Karantina sürecinde günlük niteliğinde denemeler kaleme almaya devam eden usta yönetmen Pedro Almodóvar, bu kez de son günlerde okuduğu kitaplardan ve bu kitaplarla yeniden canlanan eski bir film projesinden söz etti. Ayrıca film tavsiyelerini paylaştı.

Koronavirüs salgınından en kötü şekilde etkilenen ülkelerden biri olan İspanya’da karantina nedeniyle evine kapanmak zorunda kalan usta yönetmen Pedro Almodóvar, bu süreçte neler yaşadığını ve neler izlediğini anlattığı günlük türünde denemeler yazmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde paylaştığı ilk günlük yazısında karantina sürecini nasıl karşıladığını, Sean Connery ile tanışmasını ve izlediği filmlerle canlanan anılarını anlatan usta yönetmen, bu kez de karantina sürecinin üzerinde çalıştığı projeleri nasıl etkilediğini anlattı. Ayrıca okuyuculara bazı film ve kitap tavsiyelerinde bulundu.

“Son birkaç gündür enerjiden yoksun bir şekilde uyanıyorum. Görünen o ki evlere kapanma birkaç hafta daha devam edecek. İnsanın yeni duygular deneyimleyebildiği ilk günlerin o değişiklik hissi çoktan kayboldu. Sanırım günler birbirini takip ederken kendini rutine kaptırmanın tehlikelerinden biri de bu.”

Melankoli ve üzüntünden kurtulmak için yazmaya çalıştığını söyleyen usta yönetmen, yine de bu süreçte yeni senaryoları üzerinde çalışmayı bıraktığını söylüyor. Almodóvar vaktini geçirmek içinse kitaplara ve DVD’lere başvuruyor: “Bugün ev tüm enerjimi çekiyor gibi hissediyorum, bir vampir gibi enerjimi tüketiyor ve beni günle ve geceyle yüzleşemeyecek kadar yorgun düşürüyor.”

“Dün günümü Iván Monalisa Ojeda‘nın Las Biuty Queens – The Biuty Queens hikâyeleriyle geçirdim. Kulağa travestiler ve trans bireyler hakkında bir kitap gibi geliyor ve tam olarak da bu, ama sadece bu değil. Monalisa Şilili ve bu hikâyelerde barlarda ve New York’un pek tavsiye edilmeyecek arka sokaklarında gezen, kendilerini pazarlayan bir grup Latin Amerikalı trans bireyin ve travestinin günlük, daha doğrusu gecelik hayatını anlatıyor. Amerikan rüyasına bir çift topuklu ayakkabı hizasından bakıyor ve rüya kabusa dönüşüyor, her gün yinelenen bir kabusa.”

Iván Monalisa Ojeda’nın bu karakterlerin acı ve şiddet dolu hayatlarını karakterlerini kurbanlaştırmadan aktarabilmesinden övgüyle söz eden Almodóvar, bunların Trump’ın göçmen politikaları ışığında hayatta kalmaya çalışanlar hakkında anlatılan hikâyeler olduğunu söylüyor. İyisiyle kötüsüyle her şeyi paylaşan bu karakterlerin birliğinden bir hayli etkilenmiş gibi görünen usta yönetmen, bu karakterleri annesinin komşularına benzetiyor:

“Bana annemin hayatının son yıllarında geri döndüğü memleketindeki komşularını hatırlattılar. Komşuları ona bizim bakabileceğimizden çok daha iyi baktılar. Annemin sokağında yaşayan dul komşuların birliği ve dayanışması memleketimle ilgili hatırladığım en güzel şeylerden biri. Julieta Serrano’nun oğlundan komşularını filmlerine katmamasını istemesi tuhaf değil. Komşular kelimenin tam anlamıyla kutsallar.”

Almodóvar her ne kadar benzer olmasalar da Las Biuty Queens’nin Patty Diphusa ile ilgili hikâyelerden oluşan kitabını aklına getirdiğini belirtiyor. Kendi kitabının hedonist bir kurmaca olduğunu, Las Biuty Queens’in ise her cümlede gerçeklik yaydığını belirtiyor. Usta yönetmen okuyucularına her iki kitabı da öneriyor, tabii “yapacak daha iyi bir şeyleri yoksa”.

“Latin Amerikalılardan ve Trump’ın göçmen politikalarının kurbanlarından söz etmişken size çok güzel ve heyecan verici bir kitap önermeliyim. Meksikalı yazar Valeria Luiselli‘den Desierto sonoro – Lost Children Archive. Diğer iki kitabın tam tersi, okuması kolay değil ama özgünlüğü ve yazının düzlüğündeki güzellik beni etkiledi. Hikâyeyi anlatmasının yanı sıra, küçük çocuklarıyla birlikte New York’tan Arizona’ya seyahat eden, oraya buraya gidip ses kaydeden ses kayıtçısı bir çiftle ilgili bir yol filmi gibi.”

New York Times’ın yılın en iyi 20 kitabı arasında gösterdiği Lost Children Archive’dan övgüyle söz eden Almodóvar; evlilik, göç, çocukların dünyaya bakışı, Amerikan yerlileri gibi pek çok konuya değinen bu kitaptan da bir hayli etkilenmiş görünüyor.

Pedro Almodóvar, Öjeni Taraftarı, Francocu Bir Psikiyatriste Odaklanan Bir Proje Üzerinde Çalışıyor

Aynı zamanda Almudena Grandes‘in 1950’lerde İspanya’daki psikiyatri faaliyetlerine de değinen son romanını da okuduğunu söyleyen usta yönetmen, bu konuyla oldukça ilgili olduğunu ve yıllar önce, hiçbir zaman filmini çekmediği bir senaryo için konuyla ilgili kapsamlı notlar aldığını belirtiyor. Grandes’in kitabını okumak usta yönetmenin bu notları yeniden ziyaret edip projeyi tamamlamak istemesine neden olmuş:

La madre de Frankenstein – Frankenstein’s Mother romanında yazar 1933 yılında Madrid’de yaşanan gerçek bir olayı takip ediyor. Doña Aurora Rodríguez Carballeira, 18 yaşındaki kızı Hildegart’ı kafasına dört el ateş ederek öldürdü. O noktaya kadar genç kız annesinin en büyük gururuydu, ama büyüdükçe Hildegart’ın kendi fikirleri, kendi planları olmaya başladı ve annesi buna tahammül edemedi, kendi ifadesine göre onu bu yüzden öldürmesi gerekiyordu.”

“Aurora’nın davasından önce uzmanlar onun tam bir paranoyak ve öjenik taraftarı olduğunu söylediler. Kitaba göre, kızını neden öldürdüğünü tüm duygulardan yoksun bir şekilde açıklarken Doña Aurora şöyle söyledi: ‘Onu kurtarmak için öldürdüm. Onu ben yaptım ve ben yok ettim, bu benim imtiyazım, benim hakkımdı… Hildegart benim eserimdi ve doğru olmamıştı.”

“Katil hayatının geri kalanını akıl hastanesinde geçiriyor ve roman psikiyatristlere, erkek arkadaşlara, kız arkadaşlara, aile üyelerine, hemşirelere, rahibelere ve diğer çılgın kadınlara odaklanıyor.”

Usta yönetmen, şu sıralar yeni projeleri A Manual for Cleaning Women veya The Human Voice üzerinde çalışması gerektiğini, ancak bu romanı okumanın kendisini o eski projeyi yeniden ziyaret etmeye ittiğini belirtiyor. Yönetmenin yıllar sonra geri döndüğü bu proje Doña Aurora gibi öjenik taraftarı olan bir psikiyatriste odaklanıyor. Usta yönetmenin gerçek hayatta yaşanan olaylardan yola çıkarak geliştirdiği bu proje Franco rejimi sırasında ve savaştan hemen sonra “kırmız gen”i bulmak için araştırmalar ve deneyler yapan bir psikiyatriste odaklanıyor. Bu Francocu psikiyatrist, bir insanı Marksizmi benimsemeye neyin ittiğini bulmak ve ortadan kaldırmak için uğraş veriyor.

Bu olayın dönemin bilim dergilerinde Biopsychism of Marxist Fanaticism başlığı altında detaylı bir şekilde anlatıldığını belirten Almodóvar, yıllardır bu konuda bir film çekmek istediğini, ancak bir türlü doğru tonu yakalayamadığını belirtiyor. Çünkü bu gerçekliğin korkunçluğu olaya ironik bir şekilde yaklaşmayı güçleştiriyor. Almodóvar, bu hikâyeyi anlatabilmek için gerçek karakterlerden uzaklaşıp yeni karakterler yarattığını ve psikiyatristin ailesi ve iş arkadaşlarının yerini alacak bu karakterlerin dönemin İspanya toplumunu yansıttığını belirtiyor.

Usta yönetmen “bu haftanın melankolisine, sıkıntısına ve tatsızlığına dair tüm izleri ortadan kaldırması için” yazısını film tavsiyeleri ile noktalıyor. Film önerilerinde Amerikan komedilerine odaklanıyor:

“Monkey Business (Howard Hawks)

Philadelphia Stories (George Cukor)

Midnight (Mitchell Leisen. Sinefil ve film eleştirmeni Guillermo Cabrera Infante bana bunun en sevdiği komedi olduğunu söylemişti)

To Be or Not to Be (Ernst Lubitsch)

The Front Page (Billy Wilder. En az bunun kadar komik olan, Rosalind Russell’lı eski bir versiyonu da var: His Girl Friday)

Some Like It Hot (Billy Wilder)

Rich and Famous (George Cukor)

I Was a Male War Bride (Howard Hawks)

A Star Is Born” (George Cukor’un Judy Garland’lı versiyonu; bir drama belki ama bunu her şartta tavsiye ederim)

Design for Living (Ernst Lubitsch, Ben Necht’in Noël Coward’ın harika oyunundan uyarladığı senaryoyla)

Ve…

Casa Flora (Ramón Fernández ile Lola Flores; Bu iyi bir film mi kötü bir film mi bilmiyorum, açıklamam gerekseydi buna Dadaist bir komedi derdim, ama aslında bundan çok daha çılgınca. Ve Lola Flores’i 70’ler görünümüyle izlemek ve dinlemek her zaman bir mutluluk kaynağı)”

“Enerjinizi yeniden dolduracak bu cevherlerle birlikte tek yapmanız gereken evde kalmak, filmler arasında koridorlarda yukarı aşağı yürümek ve saeta‘lar, mantilla‘lar ve dini törenler olmadan harika bir Paskalya geçirebilmek için arkadaşlarla, aile yakınlarıyla ve aşıklarla telefondan ve Skype’tan konuşmak.”

Kaynak: IndieWire

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information