En basit görünen çözümler, çoğunlukla pratikte gerçekleşmesi en imkânsız olanlar olsa da bazen, gerçekten işe yarayabilir ve hayat kurtarabilir. Hapishaneden kaçmak için kapıları kullanmak, bu demir kapıların kilitlerini ahşaptan yapılma anahtarlarla açmak da kulağa ilk önce imkânsız gelecek kadar basit gelen bu tür çözümlerden bir tanesi. Mahkûmların kapalı kaldıkları hücrelerinden kaçmak için yer altından tünel kazmalarını veya akıl almaz derecede karmaşık planlar yapmalarını konu alan hikâyelerin yanında Tim Jenkin’in yaşadıkları hiç şüphesiz farklı kalıyor. Tim Jenkin’in Inside Out: Escape from Pretoria isimli kitabından uyarlanan film, Jenkin ve iki arkadaşının 70’li yıllarda ahşaptan inşa edilmiş cezaevinin her kapısı için özel yaptıkları anahtarları kullanarak Güney Afrika’daki Pretoria Merkez Cezaevinden kaçmalarının sıra dışı hikâyesini anlatıyor. Tim Jenkin (Daniel Radcliffe) ve Stephen Lee (Daniel Webber), Güney Afrika’nın ırk ayrımcılığına dayanan rejimi Apartheid’a karşı Nelson Mendela’nın da aralarında yer aldığı başkaldırı mücadelesi kapsamında yapılan eylemleri destekliyor. Jenkin ve Lee, bu eylemlerden birinde Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ideolojisini tanıtan, Asyalı veya siyah, ırk fark etmeksizin herkesin, bedeli ne olursa olsun, özgürlüğü ve barışı hak ettiğini savunan bildirilerin etrafa saçılmasını sağlayacak bir patlama gerçekleştiriyor. Patlama sonucunda her ikisi de 1978 yılında Capetown’da tutuklanıyor. Jenkin’in 12, Lee’nin ise 8 yıla mahkûm edilmeleri üzerine, yakın arkadaşlar beraberce Pretoria Cezaevine götürülüyor. Ancak, Jenkin’in 2003 yılında yayınlanan kitabında anlattığı gerçek olayları baz alan hikâyenin kahramanları, tutuklanmalarına rağmen bedeli ne olursa olsun özgürlüklerine kavuşmak, dış dünyadaki yaşamdan koparak hapishane hayatında kendilerini ve umutlarını yitirmemek konusundaki kararlılıklarını koruyor ve en kısa zamanda içine kısıldıkları bu kapandan kurtulmak amacıyla planlar yapmaya koyuluyorlar. Cezaevindeki diğer siyasi suçlulardan, Leonard Fontaine (Mark Leonard Winter) dışarıdaki hayatına bir an önce kavuşma telaşına kapılıp gruba katılıyor. Jenkin’in grubu özgürlüklerine kavuşturacak planı ise, aslında akıllara kolayca gelen, fakat gerçekleşmesi mümkün görülmeyen bir yoldan geçiyor. Plan, Jenkin’in elindeki buna uygun tek malzeme olan ahşaptan hapishanedeki bütün kapılara uygun anahtarlar yapabilmesi üzerine kurulu. Yönetmen Francis Annan (The Longest Drive) ve L.H. Adams’ın uyarladığı hikâye, yüksek gerilimini bekleyiş anları ve bu anları baskılayan yakalanma korkusundan besliyor. Film, Tim Jenkin’in ilgi çekici hikâyesinin gerilim hissiyatını, kamera hareketleri ve Daniel Radcliffe’in performansıyla yaşatmayı başarıyor. Acak hikâye, politik yönünü ve yapılan planları akılda kalıcı detaylarıyla zenginleştiremiyor. Escape from Pretoria: Özgürlüğün Ahşap Anahtarları Film enteresan bir dönemin haksızlıklarla dolu politik atmosferinde geçen oldukça ilgi çekici bir hikâyeyi ve mücadeleyi konu alıyor. Ancak film bu hikâyeyi, tek bir düzleme indirerek anlatmayı tercih ediyor. Jenkin ve Lee’nin şehir merkezinde kendi tasarladıkları makineyle kurguladıkları patlama sonucu hızlıca tutuklanmalarıyla açılan hikâye, yaşanan patlamadan, karakterleri eylemlere iten sebeplerden iyice bahsetmeden, asıl başlangıcını Tim Jenkin’in aklına gelen anahtar yapma fikriyle yapıyor ve devamında önlerine gerçek anlamda büyük engeller, çatışmalar çıkarmadan yalnızca Jenkin’e ve anahtarları yaparken yaptığı birkaç deneme sırasında yaşadığı aksiliklere ve yapılacak en ufak bir hatanın plan için çok büyük risk yaratacağını anlatmaya odaklanıyor. Bu deneme yanılma sürecine başlamadan önce film, ana karakterlerin kim oldukları, uğruna özgürlüklerini yitirdikleri ideallerinin aslında ne demek olduğu, hayallerinin nasıl bir zulmü bitirmek yönünde olduğu, Güney Afrika’da yapılan ayrımcılığın boyutları ve insanlar üzerindeki etkileri gibi hikâyeyi ve hikâyeyle kurulan bağı besleyecek, derinleştirecek, ona yeni boyutlar kazandırarak kalıcı…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Pretoria’dan Kaçış, Tim Jenkin’in ilgi çekici hikâyesinin gerilimini, yakın planlar ve kamera hareketleri sayesinde yüksek tutmayı başarıyor. Ancak hikâyenin politik geçmişini ve yapılan planları, akılda kalıcı detaylarla yansıtamıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.17 ( 8 oy)
55

En basit görünen çözümler, çoğunlukla pratikte gerçekleşmesi en imkânsız olanlar olsa da bazen, gerçekten işe yarayabilir ve hayat kurtarabilir. Hapishaneden kaçmak için kapıları kullanmak, bu demir kapıların kilitlerini ahşaptan yapılma anahtarlarla açmak da kulağa ilk önce imkânsız gelecek kadar basit gelen bu tür çözümlerden bir tanesi. Mahkûmların kapalı kaldıkları hücrelerinden kaçmak için yer altından tünel kazmalarını veya akıl almaz derecede karmaşık planlar yapmalarını konu alan hikâyelerin yanında Tim Jenkin’in yaşadıkları hiç şüphesiz farklı kalıyor. Tim Jenkin’in Inside Out: Escape from Pretoria isimli kitabından uyarlanan film, Jenkin ve iki arkadaşının 70’li yıllarda ahşaptan inşa edilmiş cezaevinin her kapısı için özel yaptıkları anahtarları kullanarak Güney Afrika’daki Pretoria Merkez Cezaevinden kaçmalarının sıra dışı hikâyesini anlatıyor.

Tim Jenkin (Daniel Radcliffe) ve Stephen Lee (Daniel Webber), Güney Afrika’nın ırk ayrımcılığına dayanan rejimi Apartheid’a karşı Nelson Mendela’nın da aralarında yer aldığı başkaldırı mücadelesi kapsamında yapılan eylemleri destekliyor. Jenkin ve Lee, bu eylemlerden birinde Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ideolojisini tanıtan, Asyalı veya siyah, ırk fark etmeksizin herkesin, bedeli ne olursa olsun, özgürlüğü ve barışı hak ettiğini savunan bildirilerin etrafa saçılmasını sağlayacak bir patlama gerçekleştiriyor. Patlama sonucunda her ikisi de 1978 yılında Capetown’da tutuklanıyor. Jenkin’in 12, Lee’nin ise 8 yıla mahkûm edilmeleri üzerine, yakın arkadaşlar beraberce Pretoria Cezaevine götürülüyor. Ancak, Jenkin’in 2003 yılında yayınlanan kitabında anlattığı gerçek olayları baz alan hikâyenin kahramanları, tutuklanmalarına rağmen bedeli ne olursa olsun özgürlüklerine kavuşmak, dış dünyadaki yaşamdan koparak hapishane hayatında kendilerini ve umutlarını yitirmemek konusundaki kararlılıklarını koruyor ve en kısa zamanda içine kısıldıkları bu kapandan kurtulmak amacıyla planlar yapmaya koyuluyorlar. Cezaevindeki diğer siyasi suçlulardan, Leonard Fontaine (Mark Leonard Winter) dışarıdaki hayatına bir an önce kavuşma telaşına kapılıp gruba katılıyor. Jenkin’in grubu özgürlüklerine kavuşturacak planı ise, aslında akıllara kolayca gelen, fakat gerçekleşmesi mümkün görülmeyen bir yoldan geçiyor. Plan, Jenkin’in elindeki buna uygun tek malzeme olan ahşaptan hapishanedeki bütün kapılara uygun anahtarlar yapabilmesi üzerine kurulu. Yönetmen Francis Annan (The Longest Drive) ve L.H. Adams’ın uyarladığı hikâye, yüksek gerilimini bekleyiş anları ve bu anları baskılayan yakalanma korkusundan besliyor. Film, Tim Jenkin’in ilgi çekici hikâyesinin gerilim hissiyatını, kamera hareketleri ve Daniel Radcliffe’in performansıyla yaşatmayı başarıyor. Acak hikâye, politik yönünü ve yapılan planları akılda kalıcı detaylarıyla zenginleştiremiyor.

Escape from Pretoria: Özgürlüğün Ahşap Anahtarları

Film enteresan bir dönemin haksızlıklarla dolu politik atmosferinde geçen oldukça ilgi çekici bir hikâyeyi ve mücadeleyi konu alıyor. Ancak film bu hikâyeyi, tek bir düzleme indirerek anlatmayı tercih ediyor. Jenkin ve Lee’nin şehir merkezinde kendi tasarladıkları makineyle kurguladıkları patlama sonucu hızlıca tutuklanmalarıyla açılan hikâye, yaşanan patlamadan, karakterleri eylemlere iten sebeplerden iyice bahsetmeden, asıl başlangıcını Tim Jenkin’in aklına gelen anahtar yapma fikriyle yapıyor ve devamında önlerine gerçek anlamda büyük engeller, çatışmalar çıkarmadan yalnızca Jenkin’e ve anahtarları yaparken yaptığı birkaç deneme sırasında yaşadığı aksiliklere ve yapılacak en ufak bir hatanın plan için çok büyük risk yaratacağını anlatmaya odaklanıyor. Bu deneme yanılma sürecine başlamadan önce film, ana karakterlerin kim oldukları, uğruna özgürlüklerini yitirdikleri ideallerinin aslında ne demek olduğu, hayallerinin nasıl bir zulmü bitirmek yönünde olduğu, Güney Afrika’da yapılan ayrımcılığın boyutları ve insanlar üzerindeki etkileri gibi hikâyeyi ve hikâyeyle kurulan bağı besleyecek, derinleştirecek, ona yeni boyutlar kazandırarak kalıcı kılacak önemli noktalar hakkında bilgi vermeye hiçbir zaman yoğunlaşmıyor. Film izleyicisini dönemin politik iklimini ve karakterlerin savundukları ideolojinin temellerini biliyor kabul ettiği için anlatılanların politik yönü, havada kalan birtakım ifadelerle ve parti isimleriyle sınırlı kalıyor. Filmin bu tavrı, ırkçı fikirlerin dar görüşlü ve cehaletle sınırlandırılmış etkisi altında yaşanan olayların Tim Jenkin ve Stephen Lee’yi aktivist hareketlere iten boyutunu izleyiciye sunmadığı için hikâyenin hareket alanını daraltarak etkisini zayıflatıyor. Böylece, hikâyenin dünyası Pretoria Cezaevinin içerisine sıkışıyor ve orada yaşananların kapsamı dışındaki yan gelişmelerden beslenemiyor. Hâl böyle olunca, hikâyenin akışını, Tim Jenkin’in planını hayata geçirme çabası içerisinde yaşadığı yakalanma korkusuyla dolu tehlikeli anlar tek başına sırtlanıyor. Yönetmen Francis Annan, görüntü yönetmeni Geoffrey Hall ve filmin kurgusunu üstlenen Nick Fenton’ın verdikleri bu gerilimi hissettirmeye yönelik kararlar, bekleyiş sürecinin sıkıntısını ve her an yakalanabilecek olma duygusunun stresini verilen şartlar altındaki en yüksek seviyede yaşatıyor.

Sadece birkaç kez göz gezdirebildiği anahtarları oldukça kısıtlı imkânlarla kopyalan Tim Jenkin’in üstün bir yeteneğe sahip olduğu aşikâr. Özgürlüğü herkese yaşatabilmek adına, kendi özgürlüklerini feda eden karakterlerle kurulan bağ ise Daniel Radcliffe’in karakterin aşırı derecede tedirgin hâllerini yansıtan performansı sayesinde, yakalanma korkusunu izleyiciye Jenkin’le birlikte soluk soluğa yaşatacak kadar kuvvetli. Film, geçmiş öykülerini vermediği hâlde karakterler ve izleyici arasında, ideallere ve özgürlüğe duyulan tutku hissi üzerinden güçlü bir bağ kurmayı başarıyor ve böylece Tim Jenkin’in denemeleri sırasında yaşadığı her yakalanma tehlikesinde adeta nefes kesiyor. Bu tehlikeli anları olabildiğince uzatıp, yakın planlar ve hapishanenin çıt çıkmayan sessizliğiyle destekleyerek yakaladığı gerilimi arttırıyor ve tam da bu anlarda izleyiciyi avucunun içine alıyor. Tim Jenkin, kısıtlı imkânlarla yaptığı anahtarlardan birini hücresinin dışına, hapishane koridoruna düşürüp kimse görmeden, sadece çiğnenmiş bir sakız yardımıyla içeri almaya çabalarken ya da anahtarın parçalarını hücre kontrolü sırasında açıklamaya çalışırken; kısacası Stephen Lee ve Leonard Fontaine’le birlikte yakalanmakla burun buruna geldikleri her anda film, gerilim seviyesini yükseltmeyi başarıyor. Ancak bu anlar bütün filmi taşımaya yetmiyor. Hapishane dışında yaşananlara yer vermeyen hikâye, hapishane içerisinde de sınırlarını dar tutuyor ve karakterlerin önüne önemli engeller koymuyor, çatışma yaratmıyor. Sadece göze çarpan iki gardiyanın yarattığı baskıya güvenerek aksiyon seviyesini düşük tutuyor. Film boyunca nispeten öne çıkmayı başarabilen kötü karakter olan, gardiyan Mongo (Nathan Page), kötülüğünü mahkûmlar üzerinde uyguladığı sözlü tacizden aldığı zevk aracılığıyla kanıtlayarak ana karakterler üzerinde belli ölçüde bir baskı yaratıyor, ama kendisine hikâye için çatışmadan doğacak bir aksiyon yaratacak kadar ekran zamanı bulamıyor. Kötü karakterlerin yanı sıra, yapay duran aksanına rağmen Daniel Radcliffe’i öne çıkaran filmde zaten, genel olarak diğer karakterlere çok fazla yer verilmiyor. Radcliffe’le daha önce Harry Potter filmlerinde de beraber çalışan Ian Hart’ın canlandırdığı Denis Goldberg karakteri, Leonard Fontaine ve hatta Jenkin’in yakın arkadaşı Stephen Lee bile hikâye süresince geri planda bırakılıyor. Başrollere ayrılan ekran süresindeki dengesizlik, Güney Afrika’yı etkisi altına alan ırkçı iklime karşı durma hikâyesini konu alan filmin yapay aksanların hâkimiyetindeki oyuncu kadrosuyla devam ediyor. Ana kadrosuna Güney Afrikalı veya siyah oyuncuları dâhil etmeyen film, bu anlamda hikâyesinin anlatmak istedikleriyle zıt düşüyor.

Escape from Pretoria, Güney Afrika’nın ırkçı fikirlerin hâkimiyeti altında olduğu dönemde herkes için özgürlük hayaliyle verdikleri mücadele yüzünden tutuklanan iki idealist karakterin günümüz teknolojisindeki gelişmeler dolayısıyla artık gerçekleşmesi mümkün olmayan akıldışı bir planla özgürlüklerine kavuşma hikâyesini anlatıyor. Gerilim dolu anlar sunuyor fakat hikâyesine farklı boyutlar kazandırmak yerine, tek bir düzlemde ilerliyor ve karakterlerini geri planda bırakıyor. Bu yüzden Escape from Pretoria, gerilim türünün gereklerini yerine getirse de sınırlı hikâyesiyle akılda kalıcı olmaktan uzaklaşıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information