Fransız Yeni Dalgası, auteur kuramının da etkisiyle birçok yıldız yönetmen yaratmış; bu yönetmenler modern sinemanın yaratımında çok önemli etkiler bırakmışlardır. Agnès Varda, François Truffaut ve Jean-Luc Godard gibi dev sinemacılar, bu isimlerden sadece birkaçı. Yönetmenlerin yanında Yeni Dalga, efsanevi karakterlere hayat veren oyuncularla birlikte anılır. Unutulmayan Sevgili – Jules et Jim’deki Jeanne Moreau, Kadın Kadındır – Une femme est une femme’deki Anna Karina ya da Serseri Aşıklar – À bout de souffle’daki Jean-Paul Belmando nasıl unutulabilir ki? Fakat yine de Yeni Dalga’yı tanımlayacak tek oyuncu performansı seçilecek ise bunun, o dönem 14 yaşında olan Jean-Pierre Léaud’nın 400 Darbe – Le quatre cents coups’taki performansı olmasına kimsenin itiraz etmeyecektir muhtemelen. Bu ilk filminden başlayarak, önce Fransız sinemasının, kariyerinin devamında da dünya sinemasının çok önemli yönetmenlerinin filmlerinde rol alan Jean-Pierre Léaud’nun mutlaka izlenmesi gereken 5 performansını derledik.

Mutlaka İzlenmesi Gereken 5 Jean-Pierre Léaud Performansı

400 Darbe – Le quatre cents coups (1959)

Bugün Yeni Dalga’nın sembol isimleri arasında ilk sıralarda saydığımız Jean-Pierre Léaud’nun kariyeri, 14 yaşında iken, François Truffaut’nun ilk filmi olan Le quatre cents coups’da yer almasıyla başlar ve bu performansı, sadece bir oyuncunun ya da bir filmin başarısında etkili olmakla kalmaz, tüm bir akımın tanımlanmasında başvurulacak bir karakterin yaratılmasını sağlar. Yönetmen Truffaut’nun hayatından ve özellikle çocukluğundan yoğun izler taşıyan film, sinema tarihinin zirve noktalarından biri olarak hafızalara kazınır. Üstelik bu film sadece Fransız sinemasını dönüştürmekle kalmaz, aynı zamanda genç oyuncu Jean-Pierre Léaud’un görsel dile yoğunlaşan güçlü performansı ile sinefillere ilham vererek farklı dünyaların potansiyelini de açığa çıkarır. Eğitim sisteminden sorumsuz ebeveynlere dek kurumsal birçok yapıyı eleştiri bombardımanına tutan Le quatre cents coups; usta oyuncunun, Truffaut’nun alter-ego‘su olarak da tanımlayabileceğimiz Antoine Doinel’ı canlandırdığı ilk yapımdır. Bu karakterin -ya da kendinin- hikâyesini farklı yaşlarda, bir kısa üç de uzun metrajla anlatmaya devam edecektir ve tüm bu filmlerde Doinel’e Léaud hayat verecektir.

Erkek Dişi – Masculin féminin (1966)

Fransa ya da daha genele yararsak tüm dünya gençliğinin 68’e varacak ruh hâlini en iyi yansıtan filmlerin başında Masculin féminin gelir şüphesiz ki. Büyük yönetmen Jean-Luc Godard’ın en başından beri politik ögelerle bezeli sinemasında, bu türden konuların iyice görünür olduğu bir dönemin bir ürünüdür bu film. Hastalıklı toplumun yarattığı hastalıklı bireyler ya da hastalıklı bireylerin yarattığı hastalıklı toplumlar, gözlem için geniş bir mecra sunsa da Godard bununla yetinmeyip, Jean-Pierre Léaud’nun suretinde hayat bulan Paul karakterine filmde de yaptırdığı sosyolojik gözlem ve anketlerle izleyiciyi de kendi akıl yürütmesine ortak eder. Godard, izleyiciyle kafede tartıştığı sevgilisini/kocasını vuran kadın ve sokak ortasında kendini yakan adam tasvirleriyle hastalıklı toplumun bireylerini karşı karşıya getiriyor. Masculin féminin, klasik bir olay örgüsünün değil, bir ruh hâlinin filmidir. Bu ruh hâlinin Fransız Yeni Dalgası’nın da en önemli lokomotiflerinden biri olduğunu düşünürsek, akımın simge isimlerinden Léaud’nun Paul’a hayat veriyor oluşu daha da derinlikli bir anlam kazanır.

Anne ve Fahişe – La maman et la putain (1973)

Jean-Pierre Léaud’nun rol aldığı filmler arasında bir başarı sıralaması yapılırsa, Fransa sinemasının az ama öz yapıma imza atmış ustalarından Jean Eustache’ın La Maman et la putain’ı kesinlikle en üst sıralarda yer alır. Filmde Léaud’nun hayat verdiği başkarakter Alexandre, birçok farklı kadınla ilişkisi olan bir aşırı milliyetçidir. Bu temel üzerine, hem ilişkiler hem de politik konular hakkında güçlü bir yapı kurar Eustache. Üç buçuk saatten uzun süresi boyunca ’68 sonrası Avrupa entelektüellerini durumuna dair derinlikli çıkarımlar yapan filmin yapısı, büyük ölçüde diyaloglara, dolayısıyla da oyuncu performanslarına bağlıdır. Jean-Pierre Léaud, bu filmde kariyerinin en yoğun ve çarpıcı performanslarından birini ortaya koyarak La Maman et la putain’ın sahip olduğu gizli cevher mertebesine ulaşmasında önemli bir katkı yapar.

Bir Katil Kiraladım – I Hired a Contract Killer (1990)

Aki Kaurismäki’nin Londra’da, İngilizce çektiği I Hired a Contract Killer; tüm yönleriyle Finli yönetmenin sinemasının izlerini taşır. İnsan doğasındaki karanlık ve komedi arasında enfes bir denge tutturan filmde, İngiltere’de yaşayan ve Jean-Pierre Léaud tarafından canlandırılan Henri Boulanger, 15 yıl boyunca çalıştığı işinden çıkarılır. Bu durum adamın yeni, işsiz hayatına adapte olamamasına ve ciddi bir boşluk içine düşmesine neden olur. Bu psikolojideyken hayatına devam etmek istemeyen adam intihar etmeye karar verir ama bu kararını gerçekleştirecek cesareti bulamaz; bunun üzerine kendini öldürmesi için bir kiralık katil tutar. Anlaşılacağı üzere son derece güçlü bir karakter çalışması izliyoruz I Hired a Contract Killer’da. Filmin bu bağlamda başarısının büyük oranda Léaud’nun performansına bağlı olduğunu da söyleyebiliriz. Zira karakterin içine düştüğü çıkışsızlığı ve sonradaki yaşanan şaşırtıcı gelişmeleri seyirciye geçirme noktasında büyük oyuncu -her zaman olduğu gibi- kusursuza yakın bir iş çıkartır.

14. Louis’nin Ölümü – La mort de Louis XIV (2016)

Katalan sinemacı Albert Serra; Honor de cavalleria ve Ölümümün Hikâyesi – Història de la meva mort gibi seyirciyi -olumlu anlamda- zorlayan filmleriyle çağdaş Avrupa sinemasının kendine özel bir yer eden bir isim. Yönetmenin imza attığı filmlerden geniş kitlelere ulaşmasa da genellikle en önemli festivallerin seçkilerinde yer buluyor oluşu da onun sinematik yetkinliğinin bir kanıtı elbet. Anlatılarında birçokları tarafından tanınan kurgusal ya da tarihi karakterlerin yaşamlarına özgün bakışlar getiren Serra’nın 2016 yapımı La mort de Louis XIV filminin merkezinde de, adından da anlaşılacağı üzere, tarihe adını tarihsel öneminin yanında lüks düşkünlüğüyle de yazdırmış olan hükümdar 14. Louis. Daha önce usta yönetmen Roberto Rossellini’nin La prise de pouvoir par Louis XIV filminin de konusu olan hükümdar, Serra’nın filminde Jean-Pierre Léaud tarafından canlandırılıyor. 14. Louis’nin son günlerini son derece dingin bir üslupla aktaran filminde, Léaud’yu sadece ölüm yatağında görüyoruz. Fakat usta oyuncu, yattığı yerden, konuşması, minikleri ve hareketleriyle tarihin en önemli figürlerden birinin güçten düşüşünü, gövde gösterisi olarak tanımlayabileceğimiz bir güçte perdeye yansıtıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information