Son 10 yılda sinema bir krize girmiş gibi. Bir yandan devamlı çekilen süper kahraman serileri, öte yandan Star Wars ya da Blade Runner gibi klasiklerin devam filmleri ve Suspiria gibi pek çok başka klasiğin yeniden çevrimi ile ana akım sinema hikâyelerinin tükendiği sinyallerini veriyor. Bunların en enteresanı da, üzerinden daha 20 yıl bile geçmemiş Diğerleri - The Others (2001) filminin yeniden çevrileceği haberiydi. Eh, hâl böyle olunca, bu çağdan nasibini herkes alacak gibi gözüküyor. Hele ki Alfred Hitchcock bile aldıysa... Orta üst bütçeli filmleri ile kendinden söz ettiren, fena bir filmografiye sahip olmayan İngiliz yönetmen Ben Wheatley -yine bir yeniden çevrim/devam filmi olan- Tomb Raider 2’dan önce vatandaşı Hitchcock’un Amerika’da seksen yıl önce çektiği ve senenin En İyi Film Oscarı’na sahip olan Rebecca ile karşımızda. Daphne du Maurier’nin aynı isimli kitabından uyarlanan filmin senaryosunu Jane Goldman, Joe Shrapnel ve Anna Waterhouse yazmış. Başrollerinde ise Lily James, Armie Hammer, Kristin Scott Thomas ve Sam Riley oynuyor. Hitchcock’un Rebecca uyarlaması, Alfred Hitchcock’un çektiğini bilerek izlediğim ilk filmiydi. Bundan yirmi yıl kadar evvel, gayriresmi bir sinematek işlevi gören CNBC-e kanalında bir gece yarısı izlemiş ve filmin atmosferinden çok etkilenmiştim. Öyle ki hikâyeyi daha iyi öğrenmek için sahaflarda uyarlandığı romanı arayıp çok eski bir baskısına ulaşmış ve kitabı da okumuştum. Hikâyenin bugün yeniden uyarlandığını öğrendiğimde günümüze dair bazı sorunların nasıl aşıldığını merak ederek bekledim filmi. Ancak bunlara geçmeden önce kısaca hikâyeden bahsedelim. Lily James’in canlandırdığı isimsiz karakter üst sınıftan yaşlı bir hanımefendiye Monaco seyahatinde eşlik etmektedir. Orada ünlü İngiliz zengin Maxim de Winter (Armie Hammer) ile tanışır. İkili kısa sürede âşık olurlar ve aradaki sınıf farkına rağmen evlenirler. Maxim de Winter yeni eşini Manderley isimli malikanesine götürdüğünde, malikanenin bir önceki eşi Rebecca’nın etkisinden kurtulamadığını görürüz. Bunun birincil sorumlusu da Danvers (Kristin Scott Thomas) isimli kahya kadındır. Danvers, Rebecca’ya tutkuyla bağlıdır ve onun yerine geçmesi için getirilen bu alt sınıf genç kadından hoşlanmaz. İntihar ettiği düşünülen Rebecca’nın “hayaleti” de Winter’ların arasına girer. Ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Alfred Hitchcok’un çektiği bir filmi yeniden çekmek, ister istemez belirli kıyaslamaları getirecektir. Ancak bu kıyaslamalardan ilki oyuncu seçimi ile ilgili olmalı bana sorarsanız. Ne Lily James’in genç de Winter karakteri Joan Fontaine’in saflığına, ne de Armie Hammer’in Maxim’i, Laurence Olivier’nin sıkıntılı ve tedirgin oyununa yetişebiliyor. Ancak Kristen Scott Thomas’ın Danvers’ı ve Sam Riley’nin Jack Favell’i filmdeki en iyi şeyler. Rebecca: Yeniliksiz bir "Yeniden" Çevrim Bir yeniden çevrimin -en azından mantığı gereği- hikâyeye dair bir yenilikçi yaklaşıma sahip olması beklenir. Öteki türlü aynı filmi bir daha çekmenin bir anlamı olmadığı aşikâr. İşte bu film de bu “yeniliklerden” kaybediyor. Öncelikle Lily James’in içinde bulunduğu sıkıntı ve gerilimi anlatmak için oraya buraya saçılmış rüyamsı sahneler filmin hissiyatına bir şey katmaktansa dekoratif biçimde sırıtıyor. Alfred Hitchcock’un tam kararında ve vurucu olarak hesapladığı filmin finali ise uzatılarak anlamsız bir slow motion ve dış ses yumağında boğulmuş. Filmin biçimsel yenilikleri yeni olmaktan öylesine uzak ki sırf Hitchcock gibi yapmamış olmak için yapıldığı, bu yüzden de hikâyeyi sarkıttığı rahatlıkla söylenebilir. Filmin zayıfladığı yer ise hikâyeye çağdaş bir yaklaşım getirmekteki eksikliği. Burada filmlerden herhangi birini…

Yazar Puanı

Puan - 35%

35%

Güney Fransa ve İngiltere’deki çarpıcı kontrastlar ve renk paleti, güzel doğa görüntüleri ve görüntü yönetimi ile dikkat çekse de, Rebecca’nın Ben Wheatley’nin kariyerinin en zayıf halkası olduğunu söylemek işten bile değil. 

Kullanıcı Puanları: 3.55 ( 7 oy)
35

Son 10 yılda sinema bir krize girmiş gibi. Bir yandan devamlı çekilen süper kahraman serileri, öte yandan Star Wars ya da Blade Runner gibi klasiklerin devam filmleri ve Suspiria gibi pek çok başka klasiğin yeniden çevrimi ile ana akım sinema hikâyelerinin tükendiği sinyallerini veriyor. Bunların en enteresanı da, üzerinden daha 20 yıl bile geçmemiş Diğerleri – The Others (2001) filminin yeniden çevrileceği haberiydi. Eh, hâl böyle olunca, bu çağdan nasibini herkes alacak gibi gözüküyor. Hele ki Alfred Hitchcock bile aldıysa…

Orta üst bütçeli filmleri ile kendinden söz ettiren, fena bir filmografiye sahip olmayan İngiliz yönetmen Ben Wheatley -yine bir yeniden çevrim/devam filmi olan- Tomb Raider 2’dan önce vatandaşı Hitchcock’un Amerika’da seksen yıl önce çektiği ve senenin En İyi Film Oscarı’na sahip olan Rebecca ile karşımızda. Daphne du Maurier’nin aynı isimli kitabından uyarlanan filmin senaryosunu Jane Goldman, Joe Shrapnel ve Anna Waterhouse yazmış. Başrollerinde ise Lily James, Armie Hammer, Kristin Scott Thomas ve Sam Riley oynuyor.

Hitchcock’un Rebecca uyarlaması, Alfred Hitchcock’un çektiğini bilerek izlediğim ilk filmiydi. Bundan yirmi yıl kadar evvel, gayriresmi bir sinematek işlevi gören CNBC-e kanalında bir gece yarısı izlemiş ve filmin atmosferinden çok etkilenmiştim. Öyle ki hikâyeyi daha iyi öğrenmek için sahaflarda uyarlandığı romanı arayıp çok eski bir baskısına ulaşmış ve kitabı da okumuştum. Hikâyenin bugün yeniden uyarlandığını öğrendiğimde günümüze dair bazı sorunların nasıl aşıldığını merak ederek bekledim filmi. Ancak bunlara geçmeden önce kısaca hikâyeden bahsedelim.

Lily James’in canlandırdığı isimsiz karakter üst sınıftan yaşlı bir hanımefendiye Monaco seyahatinde eşlik etmektedir. Orada ünlü İngiliz zengin Maxim de Winter (Armie Hammer) ile tanışır. İkili kısa sürede âşık olurlar ve aradaki sınıf farkına rağmen evlenirler. Maxim de Winter yeni eşini Manderley isimli malikanesine götürdüğünde, malikanenin bir önceki eşi Rebecca’nın etkisinden kurtulamadığını görürüz. Bunun birincil sorumlusu da Danvers (Kristin Scott Thomas) isimli kahya kadındır. Danvers, Rebecca’ya tutkuyla bağlıdır ve onun yerine geçmesi için getirilen bu alt sınıf genç kadından hoşlanmaz. İntihar ettiği düşünülen Rebecca’nın “hayaleti” de Winter’ların arasına girer. Ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Alfred Hitchcok’un çektiği bir filmi yeniden çekmek, ister istemez belirli kıyaslamaları getirecektir. Ancak bu kıyaslamalardan ilki oyuncu seçimi ile ilgili olmalı bana sorarsanız. Ne Lily James’in genç de Winter karakteri Joan Fontaine’in saflığına, ne de Armie Hammer’in Maxim’i, Laurence Olivier’nin sıkıntılı ve tedirgin oyununa yetişebiliyor. Ancak Kristen Scott Thomas’ın Danvers’ı ve Sam Riley’nin Jack Favell’i filmdeki en iyi şeyler.

Rebecca: Yeniliksiz bir “Yeniden” Çevrim

Bir yeniden çevrimin -en azından mantığı gereği- hikâyeye dair bir yenilikçi yaklaşıma sahip olması beklenir. Öteki türlü aynı filmi bir daha çekmenin bir anlamı olmadığı aşikâr. İşte bu film de bu “yeniliklerden” kaybediyor. Öncelikle Lily James’in içinde bulunduğu sıkıntı ve gerilimi anlatmak için oraya buraya saçılmış rüyamsı sahneler filmin hissiyatına bir şey katmaktansa dekoratif biçimde sırıtıyor. Alfred Hitchcock’un tam kararında ve vurucu olarak hesapladığı filmin finali ise uzatılarak anlamsız bir slow motion ve dış ses yumağında boğulmuş. Filmin biçimsel yenilikleri yeni olmaktan öylesine uzak ki sırf Hitchcock gibi yapmamış olmak için yapıldığı, bu yüzden de hikâyeyi sarkıttığı rahatlıkla söylenebilir.

Filmin zayıfladığı yer ise hikâyeye çağdaş bir yaklaşım getirmekteki eksikliği. Burada filmlerden herhangi birini ya da kitabı okumamış olanlar için ufak bir keyif kaçırıcı detay olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Wheatley’in filmi, uyarlandığı kitaba Hitchcock’un orijinalinden daha sadık. Bu iyi bir şey gibi gözükebilir. Ancak filmin finaline giden son 20 dakikada, Lily James karakterini, alt sınıftan çıkıp kendi failliğini eline alan güçlü bir kadın olarak gösterme çabası oldukça gülünç. Çünkü bu güçlü kadın en nihayetinde bir “kadın katilini” korumak için bu adımları atıyor. Her ne olursa olsun, filmin 80 sene önce kabul edilebilir -ki Hitchcock versiyonunda Rebecca’yı Maxim öldürmüyor, bir tartışma esnasında kazara hayatını kaybediyor- olsa da bugün bunu sanki hiçbir şey olmamış gibi anlatmak biraz absürt. Olduğu gibi vermenin ötesinde, genç de Winter’ın “kadın katili” kocasını kurtarmak için çalışırken, onu ipleri eline alan güçlü kadın gibi çizmek de içeriğin dengesini kurtaramıyor. Bu çağda böyle bir materyali yeniden çekmeye karar verip böyle bir mefhumu güncel tartışma bağlamında ele almaktan kaçınmak filmin potansiyelini tamamen harcıyor. 

Tıpkı genç de Winter’ı rahatsız eden Rebecca hayaleti gibi, Wheatley de Hitchcock hayaletinden öylesine korkuyor ki elindeki malzemeyi -özellikle de filmin sonunda- çarçur ediyor. Hitchcock’un karanlık atmosferi yerine daha renkli bir Manderley var örneğin -bu kötü bir şey olmak zorunda değil ama Hitchcock versiyonundaki insanı içine alan o atmosferden eser kalmıyor. Öte yandan, mahkeme salonunda Rebecca’ya koyulan teşhisi bir anda duyduğumuz ve sonra Manderley’nin yandığı sade ve vurucu son yerine, Wheatley filmi James’in Hammer’ı kurtardığı sonra bir de Danvers ile son bir hesaplaşmaya giriştiği zayıf sonla bitirmeyi tercih ediyor. Güney Fransa ve İngiltere’deki çarpıcı kontrastlar ve renk paleti, güzel doğa görüntüleri ve görüntü yönetimi ile dikkat çekse de yapılan şey bir tatil fotoğraf albümü değil de bir sinema filmi olduğu için, Rebecca’nın Ben Wheatley’nin kariyerinin en zayıf halkası olduğunu söylemek işten bile değil. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information