Geçtiğimiz yıl Sundance Film Festivali’nde prömiyerini yapan, Brandon Cronenberg’in Antiviral sonrası ikinci uzun metrajı Possessor, merkezinde Tasya’nın (Andrea Riseborough) korkutucu ve hüzünlü hikâyesini barındırıyor. Yetkili mercilerdeki kişilere yaratıcı bir yöntemle suikast düzenleyen bir şirketin yetenekli suikastçısı Tasya Vos, görevini yerine getirirken kendi bedeni, kimliği ve anılarıyla beraber, zamanla ele geçirdiği bedenlerin içinde hapsoluyor. Zor şartlar altında mesleğini icra eden Tasya bir dönüşüm içine girerken, süreç sadece kendisini değil maalesef tüm çevresini fazlasıyla etkiliyor. Temelde body horror, gore ve bilimkurgu ekseninde ilerleyen tür yapısıyla oldukça gergin ve ciddi bir anlatıya sahip olan Possessor, yer yer dışavurumcu insert çekimleri ile deneyim oluşturmaya öncelik verirken, büyük politik söylemleri temel alacak kadar devasa bir sorumluluğun altına da girmeye çalışıyor. ***Yazının bundan sonraki bölümü Possessor ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** Yakın çekimle bir kadının örülü saçları arasından kafasının içine doğru giren bir iğneyi izlediğimiz açılışıyla Possessor, izleyicisini filmin içine daldırırken daha en başta gerçekçi gore sahnelerle bezeli bir anlatıya doğru ilerleyeceğinin sinyallerini veriyor. Elbette bu kafanın içine giren iğne aynı zamanda başkalarının zihinlerine yerleşerek onları gerçek dünyada bir avatar gibi yönetip hedefindeki kişileri yok eden suikastçı Tasya Vos’un da (ve hatta belki daha da zorlarsak içselleştirilen denetim mekanizmalarının da) mikro düzeyde bir alegorisi gibi. İkinci sahnede bir otelin lounge katında hostes olarak görev alan Holly‘nin eline geçirdiği bıçakla etkinliğin güzide konuğunu katletmesi, yani bu siyah genç kadının beyaz “kodaman” erkeğe olan saldırısı, günümüz politik koşullarında Siyah hareketini ve elbette bu hareketin karşısında yer alan aşırı sağcılara göre hareketin yüzlerce yıllık tarihi bagajından sağlanan bilinci yok sayan “beyaz düşmanlığının” oluşturabileceği “korkunç sonuçlarını” çağrıştırıyor. Ancak hemen ardından Holly’nin içinden beyaz bir suikastçı (ana karakterimiz Tasya) çıkması filmin görece sıkıcı ve banal olabilecek politik tavrını bir anda ilginç hâle getiriyor. Görevi tamamlandıktan sonra Tasya’yı kendi bedenine ve zihnine geri döndüren ekibin başındaki Girder, Tasya’ya kendi hayatından önemli objeler olarak dedesinin piposunu ve çocukken öldürdüğü kırmızı bir kelebeği gösteriyor. Neredeyse bir rüya gibi fazlasıyla psikanalize referansta bulunan bu sahnede, dedesinin piposu tıpkı Magritte’in “bir pipo olmayan” piposu gibi, Tasya’nın anılarından bir temsil hâline gelip sembolik olarak gerçekliğini zamanla yitiriyor. Bu gerçekliğin yitimi, Tasya’nın kendi bedeni ve zihni arasındaki bağın sınırlarını zorlaması ve anılarıyla yabancılaşması ile beraber geliyor. Bir sonraki görevi müjdeleyen Girder’a yanıt olarak bir süre ara vermek istediğini söyleyen Tasya, ailesiyle bir arada olmaktan bahsedince, Girder, artık ailesi için zararlı olabileceğini yeniden hatırlatıyor. Böylelikle sınırları zorlayan yetenekli suikastçı, kısa bir aile molası verip yeni görevine başlıyor. Possessor: Beden ve Ruh, Sınıf ve Bilinç İkinci görevi teslim alan Tasya, büyük veri madencisi şirketin CEO’su John Parse’ı yok etmek üzere işe başlıyor. Bu sefer hedefe giden yolda avatar olarak seçilen kişi Parse’ın prenses kızı Ava’nın erkek arkadaşı Colin. Girder’ın yarattığı senaryoya göre, kimsesi olmayan, yıkılmış bir ailenin uyuşturucu bağımlısı oğlu Colin sınıfsal konumu nedeniyle ilişkide ezilen tarafta olduğu için zengin sevgilisi ve onun zengin babasına kin besliyor ve sonuç olarak herkesi öldürüp kendisi de intihar edecek. Bu hikâye ile suikasta kurban gittiği belli olmayacak olan John Parse’ın bütün serveti Girder’ın müşterisi olan Parse’ın üvey oğluna kalacak – yani…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Possessor yapılması amaçlanan her şeyi başarıyla sergiliyor gibi görünse de aslında çok daha büyük potansiyeli olan, ilginç fikir ve iyi teknik üretebilen ancak büyük işe kalkıştığının fazlasıyla farkında olan ve mütemadiyen bunun üstesinden gelinebildiğini kanıtlamaya çalışan bir film.

Kullanıcı Puanları: 3.75 ( 1 oy)
85


Geçtiğimiz yıl Sundance Film Festivali’nde prömiyerini yapan, Brandon Cronenberg’in Antiviral sonrası ikinci uzun metrajı Possessor, merkezinde Tasya’nın (Andrea Riseborough) korkutucu ve hüzünlü hikâyesini barındırıyor. Yetkili mercilerdeki kişilere yaratıcı bir yöntemle suikast düzenleyen bir şirketin yetenekli suikastçısı Tasya Vos, görevini yerine getirirken kendi bedeni, kimliği ve anılarıyla beraber, zamanla ele geçirdiği bedenlerin içinde hapsoluyor. Zor şartlar altında mesleğini icra eden Tasya bir dönüşüm içine girerken, süreç sadece kendisini değil maalesef tüm çevresini fazlasıyla etkiliyor. Temelde body horror, gore ve bilimkurgu ekseninde ilerleyen tür yapısıyla oldukça gergin ve ciddi bir anlatıya sahip olan Possessor, yer yer dışavurumcu insert çekimleri ile deneyim oluşturmaya öncelik verirken, büyük politik söylemleri temel alacak kadar devasa bir sorumluluğun altına da girmeye çalışıyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü Possessor ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Yakın çekimle bir kadının örülü saçları arasından kafasının içine doğru giren bir iğneyi izlediğimiz açılışıyla Possessor, izleyicisini filmin içine daldırırken daha en başta gerçekçi gore sahnelerle bezeli bir anlatıya doğru ilerleyeceğinin sinyallerini veriyor. Elbette bu kafanın içine giren iğne aynı zamanda başkalarının zihinlerine yerleşerek onları gerçek dünyada bir avatar gibi yönetip hedefindeki kişileri yok eden suikastçı Tasya Vos’un da (ve hatta belki daha da zorlarsak içselleştirilen denetim mekanizmalarının da) mikro düzeyde bir alegorisi gibi. İkinci sahnede bir otelin lounge katında hostes olarak görev alan Holly‘nin eline geçirdiği bıçakla etkinliğin güzide konuğunu katletmesi, yani bu siyah genç kadının beyaz “kodaman” erkeğe olan saldırısı, günümüz politik koşullarında Siyah hareketini ve elbette bu hareketin karşısında yer alan aşırı sağcılara göre hareketin yüzlerce yıllık tarihi bagajından sağlanan bilinci yok sayan “beyaz düşmanlığının” oluşturabileceği “korkunç sonuçlarını” çağrıştırıyor. Ancak hemen ardından Holly’nin içinden beyaz bir suikastçı (ana karakterimiz Tasya) çıkması filmin görece sıkıcı ve banal olabilecek politik tavrını bir anda ilginç hâle getiriyor.

Görevi tamamlandıktan sonra Tasya’yı kendi bedenine ve zihnine geri döndüren ekibin başındaki Girder, Tasya’ya kendi hayatından önemli objeler olarak dedesinin piposunu ve çocukken öldürdüğü kırmızı bir kelebeği gösteriyor. Neredeyse bir rüya gibi fazlasıyla psikanalize referansta bulunan bu sahnede, dedesinin piposu tıpkı Magritte’in “bir pipo olmayan” piposu gibi, Tasya’nın anılarından bir temsil hâline gelip sembolik olarak gerçekliğini zamanla yitiriyor. Bu gerçekliğin yitimi, Tasya’nın kendi bedeni ve zihni arasındaki bağın sınırlarını zorlaması ve anılarıyla yabancılaşması ile beraber geliyor. Bir sonraki görevi müjdeleyen Girder’a yanıt olarak bir süre ara vermek istediğini söyleyen Tasya, ailesiyle bir arada olmaktan bahsedince, Girder, artık ailesi için zararlı olabileceğini yeniden hatırlatıyor. Böylelikle sınırları zorlayan yetenekli suikastçı, kısa bir aile molası verip yeni görevine başlıyor.

Possessor: Beden ve Ruh, Sınıf ve Bilinç

İkinci görevi teslim alan Tasya, büyük veri madencisi şirketin CEO’su John Parse’ı yok etmek üzere işe başlıyor. Bu sefer hedefe giden yolda avatar olarak seçilen kişi Parse’ın prenses kızı Ava’nın erkek arkadaşı Colin. Girder’ın yarattığı senaryoya göre, kimsesi olmayan, yıkılmış bir ailenin uyuşturucu bağımlısı oğlu Colin sınıfsal konumu nedeniyle ilişkide ezilen tarafta olduğu için zengin sevgilisi ve onun zengin babasına kin besliyor ve sonuç olarak herkesi öldürüp kendisi de intihar edecek. Bu hikâye ile suikasta kurban gittiği belli olmayacak olan John Parse’ın bütün serveti Girder’ın müşterisi olan Parse’ın üvey oğluna kalacak – yani tüm ilişki boyunca ezilen, kullanılan, müstakbel kayınpederinin şirketinde en alt kademede ve berbat bir işte çalıştırılan Colin’in görece haklı “sınıfsal kini”, tıpkı Holly’ninki gibi bir kabuk olarak kullanılıp, yine iktidarda olanların güç değişimi için bir senaryo malzemesine dönüşüyor. Bu güç değişimi sırasında elbette hem Holly hem de Collin birer bedene indirgeniyor. Ancak Girder ve Tasya’nın unuttuğu bir şey var; bedenler zihinlerinden ve belleklerinden kolay kolay ayrılmıyor.

Görev sırasında yalnızca üç günü bulunan Tasya, ele geçirdiği bedenin içinde hapsoluyor ve kendi benliği ile Colin’in benliği birbirine karışmaya başlıyor. Neticede içinden çıkılamaz bir hâle gelindiğinde trajik bir aile katliamı süsü verilecek olan hikâye bir anda taşarak gerçek bir trajediye dönüşüyor. Brandon Cronenberg’in Possessor’da tüm politik söylem ve aksiyondan ziyade en büyük “işe kalkıştığı” yer de tam olarak burası. Oyuncuların kendi karakterlerinin ötesinde başka karakterlerin bedenlerini ve zihinlerini ele geçirmesini performe ettikleri bir anlatıda bu karışıklığı izleyicinin kafasını karıştırmadan ama aynı zamanda deneyimlemesine de yol açacak şekilde tasarlamak ciddi bir ustalık işi. Cronenberg de belli ki kendi tercihlerini ve sinema dilini çok daha girift metotlarla kanıtlamaya çalışıyor. Beden ve zihin üzerinden senaryosunda oyunculuk/performans hakkında dolaylı olarak bolca söz söyleyen Possessor, teknik anlamda da oyuncularının sınırlarını ve zihinlerini oldukça zorlamışa benziyor. Her nasılsa, sonuçta ortaya gösterişli ve yorucu olmaktan çok uzakta, son derece gerçekçi ve izlemesi keyifli bir performans çıkıyor.

Her ne kadar Possessor yapılması amaçlanan her şeyi başarıyla sergiliyor gibi görünse de aslında çok daha büyük potansiyeli olan, ilginç fikir ve iyi teknik üretebilen ancak büyük işe kalkıştığının fazlasıyla farkında olan ve mütemadiyen bunun üstesinden gelinebildiğini kanıtlamaya çalışan bir film. Brandon Cronenberg, ikinci uzun metrajında ne yazık ki kendisine sinemanın oyuncaklarıyla oynama imkânını tanımıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information