle dolu bir kadrosu var. Öyle ki Michael B. Jordan, Miles Heizer, Jonathan Tucker gibi isimleri şanına şöhretine kavuşmadan evvel izleyebilmeniz mümkün.

Pose

Kulüp ile ilgili hepimizi bu kadar doyuran meselelerden biri de o kendini aileni yaratma, tüm o disfonksiyonel ilişkilerin içerisinde kandaşlar yerine tutunacak yeni kaderdaşlar bulabilmesi tabii ki de. Bunun en iyi örneklerinden birini de kuir kültürün inşası sırasında tozu epey yutulmuş balo salonlarından geçmiş nesli konu alan Pose‘da izliyoruz. Ryan Murphy yaratımı diğer dizilerden farklı olarak LGBTİ+ kimliği bir süs ya da yem olarak değil de, tarihteki tektonik değişimin önemli bir parçası olarak kullanılan yapım üç sezonluk macerasını henüz tamamladı ve Netflix kitaplığında sizleri bekliyor. Hâlâ izlememiş birinin kaldığına inanmak istemesem de yollar sizindir…

Harlots

Kulüp’ün hem kamera arkasında, hem senaryonun altındaki imzalarda, hem de başrollerinde birbirinden değerli kadınların kolektif çalışması sayesinde bu başarıyı yakaladığı aşikâr. Dizinin özelinde de eril tahakküme görünürde karşı çıkarak değil ama idare edip kendi kurallarına diz çökmesini dolaylı yoldan sağlayan bir hava hâkim. Bunun en güzel örneklerinden birini de Hulu yapımı Harlots‘ta izlemiştik. 18. yüzyıl Londra’sında geçen hikâye, hayatlarını seks işçiliği yaparak idame ettiren kadınları konu alıyor. Ancak meselesi bundan çok ötede tabii. Bugünü ve yarınıyla, aslında tarihin kim ya da nerede olursa olsun kadınlar için hiç değişmediğini ve erkek egemen baskının her daim varlığını sürdürdüğünü hatırlatmakta.

Bir Başkadır

Kulüp ve Bir Başkadır arasında konuları üzerinden organik bir bağ bulmak mümkün mü? Belki. İkisi de geçtiği dönemin Türkiye’sinde ele aldıkları kalabalıkların neler yaşadıkları hakkında bir hayli fikir sahibi yapımlar. Tabii ki de kullandıkları dil birbirinden uzak ama bunun tek sebebi geçtikleri zaman aralığıyla alakalı. Çünkü Berkun Oya‘nın Bir Başkadır’ında da hayatlarımızı bir anda işgal eden Kulüp’te de bizi bu karakterlerin bu cümleleri kullanacağına ikna eden, hakikati hep başının üstünde taşıyarak hareket eden bir hava mevcut. Hem Netflix Türkiye ayağında da ellerine su dökebilen olmadı iki yapımın. Sıfır benzerlik taşısalar bile birlikte anılmayı her şeyden çok hak ediyorlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information