93. Akademi Ödülleri'nde En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar ödülünün sahibi olan Promising Young Woman, hikâyesiyle cinsel istismarın toplumsal yaşam içerisinde kanıksadığımız her şeklini tek tek, reddedemeyeceğimiz kadar açık bir şekilde ortaya atıyor. Bizleri susmaktansa nihayet bir şey söylemeye, ses çıkarmaya teşvik ediyor ve böylece sinema dünyasında kendisine yer bulan hikâyelerde kullanılan bakış açısı için aslında çok önemli bir damar açıyor. Ancak tüm bunları yaparken daima herkese ulaşma kaygısı güttüğü için kendisini sınırlandırıyor. Cassie yaşamak zorunda kaldığı anda tüm geleceğini kaybetmesine sebep olan derin travmayla başa çıkabilmek için sistemi kökünden değiştirmek, hep yolunu gözleyip hiçbir zaman ulaşamadığı adalete en sonunda kavuşabilmek için kollarını sıvıyor. Çünkü Cassie'nin adalet için savaştığı, bizlere de çok uzak olmayan ataerkil anlayışları benimsemiş toplum düzeni içerisinde cinsel istismara maruz kalan taraf kadın olunca, otorite sahibi herkes denklemde beyaz ve erkek olan kişi kimse ona inanmak için elinden geleni yapıyor. Hâl böyle olunca Cassie, kendince bir formül geliştiriyor ve her gün aramızda gezinen, yapılan her yanlıştan "ben iyi bir adamım" kisvesi ardına saklanarak sıyrılan adamları kendisi tespit ediyor. Emerald Fennell'ın yazıp yönettiği film, bizlere günlük hayatlarımızın akışı sırasında defalarca görüp de kafamızı çevirdiğimiz, hatta normal kabul ettiğimiz her haksızlıktan, kişisel özgürlük sınırlarına yapılan her ihlâlden bu kez kaçma fırsatı tanımıyor. Promising Young Woman: İyi Adamların Adaletsiz Dünyası Carey Mulligan'ın filmin tonunu tamamıyla sırtlanan performansıyla hayat bulan Cassie, gündelik hayatında 20'li yaşlarını ardında bırakmış olmasına rağmen ailesiyle yaşıyor, kariyer hırsı taşımıyor fakat asıl görevinin başına geceleri geçiyor. Gün ışığı kaybolduğu andan itibaren intikam alma ve adalet için savaş verme zamanı geliyor. Cassie, gece farklı kulüplere gidip savunmasız hâlde olan bir kadını canlandırıyor ve o gece aynı mekânda bulunan "en iyi" adam kim ise, her iyi adam gibi ona sormadan, kendi izni olmadan himayesine alarak yardımına koşuyor ve tabii onun adına aldığı kararlar arasında Cassie'nin o gece evine tek başına gidemeyecek durumda olduğu teşhisi de yer aldığı için kendisinden istenmeyen bu yardımı Cassie’yi kendi evine götürerek yapmayı tercih ediyor. Film, "Ben öyle bir şey yapmam, ben iyi bir adamım." diyerek vicdanını aklayan ve bu fikre ataerkil toplum içerisinde kendilerine daha önce hiç haksız oldukları söylenmediği için kolayca inananların içlerine düştükleri yanılgının yıkıcı sonuçlarını en çıplak hâliyle ortaya koymaya odaklanıyor. Bunu yaparken toz pembe sinematografisi ve kara mizah unsurlarını barındıran zengin tonuyla ters köşe yapıyor. Hayatları boyunca iyi oldukları söylenen, insanlar tarafından ne yapsalar kabul edilen bu adamlar ne olursa olsun, davranışları hangi ölçüde travmalara sebebiyet verirse versin yaşamlarına devam edebiliyor ancak onların şişkin egoları ve yersiz özgüvenlerinden zarar gören kadınların hayatları, tıpkı arkadaşının mücadele etmek zorunda kaldığı olayları hazmedemeyen Cassie gibi, kişisel özgürlüklerinin sınırları ihlâl edildiği dakikadan itibaren sonsuza dek duruyor. Hikâye, bir yandan ataerkil toplumsal düzenin çarpıklıklarının altını çizip bizlere yolda yürürken iznimiz haricinde söylenen bir lafın, bakışın dahi aslında sindirilmemesi gereken cinsel saldırı örnekleri olduğunu anımsatırken, bir yandan da Cassie ve Nina arasındaki dostluk üzerinden bunu anlatmayı amaçlıyor. Film, ataerkil toplum düzeninde ayrıcalıklı yaşamlar sürdüren iyi ve çoğunlukla beyaz adamların işledikleri yıkıcı suçları ortaya koyarken Madison ya da Dean Walker gibi bu düzeni kabul etmiş, benimsemiş kadınlara…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Promising Young Woman, hikâyesiyle cinsel istismarın toplumsal yaşam içerisinde kanıksadığımız her şeklini tek tek, reddedemeyeceğimiz kadar açık bir şekilde ortaya atıyor. Susmaktansa nihayet bir şey söylemeye, ses çıkarmaya teşvik ediyor ancak herkese ulaşmayı hedeflerken aldığı bazı aceleci kararlar hikâyenin alanını daraltıyor ve film bambaşka bir yere oturabilecekken kendisini sınırlandırıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.14 ( 5 oy)
60


93. Akademi Ödülleri’nde En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar ödülünün sahibi olan Promising Young Woman, hikâyesiyle cinsel istismarın toplumsal yaşam içerisinde kanıksadığımız her şeklini tek tek, reddedemeyeceğimiz kadar açık bir şekilde ortaya atıyor. Bizleri susmaktansa nihayet bir şey söylemeye, ses çıkarmaya teşvik ediyor ve böylece sinema dünyasında kendisine yer bulan hikâyelerde kullanılan bakış açısı için aslında çok önemli bir damar açıyor. Ancak tüm bunları yaparken daima herkese ulaşma kaygısı güttüğü için kendisini sınırlandırıyor.

Cassie yaşamak zorunda kaldığı anda tüm geleceğini kaybetmesine sebep olan derin travmayla başa çıkabilmek için sistemi kökünden değiştirmek, hep yolunu gözleyip hiçbir zaman ulaşamadığı adalete en sonunda kavuşabilmek için kollarını sıvıyor. Çünkü Cassie’nin adalet için savaştığı, bizlere de çok uzak olmayan ataerkil anlayışları benimsemiş toplum düzeni içerisinde cinsel istismara maruz kalan taraf kadın olunca, otorite sahibi herkes denklemde beyaz ve erkek olan kişi kimse ona inanmak için elinden geleni yapıyor. Hâl böyle olunca Cassie, kendince bir formül geliştiriyor ve her gün aramızda gezinen, yapılan her yanlıştan “ben iyi bir adamım” kisvesi ardına saklanarak sıyrılan adamları kendisi tespit ediyor. Emerald Fennell’ın yazıp yönettiği film, bizlere günlük hayatlarımızın akışı sırasında defalarca görüp de kafamızı çevirdiğimiz, hatta normal kabul ettiğimiz her haksızlıktan, kişisel özgürlük sınırlarına yapılan her ihlâlden bu kez kaçma fırsatı tanımıyor.

Promising Young Woman: İyi Adamların Adaletsiz Dünyası

Carey Mulligan‘ın filmin tonunu tamamıyla sırtlanan performansıyla hayat bulan Cassie, gündelik hayatında 20’li yaşlarını ardında bırakmış olmasına rağmen ailesiyle yaşıyor, kariyer hırsı taşımıyor fakat asıl görevinin başına geceleri geçiyor. Gün ışığı kaybolduğu andan itibaren intikam alma ve adalet için savaş verme zamanı geliyor. Cassie, gece farklı kulüplere gidip savunmasız hâlde olan bir kadını canlandırıyor ve o gece aynı mekânda bulunan “en iyi” adam kim ise, her iyi adam gibi ona sormadan, kendi izni olmadan himayesine alarak yardımına koşuyor ve tabii onun adına aldığı kararlar arasında Cassie’nin o gece evine tek başına gidemeyecek durumda olduğu teşhisi de yer aldığı için kendisinden istenmeyen bu yardımı Cassie’yi kendi evine götürerek yapmayı tercih ediyor.

Film, “Ben öyle bir şey yapmam, ben iyi bir adamım.” diyerek vicdanını aklayan ve bu fikre ataerkil toplum içerisinde kendilerine daha önce hiç haksız oldukları söylenmediği için kolayca inananların içlerine düştükleri yanılgının yıkıcı sonuçlarını en çıplak hâliyle ortaya koymaya odaklanıyor. Bunu yaparken toz pembe sinematografisi ve kara mizah unsurlarını barındıran zengin tonuyla ters köşe yapıyor. Hayatları boyunca iyi oldukları söylenen, insanlar tarafından ne yapsalar kabul edilen bu adamlar ne olursa olsun, davranışları hangi ölçüde travmalara sebebiyet verirse versin yaşamlarına devam edebiliyor ancak onların şişkin egoları ve yersiz özgüvenlerinden zarar gören kadınların hayatları, tıpkı arkadaşının mücadele etmek zorunda kaldığı olayları hazmedemeyen Cassie gibi, kişisel özgürlüklerinin sınırları ihlâl edildiği dakikadan itibaren sonsuza dek duruyor. Hikâye, bir yandan ataerkil toplumsal düzenin çarpıklıklarının altını çizip bizlere yolda yürürken iznimiz haricinde söylenen bir lafın, bakışın dahi aslında sindirilmemesi gereken cinsel saldırı örnekleri olduğunu anımsatırken, bir yandan da Cassie ve Nina arasındaki dostluk üzerinden bunu anlatmayı amaçlıyor.

Film, ataerkil toplum düzeninde ayrıcalıklı yaşamlar sürdüren iyi ve çoğunlukla beyaz adamların işledikleri yıkıcı suçları ortaya koyarken Madison ya da Dean Walker gibi bu düzeni kabul etmiş, benimsemiş kadınlara değinmeyi de ihmal etmiyor. Neticede bir suçu cinsiyet fark etmeksizin görmezden gelen, yaşanan haksızlıklar karşısında kafasını başka yöne çeviren herkes aslında o suçun yeniden yaşanmasına zemin hazırlıyor, suça bir köşesinden ortaklık ediyor. Mesele cinsel istismar ve cinsiyetler arası eşitsizliğin hakim olduğu ataerkil toplum düzenlerinde kadın olarak hayatta kalabilmenin zorlukları gibi konular olduğunda pek çok bakış açısını ele alarak izleyiciye anlatmak istediklerini etraflıca gösteren film, merkezinde yer alan Cassie ve Nina arasındaki dostluğu küçük ip uçlarıyla verip detaylıca tasvir etmemeyi tercih ediyor. Bu tercih her ne kadar asıl anlatılmak istenen noktalar için daha fazla alan yaratma amacıyla yapılıyor olsa da oldukça zeki bir kadın olan Cassie’nin tüm geleceğini bir kenara koyup kendisini tamamıyla intikam alma ve adalet bulma yoluna adama kararını açıklamak için yetersiz kalıyor. Bu dostluğu görememek, ona sonuna dek inanma fırsatına sahip olamamak, özellikle Cassie, Ryan (Bo Burnham) karakteriyle tanıştıktan sonra, hikâyenin izleyici için inandırıcılığına gölge düşürüyor.

Film, önce Ryan ve Cassie ilişkisi başladığı andan itibaren, sonrasında da işledikleri suçların ardından darbe almadan ilerleyen her adamın değil de özellikle Nina’ya zarar verenlerin hak ettiği cezayı almalarına odaklanarak alanını daraltmayı seçiyor. Merkezine oturttuğu bu dostluğa dair detayları hızlıca geçerek hem akış hızında belirli tempoyu tutturmak, böylelikle herkese hitap edebilmek, hem de klişelerle örülü finalinde olduğu gibi herkesi tatmin etme kaygısı taşıyan tercihlerde bulunduğu için hikâyesine sınırlar koyuyor ve zarar veriyor. Cassie herkes için adaletin yerini bulmasının önündeki toplumsal engelleri kaldırabilecek, ahlâki değerlere sahip bir kahraman olabilecek potansiyele sahipken hikâyenin direksiyonunu kırdığı yön sebebiyle bu mertebeye ulaşamıyor. Cassie’nin kurduğu planların detaylandırılmaması, uğruna savaştığı amaçların iyice açıklanmaması gibi tercihlerden dolayı Ryan ile ilişkisinin başlamasından itibaren dönülen yön hikâyeyi başka bir yere taşımaktansa sınırlandırıyor.

Promising Young Woman, günlük hayatlarımızın iliklerine kadar işlemiş her haksızlığı, saygısızlığı ve kayırma anını herkesin izlemesi, üzerine konuşması, farkına varması gereken bir şekilde, en göz ardı edilemez hâliyle gözler önüne sererek hikâye anlatımı konusunda çok önemli bir damarın açılmasına vesile oluyor. Bu hikâyeyi etraflıca ele alırken oldukça doğru bakış açılarını benimsiyor ve izleyicinin aslında neye boyun eğdiğinin, nelere katlanmak zorunda olmadığının farkına varmasını sağlayarak çok önemli bir görevi yerine getiriyor. Fakat bunu yaparken her yaşa, geçmişe mensup insana, kısacası herkese ulaşmak istiyor ve bu yolda aldığı aceleci kararlar hikâyesine zarar veriyor. Sonuç olarak ortaya herkesin izlemesi gereken, gözlerimizin önüne gelenekler, kabul ettirilmiş çaresizlikler tarafından çekilen perdeyi bir anda kaldırmayı amaçlayan fakat yapısal anlamda kendisini daima sınırlı tutan bir film çıkıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information