Animasyonda pek göz önünde olmayan fakat oldukça özel, nev-i şahsına münhasır bir dünya kurmayı başaran bir yönetmen Sylvain Chomet. Pek diyaloga yer vermediği, daha durağan, geniş planlara ve uzun çekimlere dayandırdığı, oldukça hüzünlü bir dünya bu. El emeği çizimleriyle, özenli ses işçiliğiyle, arka planda sürekli çalan melankolik müzikleriyle, birkaç ayrıksı iş bir kenara bırakılırsa, endüstriyel hegemonyanın neredeyse tüm animasyon üretimini kapsadığı günümüzde küçük vahalardan biri Chomet’nin animasyonları.

Chomet’nin iki uzun animasyonu Les Triplettes de Belleville ve L’illusionniste, siyah beyaz animasyon görüntüler eşliğinde açılır. Les Triplettes de Belleville’deki görüntüler, bize bir medyum aracılığıyla izlendiği izlenimini edindirecek biçimde, kesik kesik şeritlere sahiptir. Bu “medyum gürültüsü” izlediğimiz şarkıcıların muzipliği ve görüntülerin komikliği sayesinde tatlı bir nostalji duygusuna sahiptir. L’illusionniste’deki görüntüler ise bir medyum aracılığıyla gösterilen görüntüden ziyade, direkt olarak geçmişe dair bir bakış sunar. Bu çok da uzak olmayan geçmişin hüzünlü bir tarafı vardır.

Güncele alışamayıp geçmişte yaşamak, Chomet’nin animasyonlarında, ekranı kaplayan kesif hüzün duygusunu oluşturuyor. Chomet’nin açıkça moderniteyle bir derdi olduğunu, hızlı, büyük, sofistike yaşamları sevmediğini filmlerinde görebiliriz.

Sylvain Chomet’nin Animasyonları

Les Triplettes de Belleville’de büyükannesinin küçük torununu mutlu etmek için ona çeşitli hediyeler aldığını görürüz. Aldığı yavru köpeğin kuyruğu, torunu oyuncak tren seti ile ilgilenirken trenin altında kalır ve bükülür. Modernitenin insanda bıraktığı tahribatı anlatmak için; bir dönem uzakları yakın kılan, hızın ve dinamizmin dolayısıyla modernizmin sembolü olan treni kullanır Chomet. Daha sonrasında köpek ne zaman tren görse, ya da trenin geçtiğini duysa kızgınlıkla havlamaya başlar. Modernitenin ezip geçiciliği ve tahrip ediciliği tren aracılığıyla aktarılmıştır. Ayrıca yıllar geçtikçe büyükanne ve torunun yaşadığı şehirden uzak, kırda tek başına duran evi önce şehrin yuttuğunu, daha sonra hemen bitişiğine tren raylarının inşa edildiğini görürüz. Tren rayları, evin varlığını hiçe sayıp eliyle kenara itercesine, bu yapıyı eğimli bir konuma sürüklemiştir. Modernitenin, insanın varlığını ve ruhunu hiçe sayan, onu sürekli biçimlendiren yapısını yine tren aracılığıyla bize yansıtır yönetmen.

Özellikle Les Triplettes de Belleville’de insan vücutları amorf bir biçimde resmedilmiştir. Bisiklet yarışçıları devasa kaslı bacaklarına karşın, vücutlarının geri kalanı oldukça ince ve küçük boyuttadır. Fransa Bisiklet Turu’nu kazanmak için yıllarca çalışan bisikletçilerin vücudu bu hırsın biçimlendirdiği bir hâle gelmiştir. Başarılı olup tüm şöhreti ve kazanmanın tatminini elde etmenin bedelini vücutlar ödemektedir. Bu yarış hâlinin insanın vücudunu nasıl harap ettiğini, yarışta olmanın insanın varlığının nasıl önüne geçtiğini görürüz bu amorf vücutlarda.  Bisiklet Turu’nu anlatan spikerin tanımladığı gibi bisikletçiler artık ‘’kas ve çelikten oluşan makinalar’’ hâline gelmiştir, insanın kendi varlığının bir önemi kalmamıştır artık. Belleville şehrinde neredeyse bütün insanlar devasadır. Binalar, gemiler, arabalar gibi insanlar da… Büyükannenin küçüklüğü tam bir kontrast temsil eder. Her şeyin büyük, devasa, sofistike olanının makbul olduğu bir dünyaya isyan etmektedir Chomet.

Şehir yaşamını bu büyüklüğün, sofistike olanın en önemli temsili olarak kabul eder her iki animasyon da. Şehir yaşamında uyum sağlamak zorunludur. Her türlü yeniliğe, her büyüklüğe alışmazsanız şehir sizi çepere doğru iter.  Devasa gökdelenler, devasa fabrikalar, devasa insanlar, devasa yapılar… Şehir yaşamının kendi içindeki hiyerarşisi de oldukça anlamsızdır. En lüks restoranda şef garson, müşterileri önünde sürekli eğilip kalkmaktadır -onun vücudu da bu eylemin biçimlendirmesi ile oldukça ince ve esnektir- öyle bir nokta gelir ki müşterisi karşısında yaşadığı utanç ve korkudan dolayı yere kapanıp ağlamaya başlar. Şehir yaşamı, Chomet için oldukça boğucudur.

Büyüklük ve sofistikeliğe dair problem L’illusionniste ile devam eder. Filmin sonunda ithaf ettiği şekilde Jacques Tati’yi temsil eden illüzyonist büyük ve sofistike olmaktan uzaktır, prologda bunu açıkça görürüz. Artık basit göz yanılmalarına dayanan şovlara yer yoktur. Sunum, gösterinin kendisinden daha önemli bir noktaya gelmiş, gösteriyi olabildiğince sofistike hâle getirmek önem kazanmıştır. Böyle bir dünyada şapkadan tavşan çıkaran basit sihirbazlara yer yoktur. Karakterimizin problemi de zaten ufak tefek sakarlıkları değil sofistikeden uzak, basit, sade şovlarıdır. Devasa büyüklükteki şehirlerin, devasa büyüklükteki insanlarına, devasa büyüklükte gösteriler gerekmektedir. Şapkadan tavşan çıkarmak değil özgürlük heykelini kaybetmek kayda değer bir gösteri sayılabilir.

Gösterisini sergileyebilmek için şehir şehir gezen sihirbazımız gerçek ilgiyi minik bir İskoç kasabasında bulur. Büyüklüğe, sofistike olana alışmamış insanlar sihirbazın numaralarını gerçekten beğenen tek grubu oluşturur. Burada tanıştığı kız çocuğunu etkileyebilme hâli, bu gücünü yitiren sihirbazı gerçekten etkiler. Bir noktadan sonra tek motivasyonu sadece bu kızı etkileyebilmek olur. Etkileme gücünü kaybetmiş bir sihirbazın öyküsü, doğal olarak kederli bir anlatıma sahiptir. Gerçek bir ‘kaybedenler kulübü’ olan kaldıkları otelde, güldüremeyen bir palyaço ile parasız bir vantrilok, genç kız ve sihirbazın komşularıdır. Bütün karakterlerin hikâyeleri, tüm animasyonu saran hüzün bulutunu daha da güçlendirir.

Sofistike olandan uzak olana yaklaşan Chomet, diyalog kullanımını da minimumda tutar. Daha sakin, durağan, sessiz bir anlatı kurar. Fakat aynı zamanda oldukça başarılı bir ses kullanımı vardır. Mekanik aletlerin sesleri, ritmik ses yapıları, doğa seslerinin anlatıda kullanımı hayranlık uyandırıcıdır. Chomet animasyonlarında çoğu zaman eylemleri, duyduğumuz sesler ile anlamlandırırız ya da ses anlamın kuvvetlenmesinde önemli bir rol oynar. Les Triplettes de Belleville’de büyükanne ve torunun bisiklet antrenmanından eve döndüğü sekans, bu ses kullanımının çok güzel bir örneğidir. Ekrana yansıtılan eylemin yanında arka plandaki tamirat işlemi hakkında bilgilerimizi, ses kullanımının önemi ve başarısı sayesinde elde ederiz.

Animasyonun tam da Chomet’nin itiraz ettiği bir biçime, büyük ve sofistike anlatılara dönüştüğü, bilgisayar ortamında büyük bütçelere hayata geçirildiği bir dönemde Chomet’nin animasyonları ferahlatıcı olmaya devam ediyor. Kendine has çizimleri, diyaloga pek yer vermeyen yapısı, enfes müzikleri ve ses kullanımı, karakterlerin suratına kadar işleyen hüzünlü anlatısı, moderniteye dair derin mutsuzluk ve eleştiri barındıran hâliyle özel ve kendine has bir dünya bu. Oldukça uzun aralıklarla görebildiğimiz için oldukça da kıymetli. Yönetmenin, 1950’ler İtalya’sında geçen, Fellini referanslarıyla dolu animasyonu The Thousand Miles’ı sabırsızlıkla beklediğimiz şu günlerde bu dünyaya tekrardan girmek, bu iz bırakan deneyimi tekrardan yaşamak tüm cazibesini korumaya devam ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information