Yazar: Hazal Sipahi

İllüstrasyon: Cenk Güngör

Pembeye boyama diye çevirebileceğimiz pinkwashing aslında birden çok anlamı olan bir terim. Pembeye boyama metaforu, nahoşlukları, olumsuzlukları ve çıkarları gizlemek için bunların üstünü pembeye boyayıp –mış gibi yapmayı anlatıyor. İlk olarak 2000’li yılların başında, bir yandan kanserojen ürünler üretirken ve/veya satarken, bir yandan da meme kanseriyle mücadeleye desteği simgeleyen pembe kurdele ile ürün pazarlayan şirketleri eleştirmek için bu şirketlerin pinkwashing yaptığından bahsediliyor. Pinkwashing teriminin LGBTİ+ bağlamında ilk ne zaman kullanıldığına baktığımızda, 2010 yılında Ali Abunimah tarafından İsrail’in ayrımcı politikalarındaki pinkwashing’i tanımlamak için kullanıldığını görüyoruz. Tabii bu 2010 yılından önce LGBTİ+ bağlamında pinkwashing yoktu demek olmuyor.

Pinkwashing, bir kuruluş, ülke, hükûmet, kurum, şirket ya da kişinin, dikkati olumsuz eylemlerinden başka yöne çekmek için LGBTİ+ müttefiki, dostu, destekçisi, kapsayanı, önemseyeni gibi yapması durumuna deniyor. İlerici, modern ve hoşgörülü olarak algılanmak için LGBTİ+ müttefikliğine başvurarak ürünleri, ülkeleri, insanları veya kuruluşları tanıtmayı amaçlayan çeşitli pazarlama ve siyasi stratejileri de pinkwashing örneklerinden.

Mesela 2017 Fransa cumhurbaşkanlık seçimlerinde aşırı-sağcı partinin cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen, partisinin homofobik tutumundan kendini sıyırmak, homofobik değilmiş gibi bir imaj çizmek ve LGBTİ+ topluluğunun ve müttefiklerinin desteğini toplayabilmek için iki gey danışman, Florian Philippot ve Sébastien Chenu, işe alarak pinkwashing yaptı.

Bir diğer, belki diğerlerine göre daha az bilinen siyasi örnek ise Sırbistan’dan. 2017 yılında Alexandar Vucic, Sırbistan’ın cumhurbaşkanı oldu ve ardından Ana Brnabic’i başbakan olarak atadı. Ana Brnabic’in Sırbistan’ın ilk kadın ve ilk açık eşcinsel başbakanı olması büyük bir yankı uyandırdı. Açık lezbiyen Ana Brnabiç’in başbakan olarak atanması Sırbistan’daki diğer insan hakları, medya özgürlüğü ve demokratik süreçlerle alakalı artan sorunları maskelemeyi amaçlayan bir hareket olarak yorumlandı. Pek çok kişi bu atamanın pinkwashing olduğunu söyledi. O günden bu güne Sırbistan’nın LGBTİ+ haklarına dair maksimum bir arpa boyu yol alabilmiş olması da bizlere yapılanın ne menem bir pinkwashing olduğunu gösteriyor.

Geçtiğimiz Mart ayında eski gey olarak açılan İngiltereli yorumcu Milo Yiannopoulos, ki bu kişi alternatif sağ siyaseti yapar ve genellikle İslam, feminizm, sosyal adalet ve politik doğruculukla alay eder, Orlando’daki kuir kulüp Pulse’taki IŞİD saldırısından tüm Müslümanları sorumlu tuttu. Yaşanan trajediyi kullanarak ve LGBTİ+lar için duyduğu endişenin ardına gizlenerek ırkçılığını, göçmen karşıtlığını ve İslamofobikliğini pinkwashing ile meşru bir yere oturtmaya çalıştı.

Biraz da markaların ve şirketlerin yaptığı pinkwashing’den bahsedelim isterim. Kimi markaların ve şirketlerin Onur Ayı olan haziran geldiğinde gökkuşağı püskürttüğünü ve LGBTİ+ları hatırladığını görüyoruz. LGBTİ+ların onuru, pek çokları için kâr elde etme fırsatına dönüşüyor. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki queer pazara hitap eden her örnek pinkwashing olarak değerlendirilemez. Bunu da anlayabilmenin kimi yolları, soruları var.

Örneğin bir marka haziran ayı boyunca gökkuşağı koleksiyonu çıkarıyor diyelim. Bunun LGBTİ+lara yüzeysel bir destek olmadığını, bu markanın gerçekten LGBTİ+ müttefiki olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Bu noktada o şirketin dışarıya yönelik tutumu kadar şirket içi tutumu da önemli.

LGBTİ+ müttefiki imajı yaratan bir marka açıkça LGBTİ+ karşıtı olan kişi, kurum, kuruluş ve/veya şirketlerle ilişkili mi?

LGBTİ+ları ilgilendiren başka bir konuda destekçi bir duruş sergilemiş mi?

LGBTİ+ çalışanlarına dair tutumları neler?

LGBTİ+ karşıtı eylemleri, politikacıları destekliyor mu?

LGBTİ+ çalışanı iş yerinde bir ayrımcılığa maruz kaldığında ne gibi kurum içi politikalar işletiyor? Nasıl işletiyor?

LGBTİ+ müttefiki imajı yaratan bir marka, konuyla alakalı piyasaya sürdüğü ürünlerden elde edilen karı LGBTİ+ topluluğuna destek olmak için kullanıyor mu?

Sorabileceğimiz diğer bir soru: LGBTİ+ müttefiki imajı yaratan bir marka, yıl boyunca LGBTİ+ları desteklemeye kararlı mı? Yoksa sadece haziran ayı için mi destek ve müttefik olmaya karar verdi?

80’lerden sonra özellikle Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika menşeili kimi markaların, “Dream Market” de denilen, gelişmekte olan bir pazarı hedeflediğini söyleyebiliriz. Büyük şirketler LGBTİ+ bağlantılı kampanyalardan kâr elde etmeye başladığında, diğer şirketler bu başarıyı gördü ve pembe piyasaya girmeye başladı. Böylece pembe sermaye, şirketler için giderek daha çekici bir hâle geldi. İlk başlarda bu ana akım markaların ve büyük şirketlerin desteği olumlu karşılansa da yıllar içinde bu gibi durumların barındığı çelişkilere ve/veya neyi örttüklerine daha çok dikkat çekilmeye başlandı. Çoğu zaman daha dikkatli bakıldığında markaların, şirketlerin, kurumların, kuruluşların, kişilerin, hükûmetlerin, ülkelerin aslında LGBTİ+lar üzerindeki sistematik baskı ve LGBTİ+ların maruz kaldıkları ayrımcılığa dair yüzeysel ve cılız çabamsı dışında herhangi bir efor sarf etmedikleri ortaya çıkıyor. İşte oradaki afili –mış gibi yapma makyajına da pinkwashing diyoruz.

En vurucu pinkwashing örneğini ise sona sakladım. İsrail uzun zamandır ziyaretçileri çekmek için kendini Orta Doğu’nun gey barı, ilerici ve eşcinsel dostu bir turizm merkezi olarak pazarlıyor. Ancak bu yolla Filistin ve Filistinliler üzerindeki baskılarını, işgalci politikasını ve şiddeti gizlemeye çalıştığını çok net bir biçimde söyleyebilir ve pinkwashing dendiğinde neden akla gelen ilk şeylerden birinin İsrail devleti olduğunu anlayabiliriz. Aktivistler ve kamuoyu da uzun zamandır İsrail’in Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini maskeleme ve meşrulaştırma girişimi olarak pinkwashing’i işaret ediyorlar. İsrail über LGBTİ+ müttefiki gibi takılırken Filistinlileri bombaladığında LGBTİ+ Filistinlilerin etrafında bir koruma kalkanı falan belirmiyor ya da Gazze’de yaşayan LGBTİ+lara serbest geçiş hakkı tanımıyor. Daha da fenası Filistinli LGBTİ+lar, homofobi ve transfobinin yanı sıra yerleşimci sömürgeciliğin ve işgalin şiddetine maruz kalıyor ve İsrail tarafından bir kimlik silinmesine de uğruyorlar. İsrail devleti, İslam karşıtlığını sürekli olarak LGBTİ+ müttefikliğinin ardına gizlemeye çalışıyor ve hem LGBTİ+ hem de Müslüman olamazsın şeklindeki anlatıyı yeniden üretiyor. Tüm bunlar olurken İsrail kendini “Filistinli LGBTİ+ların kurtarıcısı” ilan etmekten de hiç çekinmiyor. İsrail devletinin varlığını, Filistinli queer’leri homofobik ve baskıcı ailelerinden ve topluluklarından “kurtararak” ve onlara eşcinsel bir cennet vadederek meşru kılmaya çalışıyor.

Son on yılda, Filistinli queer feminist aktivistler pinkwashing’e ilişkin kamuoyu farkındalığını bir hayli artırdı ve artırmaya da devam ediyor. Konuyla alakalı KaosGL’de çevirisi yer alan Filistinli queerlerin duymaktan bıktığı 8 soruyu ve cevaplarını okumanızı öneririm. Özellikle son günlerde daha çok pinkwashing konuşuyor olmamızın iki önemli nedeni var. İlki Onur Ayı olan haziranın gelişi, ikincisi ise 6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına ve başka bir yere yerleştirilmesine karar vermesi ve ardından İsrail’in Mescid-i Aksa’daki Filistinlilere saldırısı sonrası başlayan protestolarla büyüyen ve şiddetli çatışmalara evrilen olaylar bütünü. Queer kurtuluşun Filistin kurtuluşu ile olan bağlantısını net bir biçimde ortaya koyan Filistinli queer sivil toplum kuruluşu alQaws’ın 26 Mayıs 2021 tarihinde yayınladığı Queer Liberation & Palestine başlıklı bildirisini ise Bawer Murmur Türkçe’ye çevirdi. Mayıs ve haziran aylarında yaşananlar tekrar tekrar İsrail devletinin ne kadar sömürgeci bir pinkwasher olduğunu ortaya koydu, hatta gözümüze gözümüze soktu.

Başlıkta da belirttiğim gibi, bu yazıda pinkwashing’in bazı saz arkadaşlarından da bahsetmek istiyorum. Bunlardan biri “queer-baiting”, tık tuzağı anlamına gelen “click-baiting”den belki çıkaranlar olur. Tık tuzağına benzer olarak, queer topluluğun ve müttefiklerinin dikkatini çekmeye yönelik bir pazarlama taktiği “queer-baiting”. Bir içerik bizlere pazarlanırken içinde LGBTİ+ temsili varmış gibi imalar yapıldığında ancak içeriğin kendisinde LGBTİ+lar temsil edilmiyor olduğunda bu tuzağa “queer-baiting” deniyor.

Bir diğer bahsetmek istediğim kavramsa, bir bağlamda çoğulculuk varmış görünümü vermek için az temsil edilen gruplardan insanlara yer vererek kapsayıcı olmak için yalnızca göstermelik ve sembolik bir çaba olan tokenizm. LGBTİ+ tokenizmi tam bir –mış gibi yapma olduğundan pinkwashing’le yolu bir hayli kesişiyor. Tokenizmdeki sembolik kişi ve kişileri bir yere dâhil etme çabası, ayrımcılık suçlamalarını saptırmak için genellikle sosyal kapsayıcılık ve çeşitlilik izlenimi yaratmayı amaçlıyor oluyor. Bunu LGBTİ+ tokenizmi olarak konuştuğumuzda da pinkwashing ile nasıl el ele yürüdüklerini ve nasıl saz arkadaşı olduklarını görebiliriz.

Gökkuşağının bile yasaklanmaya çalışıldığı Türkiye’deki duruma baktığımızda ise pek çok kişi, kurum, kuruluş, marka ve şirketin pinkwashing bile yapmaya çalışmadığını, Türkiye’de pinkwashing’in zaten iyi bir pazarlama taktiği olmadığını görüyoruz. LGBTİ+ ve gökkuşağı temalı e-ticaret ürünlerinin +18 ibaresiyle satışa sunulması gerektiğine karar veren Reklam Kurulu bunu tabii ki  pinkwashing’in kötü bir şey olduğunu ve LGBTİ+ları ve müttefiklerini sömürdüğünü düşünmesinden dolayı yapmıyor. Türkiye hükûmeti, pinkwashing’le bile olsa, LGBTİ+ görünürlüğü istemiyor. Son yıllarda Türkiye’deki pinkwashing örneklerine daha çok dikkat çekilmeye başlandıysa da, aslında uzun bir süre, ne olursa olsun görünürlüktür, diye düşünerek pinkwashing’e göz yumduğumuz söylenebilir. Bir yandan böyle vahim bir durumda pinkwashing bile olsa gökkuşağını ya da Pride temalı ürünleri görmenin neden iyi hissettirebileceğini anlıyor, diğer yandan da işte tam da bu noktada o boyalar dökülsün demek istiyorum.

Pinkwashing ile alakalı daha fazla Türkçe okuma yapmak isteyenlere, babykilla’nın Velvele.net’te yayınlanan “Pinkwashing nedir?”, “Kurumsal pinkwashing ve pride” ve “Kurumsal pinkwashing’in lubunyalar üzerindeki etkisi” başlıklarını taşıyan üç bölümlük serisini tavsiye ediyorum. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information