QvI5kvIK-_Q


Paul Thomas Anderson filmlerini mercek altına alan video essay, izleyiciyi karakterlerin duygusal deneyimine ortak etmek için ustaca kullanılan teknikleri gösteriyor.

There Will Be Blood, Boogie Nights, Magnolia, Phantom Thread gibi unutulmaz filmleri sinema dünyasına kazandıran, yakın dönem Amerikan sinemasının en önemli isimlerinden biri Paul Thomas Anderson. Filmlerinde özellikle güçlü karakterlerin ve bu karakterlerin duygusal yönünün başarılı bir şekilde sunulması şüphesiz Anderson’ın sinemanın tüm tekniklerini ne kadar iyi kullanabildiğinin bir göstergesi.

Studio Binder’ın hazırladığı video essay Paul Thomas Anderson’ın ilk dönem filmlerine odaklanıyor. Bu filmler arasında 1996 yapımı Hard Eight, 1997 yapımı Boogie Nights, 1999 yapımı Magnolia ve 2002 yapımı Punch-Drunk Love bulunuyor. Filmler senaryo, kurgu, mizansen, ses tasarımı, renk gibi unsurlar üzerinden ele alınıyor. Anderson’ın izleyiciyi filmlerdeki karakterlerin duygusal deneyimlerini izlemeye adeta nasıl kilitlediğinin altı çiziliyor.

Anderson’ın filmlerindeki hikâyelere bakıldığında hayatlarında kötü bir durumda olan, bir arayış içerisindeki karakterler karşımıza çıkar. Aşk, yakınlık, şöhret gibi arayışlar içerisindeki karakterler pek de ideal durumda değildir. Anderson bu karakterlerin bir noktada istedikleri başarıya ulaşmalarına olanak verir. Karakterlerin geçmişle olan ilişkileri onları yalnız bırakmaz ve onları bir katarsise ulaştıracak uç olaylara değin takip eder. Özellikle de aileye odaklanırken karakterlerin hayatlarının içinde bulunduğu olumsuz koşullar Anderson’ın sürekli değindiği noktalardan biridir.

Paul Thomas Anderson Filmlerinde Sinematik Unsurların Kullanımı

Bununla birlikte Anderson filmlerinin prodüksiyon tasarımı, özellikle de mekânlar da karakterin dünyalarını, duygu durumlarını aynalar. Buna ev, mutfak, apartmanlar, otel odaları, yatak odaları örnek verilebilir. Karakterlerin etrafında değişip duran bu mekânlar onlar hakkında izleyiciye bilgi verir. Anderson, karakterleri bu mekânda kadrajlarken hem kompozisyon hem de kamera hareketleri ve açılarıyla izleyiciye dikkatlice görmesi gereken alanları gösterir. Bununla birlikte yalnızca karakter inşasını göstermekle kalmayıp filmde karakterin geleceği ile ilgili ipuçlarına da yer verir. Anderson izleyicinin filmdeki karakterler ile duygusal anlamda bağ kurabilmesi için renk paletlerini buna yönelik kullanır. Karakterin duygu durumlarını ortaya çıkaran tercihler yapar. Kamera lensine yansıyan ışık, parlak floresanlar, kostümlerdeki satüre renkler… Hepsinde renkler ve duygular olabildiğince açığa çıkarılmıştır, tıpkı karakterler gibi.

Anderson’ın ilk filmlerinde tarzını öne çıkaran unsurlardan biri ise kamera hareketidir. Çok ince bir biçimde kayabildiği gibi sahnenin atmosferine uygun bir biçimde agresif geçişlerde de kamera hareketini kullanır. Kamera hareketinin arkasındaki ana motivasyon ise duygudur. Tracking shot ile sahnedeki agresif veya soğuk enerjiyi yakalar. Algılanamayacak gibi olması ya da doğallığı tamamen kırarak hızlı akması karakterin ne hissettiğini açığa vurmak içindir. Video essay bu noktada Magnolia filminden örnekle polis karakterinin yaşadığı izolasyon duygusunu nasıl kamera hareketiyle pekiştirdiğini ortaya koyuyor. Ayrıca uzun planlarıyla, kesmesiz bir biçimde izleyiciyi karakterle vakit geçirmeye bırakıyor. İzleyici karakterlerin kriz anlarında bir müdahâle olmadan onları izliyor.  Bu tür durumlarda ses tasarımı ile karakterin ruh hâli arasında paralellik kurarak abartılı, distort edilmiş ses kullanımına da yer veriyor.

Paul Thomas Anderson’ın filmlerinde bu sinematik unsurları nasıl kullandığını mercek altına alan video essay‘i buradan izleyebilirsiniz.

Kaynak: StudioBinder

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information