Sevgili günlük,

Bugün 15 Nisan 2020. Karantina dönemini tam bir Orta Dünya nostaljisine çevirmiş durumdayım. Tolkien külliyatını tamamen bitiren Gondolin Düşüşü’nün de Türkçe’ye çevrilmesinin ardından tüm seriyi baştan almaya karar verdim. İlk durak Silmarillion’du tabii ki. Orta Dünya’ya geri dönmek yine çok güzel ama özellikle Silmarillion’ın girişinde varlığını tamamen unuttuğum Tolkien mektubunu yeniden okumak ilginçti. Meraklanma, bir gün de onunla ilgili bir şeyler karalayacağım buraya. Silmarillion bitmek üzere ama yolum uzun: Beren ile Luthien’in Hikâyesi, Hurin’in Çocukları, Gondolin’in Düşüşü, Bitmemiş Öyküler, Hobbit, Yüzüklerin Efendisi. Bitmedi elbette ki. Bir yandan da yıllarca bilgisayara yapışmama neden olan The Battle for Middle Earth oyununa geri döndüm. Yetmezmiş gibi kitapları bitirdikten sonra Peter Jackson’ın ilk üçlemesine dönme niyetim var. Tabii ki uzatılmış versiyonlarını izleyeceğim. Ama Hobbit üçlemesini bir kez daha izlemeyi bu yürek kaldırmaz gibi görünüyor.

Sevgili Günlük #8: Unbelievable

Bugün sana yakın zamanda en fazla etkilendiğim dizilerden bir tanesi olan Unbelievable’dan bahsetmek isterim. Gerçek olaylardan esinlenmiş olan dizi; Kuzey Amerika’da, birbirinden yüzlerce kilometre ötede bulunan kadınlara tecavüz ettiğini keşfettikleri bir suçlunun peşinden koşan iki dedektifi merkezine alıyor. Olayların arkasındaki gizemin takip edilmesinin yanında tüm bu süreci birinci elden deneyimlemekte olan bu dedektiflerin psikolojisi de irdeleniyor dizide. Bu bakımdan David Fincher’ın da içinde yer aldığı bir diğer muhteşem Netflix yapımı Mindhunter’a çokça benziyor. Ancak Mindhunter’ın aksine, bu kez suçluların kendisinden ziyade onların fiziksel ve duygusal olarak şiddeti altında kalmış kadınların, yaşananların ardından değişen hayat döngülerine de ayna tutuyor ki Unbelievable’ı benzerlerinden ayıran en önemli özelliği de bu. Böylelikle genç bir kızın toplumdan nasıl dışlandığına ya da ilk etapta yaşananlardan hiç etkilenmemiş gibi görünen üniversiteli bir diğer gencin hayatına devam etmekte nasıl zorlandığına biz de şahit oluyoruz. Tüm bunları olabilecek belki de en nesnel şekilde ve duygu sömürüsüne kaçmadan yapılsa yer yer izlemesinin –duygusal bağlamda- epey zorlaştığını itiraf etmem gerek sevgili günlük. Başrollerdeki Toni Collette, Merritt Wever ve Kaitlyn Dever’ın performansları da seyir zevkini daha üst seviyelere çıkardığına da belirtmeden geçemeyeceğim.

Yarın görüşmek üzere. Dostça kal.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information