What We Do in the Shadows, Thor: Ragnarok ve Jojo Rabbit gibi filmlerle tanınan Taika Waititi’den 10 yönetmenlik tavsiyesi!

Sinema sektörüne oyunculuk ile giriş yapan Taika Waititi, 2003 yılında kaleme aldığı ve yönettiği kısa filmi Two Cars, One Night ile En İyi Kısa Film dalında Oscar ödülüne aday gösterildi. İlk Oscar tecrübesini yaşamış olan yazar ve yönetmen böylece kamera arkasında yer almaya başladı. Ardından Hunt for the Wilderpeople ve What We Do in the Shadows filmleri ile dram veya korku gibi spesifik türleri komedi ögeleriyle harmanlayıp sunmasıyla dikkat çekti ve kendine has tarzı geniş kitlelerce bilinmeye başladı. 2017 yılında yönettiği Thor: Ragnarok ile Marvel Sinematik Evreni’ne adım atan yönetmen başarılı bir yapım ortaya koyarak hayranlar tarafından da beğeniyle karşılandı.

En karakteristik özelliklerinden birisi olan komedi ve dramı birleştirmesiyle tanınan yönetmen, 2019 yılında senaryosunu kaleme aldığı ve yönettiği Jojo Rabbit ile de İkinci Dünya Savaşı gibi hassas bir konuyu eğlenceli bir dille ele almasıyla adından söz ettirdi ve aralarında En İyi Film’in de bulunduğu 6 dalda Oscar’a aday gösterildi; En İyi Uyarlama Senaryo Oscarı’na ise layık görüldü.

Geçmişte The Mandalorian dizisinin bir bölümünü yöneten Taika Waititi’nin duyurulan projelerinden birisi ise bir Star Wars filmi. Yönetmenin çekimleri tamamlanan ve hayranlar tarafından merakla beklenen diğer yapımları ise Next Goal Wins ve Thor: Love and Thunder.

Farklı zamanlarda yapılmış çeşitli söyleşiler, görüşmeler, röportajlardan Outstanding Screenplays’in derlediği açıklamalar, Taika Waititi’nin yönetmenlik tavsiyelerini sinemacılarla buluşturuyor. Waititi’nin senaryo yazımı ve film çekme hakkındaki tavsiyelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Taika Waititi’den 10 Yönetmenlik Tavsiyesi

Kolaya Kaçmayın

Taika Waititi’nin ilk önerisi kolaya kaçmak isteyen yazarlar hakkında. Waititi’ye göre kolay yol aslında göründüğünü kadar sancısız bir yazım süreci sunmuyor. Çünkü herhangi bir işi kolay yoldan yapmaya çalışmak veya risk almaktan kaçınmak ortaya çıkan eserin ortalama kalitede olmasına neden olarak tatmin ediciliğini yok ediyor. Bu sebeple Waititi, zorlanmanın ve risk almanın yeni ve özgün fikirler üretmekte büyük rol oynadığını söylüyor ve geleceğin yazarlarına da kolaya kaçmamalarını öneriyor.

Karakterleri ve Hikâyeyi İnsanlığa Yakınlaştırın

Waititi, hikâyeyi ve karakterleri basitleştirerek insanlığa yakın hâle getirmemiz gerektiğini söylüyor. Bu sayede hikâye ne kadar yabancı elementler içerirse içersin belirli insani temalar sayesinde seyircinin hikâyeyi benimsemesini sağlayabileceğimizi belirtiyor. Thor: Ragnarok’tan örnek veren Waititi, filmin hikâyesini gıcık kardeşi, bipolar bozukluğa sahip öfkeli arkadaşı ve sarhoş bir kız ile eve dönmek isteyen bir adamın hikâyesi olarak özetliyor. Bu sebeple Thor, Loki, Hulk ve Valkyrie karakterlerine insani temalar yüklüyor ve süper kahramanların insanlıktan uzak karakteristiklerine rağmen seyircinin onları kolayca benimsemesini sağlıyor. Waititi, insani temaların bu şekilde kullanılmasının seyirci için benimsemesi kolay filmler üretmeye yardımcı olacağını belirtiyor.

Kötü Tecrübelere de Değer Verin

Waititi, kötü tecrübelerin de iyiler kadar değerli olduğunu söylüyor. Kötü bir film izlemenin veya kötü bir kitap okumanın, yapılmaması gereken şeyleri gösterdiği için maruz kalan kişiye yarar sağlayabileceğinin altını çiziyor. Başarısızlığın da kötü bir tecrübe olmasına rağmen daha iyi fikirlere giden yolda önemli bir adım olduğunu belirtiyor. Kendisinin de bir televizyon programında striptizciyi oynadıktan sonra bir kısa film yaptığını ve bu film ile Oscar’a aday olduğunu söylüyor. Her ne kadar ödülü kazanamamış olsa da kötü bir deneyimden ortaya çıkan yaratıcılığı iyi bir şekilde özetliyor ve geleceğin sinema aşıklarına kötü deneyimlere değer vermelerini öğütlüyor.

Planlı ve Programlı Yazın

Yazardan yazara çeşitlilik gösteren yazma alışkanlığı Taika Waititi için de önemli bir mesele. Waititi, taslak oluşturarak yazmayı sevdiğini söylüyor. Bir süre boyunca hikâye ile ilgili aklına gelen her detayı ve fikri yazıp düzenledikten sonra bağlayıcı sahneler ile tüm bu fikirleri birleştirdiğini söylüyor. Fikir toplamaya ise ilk olarak filmin başından başlıyor. Filmin nasıl başlaması gerektiğine karar verdikten sonra ise filmin sonunu düşünüyor. İzleyicide bırakacağı son imgeyi de planladıktan sonra aradaki sahneleri üretmeye başlıyor. Boş bir sayfaya bakarak yazmanın hem fiziksel hem de psikolojik olarak zorlayıcı olduğunu savunan Waititi, kendi yazım modelinin yararlı olduğunu ve süreci kolaylaştırdığını belirtiyor.

Senaryonuz Bitmeden Yapımcı Arayışına Geçmeyin

Waititi’nin bir diğer önerisi ise finansman arayan yazarları yakından ilgilendiriyor. Waititi’ye göre senaryo paradan önce geliyor. Yani eğer ortada bitmiş bir senaryo yoksa ve tek fiziksel şey bir sayfalık bir sinopsis ise yapımcı veya finansman aramak oldukça mantıksız. Waititi’ye göre asıl yapılması gereken şey senaryo üzerinde uzun süre çalışıp çekime hazır hâle getirdikten sonra yapımcılara ulaşmaya çalışmak. Çünkü hiçbir yapımcı bitmemiş bir senaryoya para ödemeyecektir. Waititi’nin geleceğin yazarlarına önerisi, para veya yapımcıdan önce senaryolarına ağırlık vermeleri.

Başka Sinemacıların Kariyerlerini Taklit Etmeyin

Waititi diğer sinemacıların kariyerlerini taklit etmemeyi öneriyor. Başarılı senarist veya yönetmenleri takip etmenin kariyer oluşturma yolculuğunu zorlaştıracağını çünkü o sinemacıların muhtemelen başkalarını taklit etmediğini söylüyor. Bu sebeple sinema sektöründe yer edinmek isteyen yazar ve yönetmenlerin kendi seslerini dinlemelerini öneriyor. Kendisinin de senarist ve yönetmen olma yolculuğunda başkası gibi olmak yerine kendi yolunu belirlediğini ve bu sayede başardığını ekliyor.

Senaryonuzu Filtreleyin

Bu öneride ise Waititi, senaryoyu filtrelemenin önemini vurguluyor. İlk taslaktan sonra senaryoyu tekrardan okumayı ve gereksiz elementleri çıkartarak ortaya et ve kemikten oluşan öz bir senaryo çıkartmayı öneriyor. Böylece eserin temelinin kuvvetlendirilebileceğini söylüyor. Ardından spesifik ayrıntıları ekleyerek daha başarılı bir yazım elde ettiğini söylüyor. Kendisinin yöntemi ise oldukça farklı. Waititi, bir senaryoyu yazdıktan sonra çekmecesine koyup yıllarca dokunmuyor. Ardından tozlanmış senaryoyu alıp birkaç defa okuyor. Sonra onu çöpe atıp aklında kalan temellerle senaryoyu yeniden kaleme alıyor ve böylece 120 sayfalık bir senaryonun 80 sayfalık temelini elde ediyor. Ardından istediği ayrıntıları ve sahneleri ekleyen Waititi daha düzenli ve sağlam bir senaryo elde ettiğini belirtiyor. Waititi, kendisi gibi yıllar süren bir süreç içinde olmasa da yazarlara eserlerini filtreleyerek daha temiz bir yapım üretmelerini öneriyor.

Sinemanın Bir Kaçış Olduğunu Unutmayın

Waititi sinemanın bir kaçış olduğunu savunuyor. Filmlerin dünyanın tüm sıkıntılarından kaçmanın ve bir an olsun depresif olaylardan uzaklaşmanın bir yolu olduğunu belirtiyor. Bu sebeple tamamen dramatik ve trajik filmler yapmayı önermiyor. İnsanlığın zaten hâlihazırda fazla olan depresyonuna daha fazlasını katmak istemeyeceğini öneriyor. Bu yüzden filmlerde komedi ve drama dengesinin kurulmasını öneriyor. İnsanların oldukça “salak varlıklar” olduğunun altını çizen Waititi, bu salaklığı absürt ögeler ile karşılamaktan çekinilmemesi gerektiğini söylüyor. Filmleri temaları ve duyguları havadan bırakan bir uçağa benzeten yazar, eğer bu uçak palyaço gibi giydirilirse daha etkili bir drama akışı sağlayacağını belirtiyor. Kendi filmlerini de bu yüzden sevdiğini ve insanlığın absürt ögelere ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

İlk Yazımlarınızı Kalem Kağıt ile Yapın

Waititi ilk yazımların elle yapılması gerektiğini söylüyor. Senaryonun öğeleri, diyalogları ve temaları belli olmadan da bilgisayara geçmeyi doğru bulmuyor. Sektöre girdiği ilk yıllarda doğrudan bilgisayar üzerinden yazmayı denediğini fakat tıkandığını belirtiyor. Böylece ilk olarak kâğıt ve kalem kullanarak yazdıktan sonra son yazımı bilgisayara üzerinden yapmayı öneriyor. Bu sayede yaratıcılığını da daha iyi kullandığını söylüyor.

Karakterler ve Mekânlar Hikâyeyle Uyumlu Olsun

Waititi, insanların anlatılan hikâyelerle bağ kurabilmesi için kendilerinden bir şeyler bulması gerektiğini belirtiyor. Bu sebeple hikâyelerdeki karakterlerin ve mekânların da anlatılan hikâye ile bağdaşık şekilde kurulmasını öneriyor. Karakterlerin yaşadıkları kültüre hâkim olması ve bu karakterler ile bağdaşık mekânların kullanılmasının izleyicinin gündelik hayatına dokunarak onları etkileyeceğini söylüyor. Smoke Signals filminden örnek veren Waititi, filmde yer alan karakterlerin ve mekânların hikâye ile uyumlu olması sebebiyle anlattığı normal sorunları izleyiciye daha etkili bir şekilde aktardığının da altını çiziyor.

Kaynak: Outstanding Screenplays

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information