Minari'nin Kore’li bir ailenin Kaliforniya’dan Arkansas kırsalına göç edişiyle başlayan olay örgüsü, yönetmen ve senarist Lee Isaac Chung’un yetmişe yakın çocukluk anısına dayanıyor. Anne Monica (Han Yeri) ve baba Jacob (Steven Yeun), 1950 ile 1953 yılları arasında yaşanan, tahminen iki buçuk milyona yakın insanın ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan Kore Savaşı’ndan sonra, Amerikan rüyasının verdiği büyük umutlarla birbirini kurtarmak için Kore’den ABD’ye göç eden binlerce insandan sadece ikisi. Dağıtım haklarını bağımsız Amerikan yapım şirketi A24’ün, Türkiye haklarını ise Bir Film’in aldığı Minari, bir yandan 1980’lerdeki Ronald Reagan döneminde beyaz olmayan insanların hem şehirlerde hem de kırsalda yürüttükleri hayat mücadelesini güçlü sinematografisiyle orta koyuyor; diğer yandan ise ailenin üç kuşaktan üyelerini bir araya getirip onların ilişkileri ve çatışmalarından beslenerek geleneksel erkek rolünün yok edici hırsına, doğanın insana kayıtsız, kontrol edilemez yapısına ve tüm hayal kırıklıklarına rağmen dayanışmaya ve koşulsuz güven içeren iletişime samimi bir davette bulunuyor. ***Yazının bundan sonraki bölümü Minari ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** Minari: Karavanların İçinden Toprağa Kök Salmaya Çalışmak Filmin açılış sekansında, baba Jacob’ın çiftçilik yapmak için yeni aldığı araziye giden dört kişilik bir ailenin tarlaların ve ormanların içinden geçerek yaptıkları kısa yolculuk, kalbinde bir delik bulunduğu için film boyunca koşmaması tembihlenen, ailenin en küçük üyesi David’in (Alan S. Kim) gözünden aktarılıyor.  David’in bazen gerçekle rüyayı ayıramayan, sevimli, ürkek, meraklı ve yorgun bakışlarında aile üyelerinin filmin finaline kadar yayılan konumlanışlarını görebiliyoruz. Monica, kızı Anne (Noel Kate Cho) ve David aynı arabada seyahat ederlerken, baba Jacob bu üçlünün önünde eşyaların yer aldığı bir kamyonette tek başına seyahat ediyor. Sanat eleştirmeni John Berger, “Görme Biçimleri” isimli kitabında erkek ve kadınların resmediliş tarihini incelerken: “Erkeğin varlığı kendinde saklı yetkelilik umuduna bağlıdır... Bir erkeğin varlığı o erkeğin yapabileceklerini, sizin için yapabileceklerini gösterir. Üretebilir varlıktır onun varlığı; çünkü erkek gerçekte yapamayacağı şeyleri yapabilecek yetkedeymiş gibi davranır.” diye yazar. Baba Jacob da, arazinin önceki sahibinin iflasından sonra intihar etmesine ve David’in kalp rahatsızlığına rağmen en yakın hastaneye bir saat uzaklıktaki bu araziyi, ailenin diğer üyelerinin önceliklerini hiçe sayarak satın alıyor. 1980’lerde ABD’de yaşanan, maliyetlerin uçuşa geçtiği bir tarımsal kriz ortamında Kore sebzelerini Arkansas topraklarına ekip bunları Koreli göçmenlere satarak büyük bir ekonomik refaha ulaşacağına inanıyor. Asyalı bir göçmen olarak Kaliforniya’da, şehirde yaşamanın bedeli on yıl boyunca her gün, saatler boyunca cinsiyetlerine göre civciv ayırıp küçücük bir evde sıkışıp kalmak olduğundan yeni plan, filmin ilerleyen bölümlerinde Monica ve çocuklarını kaybetme riskini taşısa da Jacob’ın iştahını kabartmaya yetiyor. Monica, savaşta eşini kaybeden annesi Soonja’nın (Youn Yuh-jung) Kore’den yanlarına taşınarak çocukların bakımında onlara yardım etmesi karşılığında, arazide tekerleklerin üstünde duran bir evde yaşayıp Arkansas için fazla bir el çabukluğu ile bir yandan civciv ayırmaya bir yandan da ev içi işlerini yapmaya gönülsüzce razı oluyor. Jacob ise finale kadar çevresindeki insanların yardım ve destek önerilerine kulak asmadan sadece kendi aklına güvenerek araziye ektiği “paraların” bakımıyla ve pazarlamasıyla ilgileniyor. Kökleri 1300 yılına uzanan ve bilimselliği hiçbir zaman kanıtlanmayan radyesteziyle sebzeler için su bulma tekliflerine küçümseyen gözlerle bakıyor. Filmin en tutkulu ve içinde bulunduğu hâlle en barışık karakteri protestan tarım işçisi Paul’un (Will Patton) delilik mertebesinde güçlü maneviyatı…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Minari, izleyiciyi, öznel çocukluk deneyimlerinin küçük penceresinden sosyo-ekonomik ve politik tüm zorluklar karşısında dayanışmanın ve köklerimizle bağ kurmanın verdiği büyük güce bakmaya çağırıyor. Tekerleklerin üstündeki evlerde toprağa kök salmaya çalışan göçmenlerle, işe yaradığını kanıtlamak için her şeyi yok etmeyi göze alan babaların peşinde sürüklenen ailelerin hikâyesini sıcak ve dokunaklı bir sinema diliyle aktarıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.61 ( 8 oy)
80


Minari’nin Kore’li bir ailenin Kaliforniya’dan Arkansas kırsalına göç edişiyle başlayan olay örgüsü, yönetmen ve senarist Lee Isaac Chung’un yetmişe yakın çocukluk anısına dayanıyor. Anne Monica (Han Yeri) ve baba Jacob (Steven Yeun), 1950 ile 1953 yılları arasında yaşanan, tahminen iki buçuk milyona yakın insanın ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan Kore Savaşı’ndan sonra, Amerikan rüyasının verdiği büyük umutlarla birbirini kurtarmak için Kore’den ABD’ye göç eden binlerce insandan sadece ikisi. Dağıtım haklarını bağımsız Amerikan yapım şirketi A24’ün, Türkiye haklarını ise Bir Film’in aldığı Minari, bir yandan 1980’lerdeki Ronald Reagan döneminde beyaz olmayan insanların hem şehirlerde hem de kırsalda yürüttükleri hayat mücadelesini güçlü sinematografisiyle orta koyuyor; diğer yandan ise ailenin üç kuşaktan üyelerini bir araya getirip onların ilişkileri ve çatışmalarından beslenerek geleneksel erkek rolünün yok edici hırsına, doğanın insana kayıtsız, kontrol edilemez yapısına ve tüm hayal kırıklıklarına rağmen dayanışmaya ve koşulsuz güven içeren iletişime samimi bir davette bulunuyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü Minari ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Minari: Karavanların İçinden Toprağa Kök Salmaya Çalışmak

Filmin açılış sekansında, baba Jacob’ın çiftçilik yapmak için yeni aldığı araziye giden dört kişilik bir ailenin tarlaların ve ormanların içinden geçerek yaptıkları kısa yolculuk, kalbinde bir delik bulunduğu için film boyunca koşmaması tembihlenen, ailenin en küçük üyesi David’in (Alan S. Kim) gözünden aktarılıyor.  David’in bazen gerçekle rüyayı ayıramayan, sevimli, ürkek, meraklı ve yorgun bakışlarında aile üyelerinin filmin finaline kadar yayılan konumlanışlarını görebiliyoruz. Monica, kızı Anne (Noel Kate Cho) ve David aynı arabada seyahat ederlerken, baba Jacob bu üçlünün önünde eşyaların yer aldığı bir kamyonette tek başına seyahat ediyor.

Sanat eleştirmeni John Berger, “Görme Biçimleri” isimli kitabında erkek ve kadınların resmediliş tarihini incelerken: “Erkeğin varlığı kendinde saklı yetkelilik umuduna bağlıdır… Bir erkeğin varlığı o erkeğin yapabileceklerini, sizin için yapabileceklerini gösterir. Üretebilir varlıktır onun varlığı; çünkü erkek gerçekte yapamayacağı şeyleri yapabilecek yetkedeymiş gibi davranır.” diye yazar. Baba Jacob da, arazinin önceki sahibinin iflasından sonra intihar etmesine ve David’in kalp rahatsızlığına rağmen en yakın hastaneye bir saat uzaklıktaki bu araziyi, ailenin diğer üyelerinin önceliklerini hiçe sayarak satın alıyor. 1980’lerde ABD’de yaşanan, maliyetlerin uçuşa geçtiği bir tarımsal kriz ortamında Kore sebzelerini Arkansas topraklarına ekip bunları Koreli göçmenlere satarak büyük bir ekonomik refaha ulaşacağına inanıyor.

Asyalı bir göçmen olarak Kaliforniya’da, şehirde yaşamanın bedeli on yıl boyunca her gün, saatler boyunca cinsiyetlerine göre civciv ayırıp küçücük bir evde sıkışıp kalmak olduğundan yeni plan, filmin ilerleyen bölümlerinde Monica ve çocuklarını kaybetme riskini taşısa da Jacob’ın iştahını kabartmaya yetiyor. Monica, savaşta eşini kaybeden annesi Soonja’nın (Youn Yuh-jung) Kore’den yanlarına taşınarak çocukların bakımında onlara yardım etmesi karşılığında, arazide tekerleklerin üstünde duran bir evde yaşayıp Arkansas için fazla bir el çabukluğu ile bir yandan civciv ayırmaya bir yandan da ev içi işlerini yapmaya gönülsüzce razı oluyor.

Jacob ise finale kadar çevresindeki insanların yardım ve destek önerilerine kulak asmadan sadece kendi aklına güvenerek araziye ektiği “paraların” bakımıyla ve pazarlamasıyla ilgileniyor. Kökleri 1300 yılına uzanan ve bilimselliği hiçbir zaman kanıtlanmayan radyesteziyle sebzeler için su bulma tekliflerine küçümseyen gözlerle bakıyor. Filmin en tutkulu ve içinde bulunduğu hâlle en barışık karakteri protestan tarım işçisi Paul’un (Will Patton) delilik mertebesinde güçlü maneviyatı ve abartılı naifliği zaman zaman sinirlerini bozuyor.

David: (Tavuk üretim tesisindeki bir bacadan çıkan dumanı kastederek) Bu ne?

Jacob: O mu? Orada erkek civcivler diskarte ediliyor.

David: Diskarte ne demek?

Jacob: Zor bir kelime, değil mi? Erkek piliçlerin tadı güzel değildir. Yumurtlayamazlar ve bir işe yaramazlar. Bu yüzden sen ve ben yararlı olmaya çalışmalıyız. 

Baba Jacob, rasyonel olmayan her şeye şüpheyle yaklaşıp bitkilerine faydası olmayan her şeye ilgisiz kalırken, aile içerisindeki varlığını yalnızca David’e erkek olmayı öğretirken ya da onu disipline etmeye çalışırken sürdürüyor. Film babanın konumu ve ailenin babanın peşinden sürüklendiği hayal açısından 20. yüzyıl boyunca dünyanın hemen her ülkesinde köyden kente ya da başka ülkelere göçen büyük kitlelerin geleneksel aile yapılarına dair evrensel tecrübeler sunmayı başarıyor.

Lee Isaac Chung’un ilk kez böylesine geniş bir izleyici kitlesiyle buluşan dördüncü filmi olan Minari, anneanne Soonja hikâyeye d+ahil olduktan sonra, cinsiyet rollerinin yanı sıra kuşaklar arasındaki iletişimin niteliklerini, kültürel gelenek-asimilasyon çatışmasını ve insanın doğaya bakışını da aile dramasına dâhil ederek boyut kazanıyor. Özellikle küçük David ve onun tabiriyle diğer anneannelere benzemeyen, neşeli ve şakacı Soonja’nın sevimli ilişkisi sayesinde çeşitlenen ve canlanan bir ritme kavuşuyor. Alan S. Kim ve Youn Yuh-jung’un başarılı performanslarından beslenen bu duruma ek olarak filmin belki de en güçlü yanının müthiş bir sahicilik hissi uyandıran toplu oyunculuk performansı olduğunu belirteyim. Ailenin kırsaldaki yaşamını zorlaştıran doğal felaketler ve trajedilerin art arda sıralanışı filmin sahici seyir bütünlüğüne zaman zaman ket vursa da Lechlan Milne’nin görüntü yönetimi ve Emile Mosseri’nin besteleri oyunculuk performanslarıyla birleşip çocuksu, samimi ve şiirsel bir bütünlük yaratarak sıradanlaşan senaryonun sinema diliyle aktarımına büyük katkı sağlıyor.

Jacob tüm kaynaklarını kullanarak tabiri caizse doğa üzerinde hakimiyet kurmaya çalışırken; anneanne Soonja, Jacob’ın yetiştirdiği sebzeler gibi büyük umutlar vadetmeyen, Kore’ye özgü maydanoz benzeri bir bitki olan minari tohumları için elverişli bir dere kenarı bulup onları ekiyor. Anneanne Soonya’ya inme indikten sonra, filmin finaline doğru evde tek kaldığı sırada yanlışlıkla başlattığı yangın Jacob’ın mahsullerinin ve bireyci hırslarının tamamını yok ediyor. Geriye karavanın yerinde yan yana uyuyan dört kişilik bir aile, mütevazı minarinin adeta kültürel gelenekler ve köklerimizle uyum içerisinde yeni topraklarla bağ kurma inancını mümkün kılan mükemmel güzelliği ve Soonya’nın yaşanan trajedilerden sonra birbirlerine olan güvenleri ve inançları yok olma noktasına gelen çocuklarına ve torunlarına yönelttiği yorgun ama ümitli bakışı kalıyor. Jacob faydacı ve bireyci yaklaşımının yıkıcılığının karşısında hayatın zenginliğinin farkına vardıktan sonra sıfırdan başlamak için, eşi Monica’yla yan yana çatal biçimindeki dalın peşinden arazi için su aramaya başlıyor.

Lee Isaac Chung’un yarı-otobiyografik filmi Minari, izleyiciyi, öznel çocukluk deneyimlerinin küçük penceresinden sosyo-ekonomik ve politik tüm zorluklar karşısında dayanışmanın ve köklerimizle bağ kurmanın verdiği büyük güce bakmaya çağırıyor. Tekerleklerin üstündeki evlerde toprağa kök salmaya çalışan göçmenlerle, işe yaradığını kanıtlamak için her şeyi yok etmeyi göze alan babaların peşinde sürüklenen ailelerin hikâyesini sıcak ve dokunaklı bir sinema diliyle aktarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information