8 Haziran günü Bosna Kasabı olarak bilinen ve Srebrenica katliamından sorumlu olan Ratko Mladić’in Lahey’deki mahkemeye yaptığı son itiraz da reddedildi. Böylece soykırımın baş sorumlularından Radovan Karadžić ile birlikte yaşamının sonuna kadar hapiste kalacağı kesinleşti. Peki Avrupa’nın göbeğinde, Birleşmiş Milletler gücünün varlığında, İkinci Dünya Savaşı’ndan 50 yıl sonra, katliam ve soykırımla dolu bir iç savaşa nasıl izin verildi? Quo Vadis, Aida? bu sorunun cevabını vermek için yola çıkan bir film değil elbette ama sorunun cevabı da filmin içinde gizli. Eğer televizyonlarda Yugoslav İç Savaşı’na dair görüntüleri izlemiş bir yaştaysanız, ya da Mladić’in çektirdiği görüntüleri The Death of Yugoslavia gibi belgesellerden görme şansına eriştiyseniz, böyle görsel bir biçimde belgelemenin mümkün olduğu bir çağda, böyle bir katliamın yaşanamayacağı fikri de zihninizden siliniyor. Dünyanın her yanında, her an böyle katliamlar yaşanıyor ancak, Avrupa’nın göbeğinde olması “Batının” ve “Birleşmiş Milletler” gibi kurumlarının ne kadar aciz, işlevsiz ve daha da önemlisi göstermelik olduğunu açık ediyor. Quo Vadis, Aida? Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan ettiği Srebrenica’da yerleşik Hollandalı BM gücünün tesisinde çevirmenlik yapan bir ilkokul öğretmeninin hikâyesine odaklanıyor. Srebrenica kuşatma altındadır ve Sırp güçlerinin şehre girişi BM tarafından bir ültimatom ile engellenmiştir. Ancak Mladić yönetimindeki ordu şehre girdiğinde beklenen hava saldırıları olmaz ve Bosnalı Müslümanlar BM üssüne akın ederler. Üsse 3-4 bin kişilik bir grup alınırken kalanlar üssün çevresinde savunmasız biçimde bırakılır. Avrupa ülkeleri ve BM’nin “ölü taklidi” yapması ile sivil Bosnalılar ve bir avuç Hollanda askeri kaderine terk edilir. İşte buradan sekiz binden fazla Bosnalı erkeğin katledildiği olaylara uzanan süreç boyunca Aida’yı, tercümanımızı izliyoruz filmde. Aida kaçınılmaz sonun farkındadır ve elindeki kısıtlı gücü ailesini kurtarmak için kullanmayı dener. İki oğlu ve kocasını zar zor, büyük çabalarla üsse soksa da onları birer BM çalışanı olarak gösterme çabaları sonuçsuz kalır. Quo Vadis, Aida?: Gelecek İçin Affetmek, Barışmak ve Alışmak Film boyunca Aida askeri yönetim, doktorlar, akrabaları ve tanıdıkları, diğer şehirliler, ailesi ve kendi geçmişi arasında gidip gelir. Sadece zihnen de değil, Aida sürekli bir yerden bir yere gitmektedir. Oradan oraya çaresizce koşturan Aida, tüm o koşuşturmanın boşu boşuna yapılmış olmaması için mücadele eder. Ancak gözü dönmüş faşizmin Avrupa topraklarında büyüyüp serpilmesine, önüne geleni yiyip yutmasına “uygarlığın bekçileri” bir kez daha göz yumacaktır. Bugün göçmen karşıtı popüler sağın da farklı olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak tüm bu yapısal problemlerin ve bir soykırım gerçeğinin ortasında, bin parçaya bölünmüş ve ailesini kurtarmak için elindeki gücü olduğundan da fazla göstererek kullanmaya çalışan bir kadın var. Quo Vadis, Aida? evet, belki de bir soykırım filmi, ama Holocaust filmleriyle kıyasladığımızda en çok László Nemes’in Saul'un Oğlu - Son of Saul filmine benziyor. Olup biten tüm vahşetin içinde kendi kaderinin kontrolünü eline almaya çalışan ve aslında “sevdiği” birini kurtarmaya çalışan birinin hikâyesini anlatıyor. Bunun yanında ince işlenmiş çok ufak hikâyeler ve yan karakterler de var. Bir savaştan bir diğerine giden BM doktoru, kadın kılığına sokulmuş bir erkeği Sırplara ispiyonlayan Hollanda askerine saldıran ve tüm olan biteni korku dolu gözlerle izleyen Yahudi askeri şoför, ya da Aida’nın öğrencisi olan Sırp asker gibi... ***Yazının bundan sonraki bölümü Quo Vadis, Aida? ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler)…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Güçlü oyunculukları (özellikle de, Jasna Đuričić) ve yaklaşmakta olan sondan bizi uzaklaştırarak Aida’yı takip etmemizi sağlayan başarılı rejisi ile Quo Vadis, Aida? Bosna üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri kesinlikle.

Kullanıcı Puanları: 3.4 ( 1 oy)
85


8 Haziran günü Bosna Kasabı olarak bilinen ve Srebrenica katliamından sorumlu olan Ratko Mladić’in Lahey’deki mahkemeye yaptığı son itiraz da reddedildi. Böylece soykırımın baş sorumlularından Radovan Karadžić ile birlikte yaşamının sonuna kadar hapiste kalacağı kesinleşti. Peki Avrupa’nın göbeğinde, Birleşmiş Milletler gücünün varlığında, İkinci Dünya Savaşı’ndan 50 yıl sonra, katliam ve soykırımla dolu bir iç savaşa nasıl izin verildi? Quo Vadis, Aida? bu sorunun cevabını vermek için yola çıkan bir film değil elbette ama sorunun cevabı da filmin içinde gizli. Eğer televizyonlarda Yugoslav İç Savaşı’na dair görüntüleri izlemiş bir yaştaysanız, ya da Mladić’in çektirdiği görüntüleri The Death of Yugoslavia gibi belgesellerden görme şansına eriştiyseniz, böyle görsel bir biçimde belgelemenin mümkün olduğu bir çağda, böyle bir katliamın yaşanamayacağı fikri de zihninizden siliniyor. Dünyanın her yanında, her an böyle katliamlar yaşanıyor ancak, Avrupa’nın göbeğinde olması “Batının” ve “Birleşmiş Milletler” gibi kurumlarının ne kadar aciz, işlevsiz ve daha da önemlisi göstermelik olduğunu açık ediyor.

Quo Vadis, Aida? Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan ettiği Srebrenica’da yerleşik Hollandalı BM gücünün tesisinde çevirmenlik yapan bir ilkokul öğretmeninin hikâyesine odaklanıyor. Srebrenica kuşatma altındadır ve Sırp güçlerinin şehre girişi BM tarafından bir ültimatom ile engellenmiştir. Ancak Mladić yönetimindeki ordu şehre girdiğinde beklenen hava saldırıları olmaz ve Bosnalı Müslümanlar BM üssüne akın ederler. Üsse 3-4 bin kişilik bir grup alınırken kalanlar üssün çevresinde savunmasız biçimde bırakılır. Avrupa ülkeleri ve BM’nin “ölü taklidi” yapması ile sivil Bosnalılar ve bir avuç Hollanda askeri kaderine terk edilir. İşte buradan sekiz binden fazla Bosnalı erkeğin katledildiği olaylara uzanan süreç boyunca Aida’yı, tercümanımızı izliyoruz filmde. Aida kaçınılmaz sonun farkındadır ve elindeki kısıtlı gücü ailesini kurtarmak için kullanmayı dener. İki oğlu ve kocasını zar zor, büyük çabalarla üsse soksa da onları birer BM çalışanı olarak gösterme çabaları sonuçsuz kalır.

Quo Vadis, Aida?: Gelecek İçin Affetmek, Barışmak ve Alışmak

Film boyunca Aida askeri yönetim, doktorlar, akrabaları ve tanıdıkları, diğer şehirliler, ailesi ve kendi geçmişi arasında gidip gelir. Sadece zihnen de değil, Aida sürekli bir yerden bir yere gitmektedir. Oradan oraya çaresizce koşturan Aida, tüm o koşuşturmanın boşu boşuna yapılmış olmaması için mücadele eder. Ancak gözü dönmüş faşizmin Avrupa topraklarında büyüyüp serpilmesine, önüne geleni yiyip yutmasına “uygarlığın bekçileri” bir kez daha göz yumacaktır. Bugün göçmen karşıtı popüler sağın da farklı olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak tüm bu yapısal problemlerin ve bir soykırım gerçeğinin ortasında, bin parçaya bölünmüş ve ailesini kurtarmak için elindeki gücü olduğundan da fazla göstererek kullanmaya çalışan bir kadın var. Quo Vadis, Aida? evet, belki de bir soykırım filmi, ama Holocaust filmleriyle kıyasladığımızda en çok László Nemes’in Saul’un Oğlu – Son of Saul filmine benziyor. Olup biten tüm vahşetin içinde kendi kaderinin kontrolünü eline almaya çalışan ve aslında “sevdiği” birini kurtarmaya çalışan birinin hikâyesini anlatıyor. Bunun yanında ince işlenmiş çok ufak hikâyeler ve yan karakterler de var. Bir savaştan bir diğerine giden BM doktoru, kadın kılığına sokulmuş bir erkeği Sırplara ispiyonlayan Hollanda askerine saldıran ve tüm olan biteni korku dolu gözlerle izleyen Yahudi askeri şoför, ya da Aida’nın öğrencisi olan Sırp asker gibi…

***Yazının bundan sonraki bölümü Quo Vadis, Aida? ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Yaşanan her şeye rağmen, şaşırtıcı derecede, karamsarlıkla arasına mesafe koymaya çalışan bir film Quo Vadis, Aida?. Savaş sonrasında artık bir Sırp mahallesinde bulunan evine dönüp, yine Srebrenica’da öğretmenlik yapmaya başlayan Aida, savaş suçlularının çocuklarının da öğretmeni oluyor. Bir şekilde beraber yaşamayı öğrenmek zorunluluğunun altını çiziyor yönetmen Jasmila Žbanić. Joe Sacco’nun Srebrenica ile benzer bir sonu yaşamaktan zar zor kurtulan bir başka “güvenli” bölge Goražde üzerine yazdığı grafik romandaki karakterler, İkinci Dünya Savaşı’nda olanları anlatarak Sırplara güvenmemeleri gerektiğini onlara telkin eden nine ve dedelerine nasıl gülüp geçtiklerini anlatırlar. Fakat insanlığın keşfettiği en büyük ve en aptalca nifak tohumu olan milliyetçiliğin kökünü kazımak için Tito’nun demir yumruğu bile yetmemiştir. Aida da bu noktada affetmeyi, barışmayı ve alışmayı tek yol olarak gösteriyor sanki. Bu nesil sona erecek ve gelecek nesiller gelecek. Gelecek nesillerin de aynı zehirden etkilenmemesi için atabileceği bir adımı atıyor Aida. İşte bu yüzden de, Quo Vadis, Aida? karamsar bir film değil. Güçlü oyunculukları (özellikle de, Jasna Đuričić) ve yaklaşmakta olan sondan bizi uzaklaştırarak Aida’yı takip etmemizi sağlayan başarılı rejisi ile Quo Vadis, Aida? Bosna üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri kesinlikle.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information