Kick-Ass, Kingsman, Wanted gibi sevilen çizgiroman serilerinin yaratıcısı olan Mark Millar’ın aynı adlı çizgiromanından uyarlanan Jupiter’s Legacy dizisi, dün Netflix’te izleyici ile buluştu. Ekibimizden Zeynep Pınar Uçar, Jupiter’s Legacy’nin çıkışı öncesi Mark Millar’a dizi hakkında merak edilenleri sordu.

Steven S. DeKnight (Daredevil, Spartacus: Blood and Sand) öncülüğünde ekrana uyarlanan dizi, güçlerini 1930’lu yıllarda kazanan ilk kuşak süper kahramanları merkezine alan bir hikâyeyi anlatıyor ve farklı nesillerden süper kahramanlara odaklanıyor. İlk kuşak süper kahramanlar günümüzde artık saygıdeğer yaşlı ustalar olarak görülürken, onların süper güçlere sahip çocukları ise, ailelerinin başarılarla dolu hayatlarına ulaşmak için mücadele ediyor.

Zeynep Pınar Uçar: Jupiter’s Legacy izleyiciyle 7 Mayıs tarihinde buluşacak fakat herkes bir dizinin yayınlanana dek ne kadar zorlu bir süreçten geçtiğini biliyor. Bu durum, kendine has bir evreni olan bir çizgiroman hikâyesinden uyarlanan bir dizi için özellikle geçerli. Tüm bunlar düşünüldüğünde diziyi hayata geçirme süreci nasıldı, süreç içinde bulunduğumuz salgın döneminin olumsuz koşullarından herhangi bir şekilde etkilendi mi? 

Mark Millar: Süreç harikaydı ve bunun için minnettarım. Sanırım televizyonun sinemaya kıyasla ne kadar yoğun olabileceğini fark ettim. Bu proje televizyonun sinema filmlerine kıyasla yoğunluğunu fark etmemi sağladı. Televizyon dizilerinde harika olan şey farklı sezonlarla farklı hikâyeler anlatabiliyor olmanız. Birçok sezonla bir sürü şey anlatılabiliyor. Pandemi konusunda işlerin ilerleyişinde oldukça şanslıydık. Çekimler salgın başlamadan hemen önce bitti, her yer biz çekimleri bitirdikten kısa süre sonra kapandı. Yeniden çekmek üzere ayırdığımız birkaç sahnemiz kalmıştı fakat onlar da çok fazla değildi. Yalnızca dizinin görsel efektlerinin tamamlanması normalden biraz daha uzun sürdü. Sonuç olarak bu konuda oldukça şanslıydık.

Zeynep Pınar Uçar: Dizinin hikâyesi jenerasyonlar arası çatışma, tam anlamıyla iyi veya kötü olmak gibi birçok farklı konsepte odaklanıyor. Hikâyenin odaklandığı bu konseptlerden biraz bahsedebilir misiniz?

Mark Millar: Her zaman söylüyorum, Jupiter’s Legacy yetişkinler için yapılmış harika bir iş. Hikâye bir süper kahraman ailesine odaklanıyor ve bu aile kötü kahramanlarla savaşmak yerine birbirleriyle karşı karşıya geliyor, hepsi yeni bir dünya düzenine kavuşmak istiyor. Bu hikâyede kimse süper kötü veya iyi değil, insanlar bazen hatalar yapar fakat kimse bu yüzden sadece kötü olamaz. Bu anlamda geçtiğimiz seksen yıl içerisinde yapılan süper kahraman filmlerinden farklı bir bakış açısına sahip olan bir dizi yapmak oldukça heyecan vericiydi çünkü kötülerle savaşmak yerine birbirleriyle karşı karşıya geliyorlar ve “Dünyayı değiştirebilecek güce sahipken neden değiştirmiyoruz?” diye soruyorlar. Bunun için yalnızca vergilerini ödemeyen çok uluslu şirketleri mi cezalandırmak gerekir ya da dünyadaki açlığı ya da yokluğu mu bitirmek gerekir? Bu hikâyeyle ilgili bir diğer ilginç nokta ise olgun süper kahramanlar var olan düzeni savunup düzene inanırken genç, milenyum süper kahramanları ise değişimi arzuluyor ve bu yüzden ailelerine karşı geliyorlar. Bu sebeple de yaşayabilecekleri en büyük yenilgiyle yüzleşiyorlar, kendilerini kırılgan hale getiriyorlar ve bence bu özellikle Marvel’ın çok iyi yaptığı bir şey. DC’nin de Superman’de yaptığı bir şey, bunlar izleyicilerin beklentilerini aşan hikayeler.

Zeynep Pınar Uçar: Hikâyenin anlatmak istediği hem şimdiki zamana hem de geçmiş zamana ait birçok olay var. Anlatılmak istenen bu iki farklı zaman dilimine ait olaylar o kadar önemli ki neredeyse tüm hikâyenin omurgasını oluşturuyor. Jupiter’s Legacy dizisinin bu iki farklı zaman dilimi arasında denge kurmak için nasıl bir yol izlediğinden biraz bahsedebilir misiniz? 

Mark Millar: Geçmişin ve şimdiki zamanın zorlukları arasındaki geçişler, hikâyenin sahiciliğini destekliyor. Süper kahramanların yaptıklarıyla insanların dikkatini kolayca çekeceklerini düşünüyoruz fakat eğer elinizde karakterlerin içinde bulundukları yeni dünya düzenini elde etmeden öncesinde yaşadıklarını anlatan bir hikaye varsa, bu hikâyeyi geliştiriyor ve insani bir his katıyor. Bu hikâyenin dünyası için harika bir başlangıç noktası, izleyici karakterleri normal insanlarken seyrediyor ve sonra yaşadıkları doğrultusunda dünyaları şaşırtıcı bir hal alıyor. Böylece hikâyenin başlangıcı ilgi çekici ve zengin bir mitolojik anlam kazanmış oluyor. Benim hikâyede 1920’li yılları seçmemin asıl sebebi o dönemde çalışma hayatında gözlemlenen farklılıklara yer vermek istemem ve o dönemin sonlarında yaşanan Wall Street iflasıydı. Bu mevcut durumu etkileyen çok büyük bir yıkımdı ve hemen sonrasında aniden çok önemli çözümler getirildi. 2008’de yaşanan küresel finansal krizinde de devletlerin bir dünya savaşının eşeğine geldiğini gördük bu krizin etkilerini Güney Amerika’da, Avrupa’da ve hatta İskoçya’da da gördük. Böyle dönemlerdeki paralelliklerin çok ilginç olduklarını, günümüze de çok yakın olduklarını düşünüyorum ve bunun altını çizmek istedim. Birçok süper kahraman da Büyük Depresyon döneminin etkileri sürerken ortaya çıktı ve insanların moralini düzeltti. Süper kahraman filmlerinin ortaya çıkma dönemlerinin temelinde bu anlamda benzer bir zamanlamanın olmasını oldukça ilginç buluyorum.

Jupiters Legacy

Zeynep Pınar Uçar: Çizgiromanlarda hikâyenin dünyası ve karakterler inşa edilirken verilmesi gereken en önemli kararlardan birinin karakterlerin Tanrısal özelliklere mi yoksa insani özelliklere, kusurlu taraflara mı sahip olacağını belirlemek olduğunu düşünüyorum. Geçmişte hem Marvel’da hem de DC yapımlarında çalışmış biri olarak Jupiter’s Legacy’de ve hikâyedeki karakterlerde bu seçimin ne yönde yapıldığını anlatabilir misiniz?

Mark Millar: Superman gibi DC karakterlerinin oldukça tanrısal özelliklere sahip olmasını ve Robert Downey Jr.’ın Iron Man’i gibi Marvel karakterlerinin oldukça insani özelliklerinin, farklı boyutlarının olmasını oldukça enteresan buluyorum. Ben süper kahramanların dünyayı değiştirmek için sıra dışı, insan zihnini zorlayan davranışlarda bulunabilecek olmalarını, insanların onların karşısında hiçbir zaman duramayacak olması fikrini seviyorum fakat karakterlere aynı zamanda insani boyutlar da kazandırmak istedim. Marvel karakterleri de böyle, ben de onlara zor sorular sordurarak karakterleri bundan da ötede bir seviyeye çıkarma fikrini sevdim. Bunu yapan başka bir süper kahraman serisi yok bu yüzden bunu yaparak süper kahraman ilişkilerinin geçirdiği evrimde bir sonraki aşamayı görmek istedim.

Zeynep Pınar Uçar: Jupiter’s Legacy hikâyesinde hem hayata dair hem de aile konseptine dair pek çok ikilemi ele alıyor. Orijinal hikâyeyi ortaya çıkarırken ilham kaynağınız neydi ve dizinin çizgiromanın tam bir yansıması olmasını mı, yoksa bir uyarlama olarak kendisine has bir farklılığının olmasını mı istediniz? 

Mark Millar: Uyarlama süreci esnasında benim için en önemli şey insanların hem çizgiromanın hikâyesinden hem de diziden keyif almasıydı. Çizgiromanın hikâyesini hiçbir zaman çok fazla değiştirmek istemedim. Fakat bir dizi uyarlaması yapmanın en iyi yanı çok daha fazla alana sahip olmanız. Örneğin, bir dizi bölümünün senaryosu genellikle 60 sayfa uzunluğunda oluyor ve bir çizgiroman yalnızca 24 sayfadan oluşuyor. Bu yüzden bu kadar fazla bir alana sahip olabilmek harika. Yalnızca bir sayfaya sığdırarak yapabileceğim şeyleri 12 sayfaya yayabiliyorum böylece hikâyenin geçmişini yansıtabiliyor, çizgiromanda hızlıca gördüğümüz karakterler hakkında çok daha fazla şeye yer verebiliyoruz. Bunun en iyi örneği olarak Aliens çizgiromanlarının ilk yedi sayfasını verebilirim ya da dördüncü sayının beş ya da altı sayfasını verebilirim. Bu hikâyeler aslında karakterlerin derinliklerine inmek ve olayları asıl tadını yakalayabilmek üzere heyecanlı hale getirebilmek için üç saatlik bir seyir süresine yayılabilirdi. Bu karakterler örneğin bir duygusal yıkım yaşadığında oldukça yardımcı olabilecek bir şey. Sonuç olarak uyarlamaların çizgiroman hikâyelerini daha iyi bir hale getirebilmek için bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Zeynep Pınar Uçar: Diziyi izlerken iki farklı zaman dilimi arasında yapılan geçişlerde aynı oyuncuların hem genç hem de olgun hallerini canlandırdığını görmek dizinin yapım sürecini merak etmeme yol açtı. Oyuncuların geçmişte yaşanan olayların duygularını yakalamalarını ve bu hisleri şimdiki zamana yansıtmalarını nasıl sağladınız?

Mark Millar: Bu adeta her oyuncunun hayali. Oyuncular bu durumun üstesinden oldukça iyi bir şekilde geldiler. Yapım süreci esnasında aynı oyuncuların bir insanın yetişkin, genç ve olgun halini canlandırarak esnemesini, geleceğe umutla bakan birinden hayatın aslında ne demek olduğunu anlayan birine dönüşürken performanslarına kattıklarını görmenin bir oyuncu için çok ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bence hepsi süreci bu anlamda çok sevdi. Yapım süreci sırasında yaptığımız ilk konuşmalardan biri aynı oyuncuları kullanıp kullanmayacağımız konusuydu. Farklı oyuncular kullanmanın izleyici için biraz karmaşık olabileceğini ve bu oyuncuları bir karakterle bağdaştırmalarının, her biriyle bağ kurmalarının zor olabileceğini düşündük. En sonunda aynı oyuncuları kullanmaya karar verdik ve aldığımız bu karardan çok memnun kaldık.

Zeynep Pınar Uçar: Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

Mark Millar: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information