Sinema tarihinde Le samouraï kadar dokunaklı bir açılışa sahip olan çok az film vardır herhâlde. Onu, sırf bu sebeple bile sevebiliriz. Loş ışığın altında takım elbisesiyle yatağa uzanmış sigara içen bir adam, yanı başında sakince cıvıldayan kafes kuşu, yağan yağmur, boşluktan geçiyormuşçasına yankılanan araba sesleri… Şiirselliğin zirve yaptığı bir sahnedir bu. Kara film (film noir) geleneğine Fransız dokunuşu gerçekleştiren Jean-Pierre Melville, ona oldukça özgün bir soluk getirir. Film noir, yeni sularında daha duygulu, daha romantiktir artık. Le samouraï, bunların hepsini tek başına barındıran bir külttür. Onun samuraylarla özdeşleştirilen yalnız kahramanı Jef Costello, “cool” tabirinin ete kemiğe bürünmüş ilk hâli gibidir. Alain Delon, hayat verdiği karakteriyle öyle bütünleşmiştir ki, kendisinden sonra gelen pek çok filmde esin kaynağı olacak bir karakter yaratmıştır.

Film, ana karakteri Jef Costello’nun yalnızlığını vurgulamak için samuraylığın temel felsefesini anlatan “Buşido” kitabından bir alıntıyla başlar. “Samurayın yalnızlığından daha büyük bir yalnızlık yoktur, belki ormandaki kaplanın ki hariç”. Costello böyle biridir, her daim yalnız ve prensipli bir kiralık katil. Ona ödeme yapılır ve kimi öldüreceği söylenir, o da tereddüt etmeden gider ve üzerine düşeni soğukkanlılıkla yapar. Onun hayatına son işinde dahil oluruz, evinden çıkıp titizlikle uyguladığı teknikleri görüp hedefindeki kişiyi öldürmesini izleriz. Sonrasında arabasına biner ve suç aletinden kurtulur. Ancak son işinde hayati bir hata yapar, geride bir tanık bırakır.

Cinayetin hedefindeki kişi, ünlü bir gece kulübünün patronudur. Hâliyle olay sansasyon yaratır. Polis şefi, her bölgeden “en az 20 makul şüpheli” toplanmasını ister. Büyük bir gözaltı dalgası başlar, soruşturma bürosu bir anda “olağan şüphelilerle” dolup taşar. Olayın tanıklarına tek tek teşhis yaptırılır. Kendisini pek gizlemeye gereği duymayan Costello da onların arasındadır. Ortada bir kurgu vardır ve tanıklar, katilin o olduğundan emin olamaz. Cinayet mahallinde kendisini gören piyanist de onu teşhis etmez. Kendi planı tutar ve sorgudan kurtulur ancak karşısında işin peşini bırakmayan ısrarlı bir polis şefi vardır. Şef, ortada bit yeniği olduğunun farkındadır ve işin peşini bırakmaz. An be an onu takip ettirir. Öte yandan Costello’yu kiralayanlar, polis takibinde olması sebebiyle ondan kurtulmak isterler. Artık peşinde işbirliği yaptığı karanlık tipler de vardır. Etrafındaki çember giderek daralır. Buna karşılık o da kendi önlemlerini alır, diğer yandan işin üzerine gider.

Costello, cinayet gecesi kendisini gören piyanist kadından etkilenmiştir. Onu bilerek teşhis etmemiş olması merakını artırır. Çember daralmaya başladığında onunla görüşür, merak ettiği soruların cevabını almaya çalışır. İşi kurcaladıkça aradığı gerçekleri bulur ancak bulduğu cevaplar bir hayal kırıklığını da beraberinde getirir. Kendisine samuraylara özgü onurlu bir son hazırlar.

Jean-Pierre Melville: Kara Filme Fransız Dokunuşu

Jean-Pierre Melville, kısa hayatına birbirinden iyi yapımlar sığdırmış bir sinemacı. Fransız sineması deyince akla ilk gelen akım olan Yeni Dalga’nın dışında farklı bir tarz deneyerek kara filme yeni bir yorum getirmiş bir isim. Bu yeni yorumla film noir, Amerika’dan çıkıp eski kıtada yeni bir forma bürünür. Bu formun içinde duygular daha belirgin, atmosfer daha şiirsel, karakterler daha naif ve melankoliktir. Melville, filmografisindeki diğer yapımlarla bu formu beslemiştir. Le samouraï, yeni formun özelliklerini karakterize eden oldukça stilize bir yapım. Yönetmenin çevreden tamamen yabancılaşmış bir karakter olarak tasavvur ettiği Jef Costello, bundan bambaşka bir hâle bürünerek sinemanın gördüğü en “cool” karakterlerden biri olarak ortaya çıkar. Yalnız, bağlantısız, aidiyet bağları zayıf melankolik bir karakter özelliği gösterir. Geçmişi hakkında bir bilgimiz yoktur. Yakın bir ilişki kurduğu, yaşamındaki tek dostu diyebileceğimiz canlı kafesteki kuşudur. Çevreye, hatta hayata olan ilgisiz tavrı şizofreniden farklı bir durumdur. Gerçeklik algılamasını yitirmemiştir, daha çok hayattan bir beklentisi yokmuş gibidir. Neden böyle davrandığının filmde bir cevabı yoktur. Belki de sıkılmıştır, kim bilir? Kendisine biçtiği son, bilinçli bir tercihtir.

Le samouraï, özgün ve stilize bir kara film örneği olarak sinemadaki yerini alır. Onun samuraylarla özdeş, yalnız karakteri Jef Costllo’nun da kült bir karakter olduğunu söylemek yerinde olur.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information