İlk filmi Cennetten Kovulmak ile En İyi Film dalında Altın Portakal’ı Ramin Matin ile paylaşmış olan Ferit Karahan’ın yeni filmi uzun bir zamandır merak konusuydu. Karahan’ın Gülistan Acet ile yazdığı Okul Tıraşı, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Panorama kısmında yaptı. Okul Tıraşı; eğitim, itaat, korku ve asimilasyonun arka planında işlediği bir dostluk hikâyesi anlatıyor. Rumen Yeni Dalgası ve son dönem İran sinemasının Asghar Farhadi gibi yönetmenlerinin etkisinin görüldüğü film, çocuk oyuncuların performansları ile de öne çıkıyor. Doğu Anadolu’da bir yatılı ilköğretim bölge okulunda geçen Okul Tıraşı, on bir yaşındaki Mehmet’in hastalanması ve sonrasında oda arkadaşı Yusuf’un onu iyileştirmek için okuldaki bürokrasi kademelerini bir bir devreye sokmaya çalışmasını anlatıyor. Bu yanıyla da aslında ilk akla getirilecek film olan, Cristi Puiu’nun Bay Lazarescu’nun Ölümü - Moartea domnului Lãzãrescu ile benzeştiği yanlar olduğunu söylemek olası. Ancak Karahan’ın hikâyesi Doğu Avrupa bürokrasisinden daha ötede bir şeyi soruşturuyor. Berlinale’de verdiği röportajda filminin asıl konusunun korku olduğunu söylüyor. Bir dostluk hikâyesi gibi başlayan filmin giderek başına geleceklerden korkan bir dolu insanın, üstlerine hesap vermek dışında insani motivasyonu kalmamış kişilerin, ceberut devletin asimilasyon aygıtlarının da aslında değişmeden kalamadığının hikâyesini anlatmaya başladığını görüyoruz. Filmin başındaki duş sahnesinde yaşadıkları bir tartışmadan dolayı öğretmeni tarafından soğuk su ile duş almaya zorlanan Mehmet, baygın bir biçimde yatmaktadır ancak kimse ne yapılması gerektiğini bilmez. Okul, kardan kapalı yolların ötesinde, şehirden uzaktadır. Arabalar yola saplanır, ilaç yoktur, varsa da ne işe yaradığını bilen yoktur. Kaloriferler yanmamaktadır. Çocuklar açtır, fazla ekmek yemek isteyenin yemeği yemesi yasaklanır. Bu yönüyle, çocuklar üzerinden geleceğin şekillendirilmesine dair de söz söylüyor Karahan. Röportajında da “çocukları kontrol edenin geleceği de kontrol edeceğini” fark ettiğini söyleyen yönetmen, filmini böyle bir otoriteryanizm hikâyesi üzerine kurmayı seçmiş. Bu film öyle bir film ki bu çocukların Kürt çocukları olmaları Michael Haneke’nin Beyaz Bant - Das weiße Band filmindeki çocukların Alman olmaları kadar önemli en çok. Evet, Kürt çocuklarına karşı uygulanan bir politikayı gözler önüne seriyor, Haneke de Nazi Almanyasının en içten savunucuları olacak kişilerin çocukluğunu gösteriyordu. Fakat, burada önemli olan şey, bunun zaman ve mekândan bağımsız, evrensel bir güç dengesi olması. Okul Tıraşı: Biraz Kafkaesk, Biraz Tanıdık, Çoğunlukla Karanlık Okul Tıraşı da bunu evrensel yapmak ve yöresel kalmak arasında biraz bocalıyor. Filmin kendi ritmini bulması ve o bahsettiğimiz Rumen Yeni Dalgası ya da Farhadi filmleri havasına erişmesi yarım saatten uzun süre alıyor. Otoritenin varlığını, hikâyeye doğrudan etkisi tartışmalı sekanslarla göstermeye çalışıyor. Kamera okulun içinde, bahçede, yemekhanede, yatakhanede ve banyoda dolanırken biraz sarkıyor ve izleyiciyi içine almakta zorlanıyor. Ancak Mehmet’in hastalığının ciddiyetini “otorite” anlamaya başladığı anda film temposuna kavuşuyor ve başarılı bir hâl alıyor. Filmde “altın” değerinde diyebileceğimiz bazı kara komedi anları var. Otoritenin “kaygan zeminle” imtihanı ya da müdürün okulun “prestiji” için hemşiresiz doktorsuz revirde yatan çocuğun çarşaflarını yeni modelle değiştirtmesi gibi… Okul Tıraşı, özellikle Kürt coğrafyasında bulunan yatılı okulları ele alarak otoriteyi, asimilasyonu ve her şeyden de öte korkuyu deşmeye yola çıkıyor. Bunu filmin zayıf ilk yarısında göstermeci biçimde yapıyor. İkinci kısmında ise, Yusuf’un hikâyesine odaklanarak biraz Kafkaesk, biraz tanıdık, biraz komik ama çoğunlukla da karanlık bir yolculuğa çıkarıyor izleyiciyi. Film gücünü hikâyesinin…

Yazar Puanı

Yazar Puanı - 75%

75%

Film gücünü hikâyesinin sadeliğinden ve o hikâyenin ilk başta yüksek sesle söylemeye çalıştığı sözleri usulca söyletme kabiliyetinden alıyor. Sonuç olarak karşımızda son dönem Türkiye sinemasının kalburüstü işlerinden biri var diyebiliriz rahatlıkla.

Kullanıcı Puanları: 4.26 ( 4 oy)
75

İlk filmi Cennetten Kovulmak ile En İyi Film dalında Altın Portakal’ı Ramin Matin ile paylaşmış olan Ferit Karahan’ın yeni filmi uzun bir zamandır merak konusuydu. Karahan’ın Gülistan Acet ile yazdığı Okul Tıraşı, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Panorama kısmında yaptı. Okul Tıraşı; eğitim, itaat, korku ve asimilasyonun arka planında işlediği bir dostluk hikâyesi anlatıyor. Rumen Yeni Dalgası ve son dönem İran sinemasının Asghar Farhadi gibi yönetmenlerinin etkisinin görüldüğü film, çocuk oyuncuların performansları ile de öne çıkıyor.

Doğu Anadolu’da bir yatılı ilköğretim bölge okulunda geçen Okul Tıraşı, on bir yaşındaki Mehmet’in hastalanması ve sonrasında oda arkadaşı Yusuf’un onu iyileştirmek için okuldaki bürokrasi kademelerini bir bir devreye sokmaya çalışmasını anlatıyor. Bu yanıyla da aslında ilk akla getirilecek film olan, Cristi Puiu’nun Bay Lazarescu’nun Ölümü – Moartea domnului Lãzãrescu ile benzeştiği yanlar olduğunu söylemek olası. Ancak Karahan’ın hikâyesi Doğu Avrupa bürokrasisinden daha ötede bir şeyi soruşturuyor. Berlinale’de verdiği röportajda filminin asıl konusunun korku olduğunu söylüyor. Bir dostluk hikâyesi gibi başlayan filmin giderek başına geleceklerden korkan bir dolu insanın, üstlerine hesap vermek dışında insani motivasyonu kalmamış kişilerin, ceberut devletin asimilasyon aygıtlarının da aslında değişmeden kalamadığının hikâyesini anlatmaya başladığını görüyoruz.

Filmin başındaki duş sahnesinde yaşadıkları bir tartışmadan dolayı öğretmeni tarafından soğuk su ile duş almaya zorlanan Mehmet, baygın bir biçimde yatmaktadır ancak kimse ne yapılması gerektiğini bilmez. Okul, kardan kapalı yolların ötesinde, şehirden uzaktadır. Arabalar yola saplanır, ilaç yoktur, varsa da ne işe yaradığını bilen yoktur. Kaloriferler yanmamaktadır. Çocuklar açtır, fazla ekmek yemek isteyenin yemeği yemesi yasaklanır. Bu yönüyle, çocuklar üzerinden geleceğin şekillendirilmesine dair de söz söylüyor Karahan. Röportajında da “çocukları kontrol edenin geleceği de kontrol edeceğini” fark ettiğini söyleyen yönetmen, filmini böyle bir otoriteryanizm hikâyesi üzerine kurmayı seçmiş. Bu film öyle bir film ki bu çocukların Kürt çocukları olmaları Michael Haneke’nin Beyaz Bant – Das weiße Band filmindeki çocukların Alman olmaları kadar önemli en çok. Evet, Kürt çocuklarına karşı uygulanan bir politikayı gözler önüne seriyor, Haneke de Nazi Almanyasının en içten savunucuları olacak kişilerin çocukluğunu gösteriyordu. Fakat, burada önemli olan şey, bunun zaman ve mekândan bağımsız, evrensel bir güç dengesi olması.

Okul Tıraşı: Biraz Kafkaesk, Biraz Tanıdık, Çoğunlukla Karanlık

Okul Tıraşı da bunu evrensel yapmak ve yöresel kalmak arasında biraz bocalıyor. Filmin kendi ritmini bulması ve o bahsettiğimiz Rumen Yeni Dalgası ya da Farhadi filmleri havasına erişmesi yarım saatten uzun süre alıyor. Otoritenin varlığını, hikâyeye doğrudan etkisi tartışmalı sekanslarla göstermeye çalışıyor. Kamera okulun içinde, bahçede, yemekhanede, yatakhanede ve banyoda dolanırken biraz sarkıyor ve izleyiciyi içine almakta zorlanıyor. Ancak Mehmet’in hastalığının ciddiyetini “otorite” anlamaya başladığı anda film temposuna kavuşuyor ve başarılı bir hâl alıyor. Filmde “altın” değerinde diyebileceğimiz bazı kara komedi anları var. Otoritenin “kaygan zeminle” imtihanı ya da müdürün okulun “prestiji” için hemşiresiz doktorsuz revirde yatan çocuğun çarşaflarını yeni modelle değiştirtmesi gibi…

Okul Tıraşı, özellikle Kürt coğrafyasında bulunan yatılı okulları ele alarak otoriteyi, asimilasyonu ve her şeyden de öte korkuyu deşmeye yola çıkıyor. Bunu filmin zayıf ilk yarısında göstermeci biçimde yapıyor. İkinci kısmında ise, Yusuf’un hikâyesine odaklanarak biraz Kafkaesk, biraz tanıdık, biraz komik ama çoğunlukla da karanlık bir yolculuğa çıkarıyor izleyiciyi. Film gücünü hikâyesinin sadeliğinden ve o hikâyenin ilk başta yüksek sesle söylemeye çalıştığı sözleri usulca söyletme kabiliyetinden alıyor. Sonuç olarak karşımızda son dönem Türkiye sinemasının kalburüstü işlerinden biri var diyebiliriz rahatlıkla. Bakalım pandemi süreci nasıl devam edecek ve Ferit Karahan’ın bu filmi Türkiye seyircisi ile ne zaman buluşacak ve nasıl tepkiler alacak?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information