Kuş uçmaz, kervan geçmez bir kasabadır Selamsız. Gelip geçenlerin selam bile vermeye değer bulmadığı bir yer oluşundan alır adını. Bu talihsizlik, kasabanın kaderi olmuştur artık. Tüm kasabalı da, bu durumu içselleştirmiş gibi kendi garipliği ve her yere uzaklığı içinde kabuğuna çekilmiş gibidir. Dünyayla olan tek bağı, kenarından geçen tren yolu olmuştur adeta. Bir istasyonu olmadığı için trenler durmaz ancak yolcuların pencerelerden atmış olduğu gazeteler aracılığıyla gündem takip edilir. Bu, yabancısı olmadığımız bir kasaba tasviridir. Sinema ve edebiyatımızda taşra, pek çok kere buna benzer biçimde temsil edilmiştir. Şehre hep uzaktan bakan, kendi durağan döngüsü içine kısılıp kalmış, unutulmuş, görmezden gelinenin adı olmuştur. Nesli Çölgeçen imzalı Selamsız Bandosu da, bu akımın takipçilerinden biridir. Ele aldığı kasabası Selamsız, ismiyle müsemma unutulmuş bir Anadolu kasabasıdır.

Nesli Çölgeçen ismi duyulduğunda akıllara ilk Züğürt Ağa gelse de, bundan başka belge ve kurmaca filmleri olan tecrübeli bir sinemacıdır. Belge sinemanın kurucu isimlerinden olan Süha Arın’ın öğrencisi olması, ondaki gözlem yeteneğinin gelişmesine büyük katkı sunduğu aşikârdır. Nitekim filmografisinin ilk yapıtlarını belge film alanında sunar. İlerleyen zamanda geliştirdiği sinemacılığı kurmaca filmlerle devam eder ve Züğürt Ağa gibi, sinemamızın unutulmaz yapıtlarından birinin ortaya çıkmasına vesile olur. Feodal değerlerini büyük şehre taşıyıp kaybolan eski bir köy ağasının yitiş hikâyesi, sosyal ve ekonomik yönden köklü bir değişim sürecine giren bir ülkenin panoramasını sunar. Züğürt Ağa, incelikli mizahın anlatıya baştan sona eşlik ettiği olağanüstü bir kaybeden öyküsüdür. Çölgeçen filmografisinin karakterlerine baktığımızda ağırlıklı olarak hayatın gidişatına ayak uyduramamış, istediği başarıyı elde edememiş, yalnız kalmış erkek karakterler görülür. Gözden düşmüş eski bir aktörü canlandıran Kardeşim Benim filminin ana karakteri Can Öz, böyle bir kişiliktir. Ufak tefek rollerle hayatını idame ettirmeye çalışır, alkol bağımlılığı ve yalnızlık kaderi olmuştur adeta. Eskimeye yüz tutmuş bir mesleği icra etmeye çalışan İmdat ile Zarife’nin kahramanı İmdat, kurulu düzen içinde kendine istediği gibi bir yer bir türlü edinemez. Tutunamayan bu karakterlerin ortak yönü, hayatın gidişatını olduğu gibi kavrayıp buna uyum sağlamayı bir türlü beceremeyişleri olur. Naiflikleri, farklı biçimlerde tezahür eden yetersizlikleri onları bir şekilde alıkoyar. Her ne kadar Selamsız’ın gayretli belediye başkanı Latif, sonuca ulaşmak için elinden gelen her şeyi yapsa da yine de makûs talihi değiştiremez. Tüm içtenlikleriyle inandıkları şey, en nihayetinde romantik bir çabaya dönüşür.

Bir Kasaba, Bir Bando, Bir Gelecek Hayali

Selamsız Bandosu, yönetmen ve senaristi Nesli Çölgeçen’in Züğürt Ağa’yla birlikte filmografisinin zirve filmlerindendir. Seksenli yılların ortalarına denk gelen filmde, ücra bir taşra kasabasında yaşayan insanların gözlerden uzak yaşamından bir kesit sunulur. Sinema ve edebiyattan aşina olduğumuz bir kasaba tasvirinin sunulduğu hikâyede, sesini duyurup gözle görülmek isteyen insan çabasına rastlanır. Bu haliyle bir umut hikâyesidir ancak umut etmek tek başına yeterli olmayacaktır. Şener Şen’in büyük bir içtenlikle hayat verdiği Selamsız Belediye Başkanı Latif cin fikirli, pratik zekâlı birisidir. Kasabanın yanı başından geçen tren yolunda, yolcuların attığı gazetelerden Cumhurbaşkanının trenle bir yurt gezisine çıkacağına ve gideceği yerler arasında kasabanın bağlı bulunduğu vilayetin merkezinin de olduğunu öğrenir. Beklenmedik bu haber, Latif’in aklına dâhiyane bir fikir getirir. Tren, istasyonu olmayan Selamsız’dan geçecektir. Eğer treni bir şekilde durdurup Cumhurbaşkanına kasabayı gezdirebilirlerse, makûs talihleri değişecektir. İsmini, gelip geçen kimselerin selam bile vermeyişinden alan Selamsız’a bir Cumhurbaşkanı selamı iyi gelecektir. Bu sayede isimleri duyulacak, yoksullukları gözler önüne serilecek, herkes onların varlığından haberdar olacaktır. Bunun anlamı kasabaya yol, okul, hastane, fabrika gibi pek çok hizmet ve yatırımın gelmesi demektir. Erişemedikleri her ne varsa kavuşacaklardır. Hayatları, bir anda değişecektir. Kim bilir, belki Latif bile bu sayede yükselip “mebus” olacaktır. Ancak tüm bunlar nasıl olacaktır? Cumhurbaşkanını taşıyan tren, istasyonu olmayan kasabada nasıl durdurulacaktır? Latif ve mütevazı belediye meclisinin kafasını meşgul eden esas mesele bu olur. Latif’in dâhiyane fikri, tam bu esnada ortaya çıkar. Ritüellerden farklı olarak seremoniler, hayatımıza moderniteyle birlikte girmiştir. Cumhuriyet modernleşmesinin bir parçası olarak bandolu, mızıkalı kutlama ve resmi törenler, toplumsal hayatta giderek önem kazanan etkinlikler haline gelir. Eğer Selamsız’ın bir bandosu olursa ortaya çıkaracağı sosyal etki, Cumhurbaşkanın da dikkatini çekecek ve treni durdurmaya gücü yetecektir. Tüm bunlara inanması ne kadar güç olsa da, kasaba eşrafından Musa’nın dediği gibi kaybedecek pek bir şeyleri yoktur. Aksi durumda ise Selamsız’ın umutlanması için çok sebebi vardır.

Bando ekipmanı ve personelini alacak parası olmayana kasabaya, gazete ilanı üzerine eski bir bando şefi olan Murat gelir. Kurulu bir bandoya şeflik yapacağını sanır ancak böyle bir şey yoktur. Bandoyu kendisi kuracak, ekipmanı kıt imkânlarla tamamlayacaktır. Buna rağmen “hayır” demez ve işe koyulur. Binbir güçlükle kasaba eşrafından kurulan bando, çalışmalarına başlar. Bunlar olurken kasaba eşrafının ileri gelenlerinden, başkan Latif Bey’in müzmin muhaliflerinden Tahir Ağa ve etrafındakiler, bu çabanın başarılı olabileceği kaygısıyla engellemek adına ellerinden gelen her şeyi yapar. Meraklı kasaba ahalisin bitmeyen ilgisi de eklenince ortaya mizahı ve ironisi yüksek bir seyirlik ortaya çıkar. Treninin geleceği güne kadar inişli çıkışlı, zaman zaman hüsrana uğrama noktasına gelen bando kurma macerası, tüm aksiliklere ve engellemelere rağmen yokluktan kendini var eder. Artık her şey hazırdır, geriye trenin durdurulması kalır.

Kendisine iyi bir çıkış noktası bulan hikâye, incelikli mizahı, ustalıklı performansları ve başarılı yönetimiyle yetkin bir sinema eseri haline gelir. Çölgeçen ve ekibi, ellerindeki malzeme ve metnin hakkını vererek ortaya sinemamızın unutulmayacak filmlerinden birini ortaya koyar. Mizahi tonu ağır bassa da taşranın bu unutulmuşluğu yürek burkar. Set gerçekçilik yerine ironiyi mizahla harmanlayan bir üslup benimsenir. Karakterlere hayat veren Şener Şen, Ali Uyandıran, Üstün Asutay, Uğur Yücel ve Güzin Çorağan gibi tecrübeli oyuncuların üstün performansları, filmin kalitesinin artırır. Kente uzak, merkezi bürokrasinin neredeyse varlığından haberinin olmadığı ücra bir kasaba ekseninde gelişen hikâye, bir umudun ve kaybedişin seremonisi haline gelir. Tren vagonundan kasabalıya doğru sallanan el, ulaşılmak istenen ancak bir türlü ulaşılamayanın metaforu olur. Bütün ümitler, görülmeye ve duyulmaya dair büyük arzu, bir başka trenin geçişini bekleyecektir artık. Selamsız’ın makûs talihi yine değişmez, ancak bu kimin umurundadır ki? Seremoninin yerini cümbüş alır, uzaklardaki hayat kaldığı yerden devam eder.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information