Shaun of the Dead, Hot Fuzz ve Baby Driver filmlerinin yaratıcısı olan Edgar Wright, 12 Kasım’da ülkemizde vizyona girecek Dün Gece Soho’da – Last Night in Soho filminin yaratımına ilham veren 25 filmi sinemaseverlerle paylaştı.

IndieWire’a verdiği röportaj aracılığıyla ilham kaynağı olan filmleri paylaşan Edgar Wright, yeni filmi Last Night in Soho‘nun yaratımı için yönünü 1960’lar İngiliz sinemasına çevirdi. Listedeki filmler, birkaç İngiliz yapımı dışında, çoğunlukla kendi filminin de mekânı olan Soho’nun etrafında dönen yapımları içeriyor.

Yönetmen kimliğiyle birlikte sıkı bir sinefil olan Edgar Wright sadece Last Night in Soho için değil, filmografisinde bulunan çoğu filme de ilham veren yapımları her fırsatta dile getiriyordu. Ayrıca Wright Last Night in Soho’da, Shaun of the Dead, Hot Fuzz ve The World’s End‘den oluşan Cornetto Üçlemesi, Scott Pilgrim vs. World ve Baby Driver filmlerinde imzası olarak kullandığı ritmik kurgu ve post-modernist bakışı geride bırakarak yerine akıcı hareket ve yoğun duyguyu öne çıkartmayı seçiyor.

Edgar Wright, önceki filmlerinden farklı bir yapıya sahip Last Night in Soho’ya ilham veren filmlerden oluşturduğu listeyi sinemaseverlere şu ifadelerle tanıtıyor: “Bu liste Last Night in Soho fikrinin oluşmasına bir şekilde ilham veren ya da filmin geliştirilmesi, yazılması sırasında izlediğim 1960’lı yıllarda yapılmış 25 filmden oluşuyor. Liste, kendimi dönemin ruhuna kaptırmak için izlediğim birtakım drama, korku, psikolojik gerilim ve belgesel filmleri kapsıyor. İster inanın ister inanmayın ama bu hâlâ eksik bir liste, çok daha fazlasını izledim. Bu 25 film oyuncuların ve ekibin kostüm, renk , saç, performans veya Londra’nın o zamanki muhteşem hâline ihtiyaç duyulduğunda senaryo dışında ilham ihtiyaçlarını karşılayan filmlerden oluşuyor.”

İşte Edgar Wright’ın Last Night in Soho filmini yaratma sürecinde kendisine ilham veren 25 film!

Last Night in Soho İçin Edgar Wright’a İlham Veren 25 Film

1 – Beat Girl Edmond T. Gréville (1960)

ABD’de Wild For Kicks adıyla vizyona giren Edmond T. Gréville imzalı Beat Girl, boşanmış bir mimar olan Paul, Parisli yeni eşi Nicole ve yeni üvey annesinden hiç haz etmeyen Jenny’nin hikâyesini konu alıyor. Edgar Wright’ın favorisi olan Beat Girl, dönemin ünlü beatnik kahvelerini, yasadışı striptizcilerin gece hayatını ve 1960’ların Soho’sundaki yaşantıyı en güzel şekilde yansıtıyor.

2 – Peeping Tom Michael Powell (1960)

Michael Powell‘ın kariyerinde büyük bir hasar bırakan Peeping Tom, sinema tarihinin slasher türündeki ilk filmleri arasında yer alıyor. Peeping Tom, masum kadınları ve kurbanı olarak seçtiği seks işçilerinin ölümlerini, korku konulu belgeseli için filme çeken kamera asistanını konu alıyor.

1960’lardan 1979’a kadar yasaklı olan film hakkında Edgar Wright şunları söylüyor: “Karanlık bir konu etrafında Soho ve Fitzrovia semtlerinin yansıyan renkleri, izleyende ayrı bir zevk yaratmakta. Powell’ın karanlık sokaklarda daha fazla dolaştığını görmek büyüleyici bir deneyim olacakken, kariyerinin sonunu hızlı bir şekilde getirmesi çok yazık.”

3 – The Innocents Jack Clayton (1961)

Senaryosunda Truman Capote ve Edgar Award imzası bulunan yönetmen Jack Clayton‘a BAFTA ödülü getiren The Innocents, deneyimsiz mürebbiye Giddens’ın hikâyesini konu alır. Annesi ve babası olmayan Flora ve Miles kardeşlere bakması için amcaları tarafından tutulan Giddens, yeni yerleştiği bu evde eski mürebbiye ile sevgilisinin hayaletini görmeye başlar. Giddens, Flora ve Miles’i ele geçirmeye çalışan hayaletlere karşı zorlu bir mücadele başlatır.

Henry James‘in The Turn of the Sacrew adlı romanına dayanan The Innocents, Wright’a göre erişilmesi güç bir öneme sahip: “Pek çok kişi Jack Clayton’ın tüyler ürperten doğaüstü yapıtının sessizce oluşan korkunç anlarından notlar almıştır. Bir gölün yanında görülen hayaletin basit bir uzun çekimi, günümüzdeki bir milyon korkutucu çekime denktir. Bu teknik çoğunlukla taklit edilebilse de nadiren aynı etkiyi yaratabilir.”

4 – A Taste of Honey Tony Richardson (1961)

Jo, annesinin yeniden evlenmesiyle ihmal edilen 16 yaşındaki bir genç kızdır. Bir gün bir aşçıyla birlikte olan Jo, bu birliktelik sonrası hamile kalır. Aşçının sorumluluğu alamaması sonucu terk edilmesiyle yanında yalnızca eşcinsel arkadaşı Geoffrey kalır.

Jo’yu canlandıran Rita Tushingham, A Taste of Honey filminden 60 yıl sonra Last Night in Soho’da karşımıza Eloise’in büyükannesi olarak çıkıyor. 18 yaşında çektiği ilk filmiyle unutulmaz bir performans sergilediğini belirten Edgar Wright, Tushingham’ın filminde yer almasının büyük bir ayrıcalık olduğunu dile getiriyor.

5 – The Frightened City John Lemont (1961)

“Henüz James Bond olarak hayatımıza girmeden Sean Connery’nin yakında onu bir ikona dönüştürecek oyunculuğunu izliyoruz. İngiliz neo-noir gangster filminde, Last Night in Soho için de referans olarak kullandığımız Piccadilly Circus ve Shaftesbury Avenue’nun çekimlerinin dahil olmasıyla harika bir konum çalışması ortaya çıkmış.”

West End sokaklarındaki gangsterlerin kontrolünü anlatan The Frightened City‘de geçtiğimiz sene kaybettiğimiz Sean Connery, James Bond olmadan önce karşımıza hırsız Paddy Damion olarak çıkıyor.

6 – West End Jungle Arnold L. Miller (1961)

Londra’nın ışıltılı hayatını yansıtan West End sokaklarında geçen bir başka yapım olan West End Jungle, konuyu bilgilendirici şekilde ele alıyor. Bu belgesel yapımında Arnold L. Miller, West End’in en ünlü gece kulübü mekanlarından biri olan Café De Paris’teki zengin iş adamlarının, kulüpte çalışan hostes kızların etrafında pervane olmasını konu alıyor.

Edgar Wright, belgeselde önemli bir konum olan Café De Paris’in, Last Night in Soho için stüdyoda aynı şekilde yaratıldığının notunu düşüyor.

7 – The L-Shaped Room Bryan Forbes (1962)

Jane, evlenmeden hamile kalmış genç bir Fransız kadınıdır. Londra’nın köhne bir pansiyonunda yaşamaya başlayan Jane, kürtaj yaptırmayı düşünse de bu seçenekten pek emin değildir. Pansiyonda kalan diğer insanlarla tanıştıkça, genç bir yazar olan Toby ile arasında oluşan etkileşim kaçınılmazdır.

Edgar Wright: “Bryan Forbes’in ikinci filmi The L-Shaped Room, güzel, insanî bir hikâyeyi yansıtan klasik İngiliz “kitchen sink” dramalarının en iyi örneklerindendir. Film, soyluların yaşadığı bir mahalle olmadan önce, savaş sonrası çok kültürlü köhne bir yer olan Nothing Hill bölgesini de ekranda tasvir etmesiyle önemli bir yer taşıyor.”

8 – Bitter Harvest Peter Graham Scott (1963)

Patrick Hamilton’un 20,000 Streets Under the Sky kitap serisinin ikinci parçası  The Siege of Pleasure’a dayanan Bitter Harvest, genç ve güzel bir kadın olan Jennie Jones’un Galler’in arka mahallelerindeki yaşantısını konu alıyor.

Edgar Wright’a göre yoğun bir melodram için romanın sadeleşmesi filmi ürkütücülüğe doğru yönlendirse de dönemin tarzlarını ve tavırlarını iyi şekilde yansıtmasıyla Bitter Harvest, rahatsız edici derecede etkili anlar barındırıyor.

9 – That Kind of Girl Gerry O’Hara (1963)

Yönetmen Gerry O’Hara’nın ilk filmi olan That Kind of Girl, gençlere evlilik öncesi ilişkinin yanlışlarını empoze etmeye çalışan bir yapımdır. Muhafazakâr ve huzurlu bir köyde geçen dramada olaylar, çevredeki her erkeği baştan çıkarmaya çalışan seksi bir Avusturyalı kızın gelişiyle başlar.

Bu ahlakî dramanın 1960’lar Londrası’nı en iyi şekilde yansıttığını düşünen Edgar Wright, o zamanki neslin özgürlüğün bir bedeli olduğu konusunda uyarıldığını ve filmin aynı dönemde bulunan birçok didaktik hikâye barındıran yapımlardan biri olduğunu belirtiyor.

10 – The Servant Joseph Losey (1963)

Edgar Wright:The Servant, yönetmen Joseph Losey, senarist Harold Pinter, görüntü yönetmeni Douglas Slocombe ve başrolde bulunan Dirk Bogarde ile James Fox’un birlikte yakaladıkları mükemmel uyum ile 1960’lar İngiliz sinemasının karanlıkta kalmış bir hazinesidir. Sınıf savaşlarının şaheseri sayılan Bong Joon-ho‘nun Parasite‘ının da üzerinde etkisi bulunan baştan aşağıya bir klasiktir.”

İngiliz yapımı psikolojik dram The Servant, Londralı genç bir aristokrat olan Tony, hizmetçisi Barret ve onun sevgilisi Vera arasındaki tuhaf ilişkiyi ele alır. Efendi-köle dinamiğinde kurulan bu üçlünün ilişkisinde gittikçe güçlenen Barret ve Vera, efendilerine sundukları hazdan güç alır.

11 – The Small World of Sammy Lee Ken Hughes (1963)

Ken Hugnes tarafından yazılan ve yönetilen The Small World of Sammy Lee‘de neşeli bir striptiz kulübünün rakibi, Soho’nun yeraltı dünyasında ki borçlu olduğu bahisçilerden bir adım önde olmak için mücadele eder.

1960’ların komik, cesur atmosferinde geçen film Wright’a göre, Anthony Newley tarafından canlandırılan Sammy Lee karakterinin dönemin Wardour caddesinde boydan boya koştuğu çekim bile tek başına filmin listede yer alması için yeterli.

12 – West 11 Michael Winner (1963)

Eski bir İngiliz Binbaşı olan Richard Dyce, Notting Hill’de işsiz genç bir serseri olan Joe Beckett’le tanışır. Dyce, Beckett’i zengin teyzesini öldürüp servetine konması için ikna eder. Beckett’in hayatı daha da kötüye gitmeye başlar.

Michael Winner’ın eleştirmenler tarafından bir çok yapımında kusur bulunmasına rağmen Edgar Wright’a göre West 11; “olayların geçtiği kiralık dairelerin eski püskü sefaletiyle soyulan duvar kağıtlarını göstererek, bir intikam hikâyesi için inandırıcı bir şekilde umutsuz bir manzara yakalıyor.”

13 – The World Ten Times Over Wolf Rilla (1963)

Wolf Rilla’nın az bilinen melankolik draması The World Ten Times Over, Sylvia Syms ve June Ritchie tarafından canlandırılan iki gece kulübü hostesi Billa ve Ginnie’nin hikâyesini konu alıyor.

Bu iki karakterin Last Night in Soho’da Anya Taylor-Joy‘un canlandırdığı Sandie karakteri üzerinde etkisi bulunuyor. Edgar Wright filmin Sandie karakteri üzerinde oluşturduğu etkinin nedenini gece geç saatlerde çalışmanın derin hüznünü dokunaklı bir şekilde yansıtmasıyla açıklıyor.

14 – Blood and Black Lace Mario Bava (1964)

Edgar Wright’ın listesinde yer alan İtalyan yapımı Blood and Black Lace, defile öncesi öldürülen mankeni ve sonrasında ortaya çıkan sırları konu alır. Moda evinde çalışanların tuttuğu günlüklerle ortaya çıkan bu sırlar, maskeli bir katilin seri cinayetler işlemesiyle daha da karmaşık bir hale gelir.

Film, Wright’a göre yapılmış ilk giallo olmasa da türün en etkilileri arasında yer alıyor. Mario Bava‘nın, Douglas Sirk’in melodramlarının canlı renk şemalarını alıp, moda evinde şok edici bir şekilde cömertçe uygulaması ve katliam sahnesinin gerçekçi yorumuyla sinema tarihini alt üst ettiğini ayrıca belirtiyor. Son derece etkili olan Blood and Black Lace, sadece kendisinde değil Martin Scorsese, Pedro Almodovar ve David Lynch gibi bir çok usta yönetmeninde etkisi altına aldığının altını çiziyor.

15 – Séance on a Wet Afternoon Bryan Forbes (1964)

Akli dengesi yerinde olmayan bir kâhin olan Myra, kocasını bir çocuk kaçırmaya ikna eder. Bu durum sayesinde psişik güçlerini kullanarak polisin suçu çözmesine yardım etmeyi hedefleyen Myra, ülke çapında ün kazanmak ister.

Edgar Wright’in şiddetle tavsiye ettiği Séance on a Wet Afternoon, Bryan Forbes’in herkes tarafından bilinmeyen bir kariyeri olmasına rağmen bu karanlık olduğu kadar mükemmel adam kaçırma gerilimiyle izleyiciye farklı şeyler sunduğunu belirtiyor.

16 – Blow-Up Michelangelo Antonioni (1965)

İtalyan yönetmen Michelangelo Antonioni‘nin İngilizce çekilmiş ilk filmi Blow-Up, moda fotoğrafçısı olan Thomas’ın bir kadının karıştığı cinayetin fotoğraflarını kazara çekmesini konu alır.

Wright’a göre bu esrarengiz gerilim, uzun süre bir anlam ifade etmesini bekleyerek bakabileceğimiz magic eye deseninin sinematik yansımasıdır. Açık uçlu sonuyla hayranlarının kafasında sorularla biten bu yapımın, çoğu kişinin takıntı hâline getirdiğini de belirtiyor.

17 – The Collector William Wyler (1965)

Edgar Wright: “Tabii ki de bu listede Terence Stamp‘in başrolünde olduğu İngiliz psikolojik gerilim filmi The Collector yer alacaktı. Last Night in Soho’da, William Wyler‘ın filmde yer verdiği canlı technicolor fotografiye sahip olmak istedim. Çünkü olay örgüsünün karanlığının göz kamaştırıcı paletle kontrastını büyüleyici buluyorum. Terence, Last Night in Soho setinde William Wyler’la bir sürü anısını anlattı ve bu ayrıcalığa sahip olmaktan çok mutluluk duydum.”

John Fowles’in aynı adlı romanından uyarlanan The Collector, banka memuru olan Freddie Clegg’in hayatını konu alır. Kelebek koleksiyoncusu olan Freddie gizli şekilde takip ettiği güzel sanatlar öğrencisi Miranda’yı bodrumunda tutsak etmesiyle koleksiyonuna yeni bir anlam kazandırır. Başrolde yer alan Terence Stamp ve Samatha Eggar, filmdeki performanslarıyla 18. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerinin sahibi oldular.

18 – Darling John Schlesinger (1965)

Sona eren erken evliliğinden sonra modellik ve oyunculuk dünyasına giren genç Diana Scott’ın hayattaki amacı daha zengin ve tanınır olmaktır. Bir gün tesadüf eseri ünlü haber muhabiri Robert Gold ile tanışır. Robert, Diana için ailesini terk ederek kendisini genç kadına görkemli bir hayat sunmaya adayacaktır.

Last Night in Soho’da Anya Taylor-Joy tarafından canlandırılan Sandie için Edgar Wright’a ilham kaynağı olan Darling, yönetmeni 1960’ların keskin hicvi konusunda da etkiliyor.

19 – The Pleasure Girls Gerry O’Hara (1965)

Edgar Wright: The Pleasure Girls, 1960’ların İngiliz sinemasında çok yaygın olan “genç kız büyük şehre taşınır” türünün en eğlenceli örneği. Müstehcen isminin ve afişinin ima ettiğinden daha fazlasını sunuyor, 60’ların ortalarındaki Londra’yı yansıtmasıyla gerçekten büyüleyici bir etki bırakıyor.”

The Pleasure Girls, mankenlik hayaliyle Londra’ya taşınan Sally ve ev arkadaşları Angela ile Dee’nin yaşadıklarını konu alır. Bu üç arkadaş swinging London dönemi genç kızların dünyasını keşfederler.

20 – Primitive London Arnold L. Miller (1965)

Listede yer alan bir başka Arnold L. Miller belgeseli Primitive London’da Miller, dönemin rock ‘n roll‘cuları, swingerları ve beatnikleriyle yaptığı röportajları içeriyor.

Edgar Wright belgeseli “zamanın sisleri arasında kaybolmuş bir Soho’ya son derece eğlenceli bir bakış” olarak değerlendirirken aynı derece eğlenceli olan London in the Raw filminin de incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

21 – Repulsion Roman Polanski (1965)

Londra’da kız kardeşi ile yaşayan Carol’un oldukça güzel ve sıradan yaşamının arkasında kimsenin bilmediği takıntılı tiksintileri saklıdır. Özellikle cinselliğe olan tiksintisi kız kardeşinin tatile çıktığı bir zamanda oldukça şiddetli ve şizofrenik bir görünüm kazanır.

Repulsion da, sıradan Londra’nın düz bir halüsinasyon deliğine dönüştüğünü görmek unutulmaz. Filmin en can alıcı noktası ise Catherine Deneuve‘ün neredeyse sessiz performansı. Tam anlamıyla bir klasik.”

22 – Secrets of a Windmill Girl Arnold L. Miller (1966)

Secret of a Windmill Girl Londra’daki Windmill Tiyatrosu’nda dansçı olduktan sonra striptiz sahnesine dahil olan genç bir kadının Pat’in mahvolmaya giden yolu anlatıyor.

Edgar Wright: “Film hem bana, hem de Last Night in Soho’da kostüm tasarımcısı olarak yer alan Odile Dicks-Mireaux’a zamanın ötesinde kıyafetleriyle harika fikirler verdi.”

23 – Poor Cow Ken Loach (1967)Last Night in Soho

Poor Cow, Joy’un acımasız kocası hapisteyken bununla başa çıkmak için küçük oğlu ile girdiği mücadeleyi konu ediniyor. Edgar Wright filmin hem kendisine hem de başrolleri için iyi bir örnek olduğunu düşünüyor:

Matt Smith, Anya Taylor-Joy ve Thomasin McKenzie‘ye birkaç nedenden dolayı Ken Loach’un ilk uzun metrajlı filmini gösterdim. Smith’in, Terence Stamp’in canlandırdığı çekici ama tekinsiz suçlu Dave’in performansını incelemesi için; Taylor-Joy ve McKenzie’ye 18 yaşındaki bekâr anne ve yarı zamanlı fotoğraf modelini oynayan Carol White’ı izlemeleri içindi. White’ın filmdeki performansı yürek parçalayıcı bir gerçek. Oyuncunun alkol ve uyuşturucu bağımlılığının kariyerini zedelemesi sonucu 48 yaşında ölümüyle filmdeki performansı daha da dokunaklı bir hâle geliyor.”

24 – Deep End Jerzy Skolimowski (1970)Last Night in Soho

Mike, yüzme salonun banyolarında işe giren 15 yaşında bir gençtir. Orada görevli olarak çalışan yaşça kendisinden büyük çekici bir genç kadın olan Susan’ı takıntı hâline getirir. Susan’ın nişanlısı olmasına rağmen, Mike ilişkiyi sabote etmek için elinden geleni yapar ve hem onu hem de nişanlısını takip eder.

Deep End 1970’de vizyona girmesine rağmen Edgar Wright, 1969 yılındaki Soho gecelerinin tüm kirli ihtişamıyla yakalamayı başardığından 60’ların filmi olarak değerlendiriyor.

25 – Henri-Georges Clouzot’s Inferno Ruxandra Medrea, Serge Bromberg (2009)Last Night in Soho

Film arşivcisi Serge Bromberg, Romy Schneider’in başrolünde oynadığı ve Le Salaire de la peur, Diabolique gibi başyapıtlarıyla bilinen Fransız usta Henri-Georges Clouzot’nun yönettiği L’enfer adlı yarım kalmış bir filmin görüntülerinden oluşan bir hazine ortaya çıkarıyor.

Edgar Wright Last Night in Soho’ya ilham olan, 35. César Ödülleri’nde En İyi Belgesel Ödülü’nün sahibi Henri-Georges Clouzot’s Inferno için; “60’larda gösterime girmemesine rağmen Last Night in Soho’ya ilham veren iki film var. Biri modaya uygun bir psiko-gerilim olmayı vaat eden Hitchcock’un yapılmamış filmi Kaleidoscope’u, diğeri de çekimlerine başlanan ancak yönetmenin kalp krizi geçirip hastaneye kaldırılması nedeniyle tamamlanamayan Clouzot’un Inferno’suydu. Tamamlanmasa da geriye, bazı büyüleyici halüsinasyon görüntüleri, Romy Schneider’in oyunculuğu ve saykodelik doruk noktasına ulaşması amaçlanan bir dizi kalp durduran, muhteşem kamera testi kaldı.”

 

Kaynak: IndieWire

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information