True Detective, The Night Of, Sharp Objects… HBO’nun son yıllarda izleyicilere sunduğu muhteşem suç dizilerinden sadece birkaçı. Son yıllarda imza attığı bu dizilerle içerik seçkisi içinde suç janrına ait bir alan açan HBO, bu yıl da Mare of Easttown ile bu boşluğu dolduracak gibi duruyor. Oscar ödüllü oyuncu Kate Winslet‘ın başrolünü üstlendiği dizi, 18 Nisan’da ekrana gelen ilk bölümüyle, önümüzdeki iki ay boyunca takıntı hâline getireceğimiz yeni bir gizemin temellerini atıyor.

Out of the Furnace ve The Way Back gibi filmlerin senaristi olarak tanınan Brad Ingelsby’nin yaratıcısı olduğu, tüm bölümlerini Craig Zobel’ın yönettiği yedi bölümlük mini dizi, Easttown adını taşıyan küçük bir Amerikan kasabasında geçiyor ve polis dedektifi Mare’ı (Winslet) takip ediyor. Eyalet şampiyonluğunu kazanan lise basketbol takımının yıldızı olması sebebiyle 25 yıl önce kasabanın kahramanı hâline gelen Mare, aslında seçtiği meslekle de bu rolü sürdürüyor bir yerde, ama bu kez o kahramanlık onu gençlik yıllarındakinden çok daha gösterişsiz, daha karanlık bir yola sürüklüyor. Mare bir saatlik ilk bölüm boyunca kasabada farklı farklı kişilerin yardımına koşarken, onun bu kasaba içinde üstlendiği rolü de anlamaya başlıyoruz. İhtiyaç duyan herkesin yardımına koşan, gönülsüzce de olsa dertlerine ortak olan Mare, Easttown’ın ruhuna işlemiş, artık bu kasabanın bir parçasına dönüşmüş bir karakter. İlk bölümün sonuna geldiğimizde, dizinin “Easttown’ın Mare’ı” olarak Türkçeleştirebileceğimiz adının ne anlatmak istediğini gayet iyi anlamış oluyoruz.

***Yazının bundan sonraki bölümü Mare of Easttown’ın ilk bölümüyle ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Mare of Easttown: Doğdukları Yerde Ölenler

Amerika’nın küçük kasabalarında geçen romanlarıyla tanınan, Pulitzer ödüllü yazar Richard Russo, “Küçük kasabalarda yaşayanlar, şehirlerde yaşayanlardan çok daha fazla, aynı kaderi paylaşırlar.” der. Mare aracılığıyla yavaş yavaş tanımaya başladığımız Easttown da Amerikan orta alt sınıfının yaşadığı, biraz da sıkışıp kaldığı küçük kasabaların ortak bir temsili olarak görülebilir aslında. Doğdukları yerden çok uzaklara gitmenin hayalini kuran -ama çoğu zaman gidemeyen- gençleriyle, derinlerde bir yerde saklandığını içten içe hissettiğimiz sırlarıyla, sakinleri arasındaki aşinalık hissiyle Easttown, Amerika boyunca rastlayabileceğimiz türevleriyle ortak bir kaderi paylaşıyor. Ancak hâlihazırda bir yıldır kayıp olan genç bir kadın için arayış sürerken, bir diğer genç kadının da ölü bulunması, bu kasabanın diğerlerinden daha karanlık sırlar barındırdığını düşündürüyor.

İlk bölümünü Mare’ı merkezine alarak Easttown’ın haritasını çıkarmaya, bu kasabayı mesken tutan karakterleri izleyicisine tanıtmaya ayıran Mare of Easttown, bu tercihiyle aslında yayınlandığı dönemin ruhuna aykırı bir başlangıç yapıyor. İzleyicinin ilgisini korumanın gitgide zorlaştığı, sosyal medyada seyircinin dikkatini çekebilmek için fragmanların başına mini fragmanların iliştirildiği günümüzde, diziler de bu matematiğe uyup, izleyicinin ilgisini korumak için belli başlı numaralara başvurarak bölümlerini şekillendirir hâle geldiler. Ancak Mare of Easttown, dijital platformlar ve binge izleme alışkanlığıyla hayatımıza giren bu numaralara başvurmuyor. Bunun yerine anlatmak istediği hikâyeyi, anlatmak istediği tempoda anlatıyor. Mare of Easttown’la bir kez daha görüyoruz ki HBO, her ne kadar doğrudan rakipleri hâline gelmiş olsa da kendisini dijital platformlardan ayrı bir yerde konumlandırıyor ve formülleri bir kenara bırakarak dizi yaratıcılarının kendi vizyonlarını ortaya koymalarına fırsat tanımaya devam ediyor.

Her ne kadar ilk bölümde Kate Winslet’ın hayat verdiği Mare dışındaki karakterlere pek alan açılmamış olsa da, yan rollerde Jean Smart, Guy Pearce, Julianne Nicholson gibi bugüne kadar yer aldıkları işlerde dikkat çekici performanslara imza atan oyuncuların bulunması, önümüzdeki bölümlerde hikâyenin bu karakterlere de daha çok alan açacak şekilde genişleyeceğini düşündürüyor. Öte yandan Kate Winslet’ın bugüne kadarki en iyi performanslarından birini bir diğer HBO mini dizisi olan Mildred Pierce’ta sergilemiş olması, ilk bölümde Mare rolünde vaatkâr bir başlangıç yapan Winslet’ın, Mare of Easttown’da da çok konuşulacak bir performansa imza atacağının sinyallerini veriyor.

Yaratıcısının vizyonunu ortaya koymak, hikâyeyi uygun görülen tempoda ekrana yansıtmak uğruna yavaş bir açılış yapmaktan çekinmeyen bir diziyle karşı karşıya olmamız gerçeğine bir de oyuncu kadrosundaki başarılı isimlerin potansiyeli eklenince, önümüzdeki bölümleri için beklentileri yüksek tuttuğumuz bir dizi çıkıyor ortaya. Beklentileri yükselten bir diğer unsur da, girişte saydığım True Detective, The Night Of ve Sharp Objects gibi Mare of Easttown’ın da sadece gizem üzerinden ilerleyen bir dedektiflik hikâyesi değil, ilgi çekici bir karakter incelemesi de vadediyor olması. Henüz ilk bölümünden çarpıcı bir iş ortaya koymamış olsa da potansiyeliyle dikkat çeken Mare of Easttown’ın önümüzdeki bölümlerde bu beklentileri karşılayıp karşılamayacağını bekleyip göreceğiz.

Mare of Easttown, Türkiye’de beIN CONNECT’te izleyici ile buluşuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information