Aynı günü tekrar tekrar yaşamak ve zamanın içerisinde bir yerlerde sıkışıp kalma fikrini, bu fikrin varyasyonlarını sinemada birçok kez izledik. En sık 1993 yılı yapımı Bugün Aslında Dündü - Groundhog Day ile birlikte anılan bu formülün, Ölüm Günün Kutlu Olsun - Happy Death Day, Yarının Sınırında - Edge of Tomorrow ve hatta Russian Doll gibi türevleri bu fikrin üzerindeki stresi arttırarak var olan formülü geliştirdi. Fakat Palm Springs, bu fikirle başka bir şey yapıyor. Film, aynı günü sonsuza dek yeniden yaşamak zorunda olmayı, gerçekten sıradan insanların gözünden, olabilecek en normal hâliyle anlatıyor. 9 Kasım günü kız arkadaşıyla bir düğüne katılmak üzere Palm Springs’e giden Nyles (Andy Samberg) belirsiz bir sebeple bu tarihte sıkışıyor. Zaten film için önemli olan Nyles’ın hangi paralel evrene hapis olduğu veya bu işin matematiğinin nasıl işlediği değil, Nyles’ın 9 Kasım’ı kiminle ve nasıl yaşadığı. Oldukça uzun bir süredir bu kapanda yaşadığı her hâlinden belli olan Nyles, çevresindeki olayların nasıl işlediğini tam anlamıyla bilemese de içine sıkıştığı sonsuz döngüye dair çözdüğü bazı şeyler var. Sonsuza dek aynı günü yaşamak zorunda, fakat bunu yalnız başına yapmak zorunda değil. Nyles, üzerindeki bu laneti ve ebedi yalnızlığını paylaşmak için seçtiği ilk kişiyle yakalayamadığı uyumu, durumun içine tesadüfen sürüklenen ikinci kişi, yani Sarah (Cristin Millioti)'yla yakalıyor. Tam da bu noktada, filmin hikâyesi, uzun zamandır izleyemediğimiz türden hafif, anı yaşamaya yönelik bir romantik komediye dönüşüyor ve diğer örneklerden ayrışıyor. Dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde Neon ve Hulu tarafından rekor fiyata satın alınan Palm Springs ile senarist Andy Siara ve yönetmen Max Barbakow izleyiciye, özellikle içerisinde bulunduğumuz dönemde, rutin hayatın döngüsü içerisinde yalnızca anı yaşamanın ferahlatıcı etkisini hatırlatıyor. Palm Springs: Anı Yaşamanın Ferahlığı Nyles, kız arkadaşı Misty (Meredith Hagner) ile yaşadığı ilişkide mutlu değilken, Sarah ise hayatını daha çok bencil tercihlerinin etkisi altında yaşamayı tercih ediyor. İki karakter de kendisini sürekli olarak tekrar eden rutine sıkışmadan önceki normal hayatlarında hataları olan problemli yapıda kişiler. Bu anlamda birbirlerini bulmaları ve bu döngüye birlikte sıkışmaları bu formülün hatalı karakterlere ahlaki ders verme alışkanlığını geleneksel bir şekilde karşılıyor. Ancak Palm Springs, karakterlerini eski normale dönme çabasının endişesi altında ezmeden önce onlara anı yaşatıyor. Yani Nyles ve Sarah, bu duruma nasıl düştüklerinin depresyonuna girip çıkmak için yollar aramanın panik dolu temposuna girmeden önce, ölümsüzlüklerini güneşin altında bir bira açıp kutluyor, hayatla dalga geçiyor. Dolayısıyla film, son zamanlarda sık sık izlediğimiz karanlık örneklerinden sıyrılarak, en çok da salgın sürecinde devamlı aynı güne uyanmanın monotonluğunda boğulmuş izleyicisine ,öncelikle Palm Springs’te hiç bitmeyen, kaygılardan arınmış bir tatil sunuyor. Böylece böyle bir olay, ipucu toplama yeteneği doğuştan gelişmiş, fizik teorilerini ezberlemiş birinin değil de gerçekten sıradan ve ortalama birinin başına gelse ne yaşanırdı sorusunu yanıtlayarak zamanda bir noktaya sıkışma fikrinin olağanüstülüğünü sıradanlaştırıyor ve hikâyesini daha inandırıcı hâle getiriyor. Nyles ve Sarah başta olmak üzere karakterlerin arasındaki uyum, atmosferin hafifliğini destekliyor ve diyalogların eğlenceli tonuyla film, özellikle iki ana karakterin beraber olduğu zamanlarda akıcı bir ritim yakalıyor. Bu karakterler arasında kurulan arkadaşlık ile başlayıp aşka dönüşen ilişkinin ön planda tutulması, filmi bir güne hapis olmanın klostrofobisinden arındırıp bir romantik komedi olarak…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Palm Springs ile senarist Andy Siara ve yönetmen Max Barbakow, izleyiciye, özellikle içerisinde bulunduğumuz dönemde, rutin hayatın döngüsü içerisinde yalnızca anı yaşamanın ferahlatıcı etkisini hatırlatıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.14 ( 17 oy)
70

Aynı günü tekrar tekrar yaşamak ve zamanın içerisinde bir yerlerde sıkışıp kalma fikrini, bu fikrin varyasyonlarını sinemada birçok kez izledik. En sık 1993 yılı yapımı Bugün Aslında Dündü – Groundhog Day ile birlikte anılan bu formülün, Ölüm Günün Kutlu Olsun – Happy Death Day, Yarının Sınırında – Edge of Tomorrow ve hatta Russian Doll gibi türevleri bu fikrin üzerindeki stresi arttırarak var olan formülü geliştirdi. Fakat Palm Springs, bu fikirle başka bir şey yapıyor. Film, aynı günü sonsuza dek yeniden yaşamak zorunda olmayı, gerçekten sıradan insanların gözünden, olabilecek en normal hâliyle anlatıyor.

9 Kasım günü kız arkadaşıyla bir düğüne katılmak üzere Palm Springs’e giden Nyles (Andy Samberg) belirsiz bir sebeple bu tarihte sıkışıyor. Zaten film için önemli olan Nyles’ın hangi paralel evrene hapis olduğu veya bu işin matematiğinin nasıl işlediği değil, Nyles’ın 9 Kasım’ı kiminle ve nasıl yaşadığı. Oldukça uzun bir süredir bu kapanda yaşadığı her hâlinden belli olan Nyles, çevresindeki olayların nasıl işlediğini tam anlamıyla bilemese de içine sıkıştığı sonsuz döngüye dair çözdüğü bazı şeyler var. Sonsuza dek aynı günü yaşamak zorunda, fakat bunu yalnız başına yapmak zorunda değil. Nyles, üzerindeki bu laneti ve ebedi yalnızlığını paylaşmak için seçtiği ilk kişiyle yakalayamadığı uyumu, durumun içine tesadüfen sürüklenen ikinci kişi, yani Sarah (Cristin Millioti)’yla yakalıyor. Tam da bu noktada, filmin hikâyesi, uzun zamandır izleyemediğimiz türden hafif, anı yaşamaya yönelik bir romantik komediye dönüşüyor ve diğer örneklerden ayrışıyor. Dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde Neon ve Hulu tarafından rekor fiyata satın alınan Palm Springs ile senarist Andy Siara ve yönetmen Max Barbakow izleyiciye, özellikle içerisinde bulunduğumuz dönemde, rutin hayatın döngüsü içerisinde yalnızca anı yaşamanın ferahlatıcı etkisini hatırlatıyor.

Palm Springs: Anı Yaşamanın Ferahlığı

Nyles, kız arkadaşı Misty (Meredith Hagner) ile yaşadığı ilişkide mutlu değilken, Sarah ise hayatını daha çok bencil tercihlerinin etkisi altında yaşamayı tercih ediyor. İki karakter de kendisini sürekli olarak tekrar eden rutine sıkışmadan önceki normal hayatlarında hataları olan problemli yapıda kişiler. Bu anlamda birbirlerini bulmaları ve bu döngüye birlikte sıkışmaları bu formülün hatalı karakterlere ahlaki ders verme alışkanlığını geleneksel bir şekilde karşılıyor. Ancak Palm Springs, karakterlerini eski normale dönme çabasının endişesi altında ezmeden önce onlara anı yaşatıyor. Yani Nyles ve Sarah, bu duruma nasıl düştüklerinin depresyonuna girip çıkmak için yollar aramanın panik dolu temposuna girmeden önce, ölümsüzlüklerini güneşin altında bir bira açıp kutluyor, hayatla dalga geçiyor. Dolayısıyla film, son zamanlarda sık sık izlediğimiz karanlık örneklerinden sıyrılarak, en çok da salgın sürecinde devamlı aynı güne uyanmanın monotonluğunda boğulmuş izleyicisine ,öncelikle Palm Springs’te hiç bitmeyen, kaygılardan arınmış bir tatil sunuyor. Böylece böyle bir olay, ipucu toplama yeteneği doğuştan gelişmiş, fizik teorilerini ezberlemiş birinin değil de gerçekten sıradan ve ortalama birinin başına gelse ne yaşanırdı sorusunu yanıtlayarak zamanda bir noktaya sıkışma fikrinin olağanüstülüğünü sıradanlaştırıyor ve hikâyesini daha inandırıcı hâle getiriyor. Nyles ve Sarah başta olmak üzere karakterlerin arasındaki uyum, atmosferin hafifliğini destekliyor ve diyalogların eğlenceli tonuyla film, özellikle iki ana karakterin beraber olduğu zamanlarda akıcı bir ritim yakalıyor. Bu karakterler arasında kurulan arkadaşlık ile başlayıp aşka dönüşen ilişkinin ön planda tutulması, filmi bir güne hapis olmanın klostrofobisinden arındırıp bir romantik komedi olarak karşımıza çıkıyor ve alıştığımız formüle yeni bir yön kazandırıyor.

Ciddi konuların mekanik yönlerini ve işleyiş biçimlerini çok fazla kurcalamaması, filmin öne çıkan özelliklerinden, ancak hikâyenin detaya girmeden anın komedisini yaşamaya odaklanan tavrı, bir yandan da birçok sorunun yanıtsız kalmasına sebep oluyor. Nyles’ın içine sıkıştığı bu durumda uzunca bir süre geçirdiğinin ipuçlarını alıyoruz, ama tam olarak ne kadar zamandır bunu yaşadığı, bu süreçte neler keşfettiği, bütün bunların nasıl başladığını hiçbir zaman öğrenemiyoruz. Sarah normale dönmek için ipleri eline alana kadar Nyles’ın boş vermişliği hikâyeye hiçbir anlamda rehberlik etmiyor. Sarah kontrolü ele aldığında ise bu kısım, gerçekçi olmaktan uzak görsel efektler eşliğinde üstünkörü bir şekilde hızlıca geçiliyor. Bu tercih, filmin formüle katmak istediği anlatı tarzı ve bakış açısı düşünüldüğünde göze batan bir eksiklik yaratmıyor, fakat yine de hikâyenin akışını, özellikle Nyles ve Sarah’yı birbirinden ayırarak filmin temposunu ayakta tutan beraberliği bozduğu için sebepsiz yere sekteye uğratıyor. Zaman içinde bir ana beraber sıkışmalarının ilişkileri ve hayatları için gerekliliğini sorgulatıyor. Nyles’ın bu işin teknik yönüyle, içine nasıl girdiği belli olmayan mağara ve onun gizemiyle, hatta eski hayatına geri dönme fikriyle çok ilgili olmaması, anı yaşamanın ferahlığını sunuyor, fakat hikâye ona her sabah hatırlamak zorunda kaldığı eski hayatından kaçmak için Sarah’nınkiler kadar güçlü sebepler vermiyor. Detaylarla çok fazla ilgilenmeyen hikâyenin bu hâli, bu gibi noktalarda yüzeyde kalıyor ve film, iyi hissettirmeye odaklı bir doksan dakika sunarken, izleyiciyi daha fazlasını düşünmek için motive etmiyor. Nyles ve Sarah’nın birbirlerine gerçekten âşık olmaları ise romantik komedi türünün klasik matematiğine yeni bir şey eklemiyor ve gidişatın tahmin edilebilirliğini bozmuyor.

Palm Springs, aynı günü tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalmanın korkusunu detaylara girmeyip başka bir yönden ele alıyor. Farklı bakış açısıyla öne çıkan film, anı yaşamanın ferahlığını hatırlatarak rutinde yorulmuş izleyicisine eğlenceli ve hafifletici bir mola fırsatı sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information