2010 yılında Constance McMillen isimli kadın bir öğrenci okulunun mezuniyet törenine takım elbiseyle ve kız arkadaşıyla katılmak istedi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Mississippi eyaletinde yaşayan genç kızın bu isteği üzerine mezuniyet töreni iptal edildi. Dar görüşlü ve baskıcı zihniyetlerin genç bir insana karşı takındığı acımasız tavrın ve mantık dışı davranışların 2018 yılında Broadway’e taşınan hikâyesi, şimdi ise The Prom filminde Ryan Murphy’nin ellerinde simlerle süslenmiş, köşeleri törpülenmiş ve geleneksel Hollywood’un kalıplarına sıkıştırılmış olarak karşımıza çıkıyor. The Prom'da izlediğimiz, Chad Beguelin ve Bob Martin’in kaleme aldıkları hikâye, Broadway’den gelen dört liberal müzikal sanatçısının kendi imajlarını kurtarmak için Emma Nolan isimli eşcinsel bir gence yardımcı olmak üzere Indiana’ya doğru yola çıkmalarını anlatıyor. Broadway’de sergiledikleri Eleanor! isimli müzikalin aldığı kötü yorumlar üzerine bu dört sanatçı imajlarını kurtaracak ve isimlerini daha fazla duyuracak bir sosyal sorumluluk projesi aramaya koyuluyor. Tamamen bencil sebeplerle hareket eden bu narsist karakterler topluluğu, yaptıkları hızlı araştırma sonucunda Emma (Jo Ellen Pellman)’nın yaşadığı olayın hem onların yardım edebileceği hem de isimlerini yeterince popüler kılabilecek boyutta olduğuna karar veriyor ve hikâye başlıyor. Eşcinsel olduğu için ailesi tarafından reddedilen Emma’nın hikâyesi empati kurabilmenin ve saygının herkes için önemini anlatmayı hedefliyor. The Prom: Müzik, Pırıltı ve Klişeler The Prom’un homofobik yaklaşımlara ve empati yoksunluğuna dair söylemek istedikleri oldukça önemli. Aynı zamanda film, Meryl Streep (Dee Dee Allen), James Corden (Barry Glickman), Nicole Kidman (Angie Dickinson) ve Andrew Rannells (Trent Oliver) gibi yıldız isimleri bir araya getirmesiyle de öne çıkıyor. Ryan Murphy, eşcinsel karakterleri sahneye taşımayı bile tercih etmeyen bir Hollywood’dan tatil sezonunun popüler ana akım yapımı olarak LGBTQ+ topluluğunu temsil eden bir hikâyeyi sunan Hollywood’a geçiş dönemi için oldukça önemli bir adım atıyor. Glee gibi yapımları izleyiciyle buluşturan Murphy, hiç şüphesiz göz ardı edilen ancak, hayatın reddedilemez bir parçası olan bu hikâyeleri bağımsız yapımların yanı sıra her türlü fikri benimsemiş genel izleyici kitlesine hitap eden büyük bütçeli stüdyo filmlerine taşımak konusunda elinden geleni yapıyor. The Prom da bu yönde atılan adımlardan bir tanesi. Müzikal anlamda oldukça güçlü anlar sunan film, parlak renkleri, yüksek tonu ve oyuncu kadrosu sayesinde ilgi çekici görünüyor, popüler kültürün bütün gerekliliklerine uyuyor. Prodüksiyon dizaynı ve kostümleri başta olmak üzere görsel anlamda başarılı olan filmin en büyük şansı ise Meryl Streep’in performansı. Özellikle "It’s Not About Me" şarkısını seslendirirken her zamanki gibi hikâyeyinin ivmesini yükseltiyor ve aynı zamanda film, Andrew Rannells’ın "Love Thy Neighbor"ı seslendirdiği gibi anlarında vermek istediği tüm mesajları izleyicisine başarıyla ulaştırıyor. Rannells’ın öne çıkan performansı, başkalarını yargılamak üzerine ahlak mahkemesi kuranların da hayatlarında dar görüşlü veya muhafazakâr fikirlere ters düşebilecek kararlarının var olduğunu, çünkü kimsenin hayatının kimseyi ilgilendirmemesi gerektiği bir çağda yaşadığımızı hatırlatıyor. Temelini empati duygusu üzerine kuran hikâye, kabul etmenin ve en önemlisi de kişilerin özel yaşamlarına saygı duymanın tartışmasız gerekliliğini vurguluyor. Bu anlamda yapmak istediği her şeyi gerçekleştiren filmin en önemli problemi ise dar görüşlü fikirlerin yarattığı normları yıkacak güçteki hikâyesini anlatırken klişelere uyum sağlamak konusundaki hevesine yenik düşmesi oluyor. Casey Nicholaw’ın kareografisi, Lou Eyrich’in kostüm dizaynı, başarılı isimlerle dolu kadrosu ve söylemek istediklerinin önemine rağmen The Prom, yaptığı her şeyi klasik yöntemlere uydurmak konusunda adeta…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

The Prom, Ryan Murphy’nin ellerinde parlak renklerle süslenip, köşeleri törpülenerek ve geleneksel Hollywood’un kalıplarına sıkıştırılarak, modası geçmiş anlatım yöntemleriyle karşımıza çıkıyor, söylenmek istenen her şey klişelerin gölgesinde kalıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.85 ( 6 oy)
55

2010 yılında Constance McMillen isimli kadın bir öğrenci okulunun mezuniyet törenine takım elbiseyle ve kız arkadaşıyla katılmak istedi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Mississippi eyaletinde yaşayan genç kızın bu isteği üzerine mezuniyet töreni iptal edildi. Dar görüşlü ve baskıcı zihniyetlerin genç bir insana karşı takındığı acımasız tavrın ve mantık dışı davranışların 2018 yılında Broadway’e taşınan hikâyesi, şimdi ise The Prom filminde Ryan Murphy’nin ellerinde simlerle süslenmiş, köşeleri törpülenmiş ve geleneksel Hollywood’un kalıplarına sıkıştırılmış olarak karşımıza çıkıyor.

The Prom’da izlediğimiz, Chad Beguelin ve Bob Martin’in kaleme aldıkları hikâye, Broadway’den gelen dört liberal müzikal sanatçısının kendi imajlarını kurtarmak için Emma Nolan isimli eşcinsel bir gence yardımcı olmak üzere Indiana’ya doğru yola çıkmalarını anlatıyor. Broadway’de sergiledikleri Eleanor! isimli müzikalin aldığı kötü yorumlar üzerine bu dört sanatçı imajlarını kurtaracak ve isimlerini daha fazla duyuracak bir sosyal sorumluluk projesi aramaya koyuluyor. Tamamen bencil sebeplerle hareket eden bu narsist karakterler topluluğu, yaptıkları hızlı araştırma sonucunda Emma (Jo Ellen Pellman)’nın yaşadığı olayın hem onların yardım edebileceği hem de isimlerini yeterince popüler kılabilecek boyutta olduğuna karar veriyor ve hikâye başlıyor. Eşcinsel olduğu için ailesi tarafından reddedilen Emma’nın hikâyesi empati kurabilmenin ve saygının herkes için önemini anlatmayı hedefliyor.

The Prom: Müzik, Pırıltı ve Klişeler

The Prom’un homofobik yaklaşımlara ve empati yoksunluğuna dair söylemek istedikleri oldukça önemli. Aynı zamanda film, Meryl Streep (Dee Dee Allen), James Corden (Barry Glickman), Nicole Kidman (Angie Dickinson) ve Andrew Rannells (Trent Oliver) gibi yıldız isimleri bir araya getirmesiyle de öne çıkıyor. Ryan Murphy, eşcinsel karakterleri sahneye taşımayı bile tercih etmeyen bir Hollywood’dan tatil sezonunun popüler ana akım yapımı olarak LGBTQ+ topluluğunu temsil eden bir hikâyeyi sunan Hollywood’a geçiş dönemi için oldukça önemli bir adım atıyor. Glee gibi yapımları izleyiciyle buluşturan Murphy, hiç şüphesiz göz ardı edilen ancak, hayatın reddedilemez bir parçası olan bu hikâyeleri bağımsız yapımların yanı sıra her türlü fikri benimsemiş genel izleyici kitlesine hitap eden büyük bütçeli stüdyo filmlerine taşımak konusunda elinden geleni yapıyor. The Prom da bu yönde atılan adımlardan bir tanesi. Müzikal anlamda oldukça güçlü anlar sunan film, parlak renkleri, yüksek tonu ve oyuncu kadrosu sayesinde ilgi çekici görünüyor, popüler kültürün bütün gerekliliklerine uyuyor. Prodüksiyon dizaynı ve kostümleri başta olmak üzere görsel anlamda başarılı olan filmin en büyük şansı ise Meryl Streep’in performansı. Özellikle “It’s Not About Me” şarkısını seslendirirken her zamanki gibi hikâyeyinin ivmesini yükseltiyor ve aynı zamanda film, Andrew Rannells’ın “Love Thy Neighbor”ı seslendirdiği gibi anlarında vermek istediği tüm mesajları izleyicisine başarıyla ulaştırıyor. Rannells’ın öne çıkan performansı, başkalarını yargılamak üzerine ahlak mahkemesi kuranların da hayatlarında dar görüşlü veya muhafazakâr fikirlere ters düşebilecek kararlarının var olduğunu, çünkü kimsenin hayatının kimseyi ilgilendirmemesi gerektiği bir çağda yaşadığımızı hatırlatıyor. Temelini empati duygusu üzerine kuran hikâye, kabul etmenin ve en önemlisi de kişilerin özel yaşamlarına saygı duymanın tartışmasız gerekliliğini vurguluyor. Bu anlamda yapmak istediği her şeyi gerçekleştiren filmin en önemli problemi ise dar görüşlü fikirlerin yarattığı normları yıkacak güçteki hikâyesini anlatırken klişelere uyum sağlamak konusundaki hevesine yenik düşmesi oluyor.

Casey Nicholaw’ın kareografisi, Lou Eyrich’in kostüm dizaynı, başarılı isimlerle dolu kadrosu ve söylemek istediklerinin önemine rağmen The Prom, yaptığı her şeyi klasik yöntemlere uydurmak konusunda adeta bir savaş veriyor. Hikâyesini anlatmak için bilindik yolları tercih ediyor, hatta her türlü sorunu alışveriş merkezinde yapılan bir gezintiyle çözmeye çalışan Barry Glickman’ı tanıtırken olduğu gibi, karakterlerini bile tipik beklentilere uygun olarak şekillendirip klişelerle bağdaştırarak anlatıyor. Aynı zamanda, başta Nicole Kidman ve Andrew Rannells olmak üzere, kadrosunda yer alan başarılı isimlerden bazılarını geri plana iterek kaybeden anlatısını tanıdık yolları izleyerek tahmin edilebilir kalıyor. Tüm yaşadıklarına rağmen Emma, “Unruly Heart” şarkısını söylediği anın haricinde hiçbir zaman karşımıza tam anlamıyla kontrolü ele alan, güçlü bir karakter olarak çıkmazken, kız arkadaşı Alyssa (Ariana Debose)’nın koyu bir muhafazakâr annesi (Kerry Washington) ise, kızının cinsel yönelimini mantıksal bir çerçeveye oturtup saygı duymak yerine, yalnızca annelik duyguları üzerinden kabulleniyor. Film genel olarak stüdyo filmlerinin alışıldık matematiğini benimsediği için, zaten herkese uygun hâle getirilme kaygısıyla köşeleri törpülenmiş anlatısının gidişatında da şaşırtıcı dönüşler bulunmuyor ve bu yüzden hikâyenin akış hızı ağırlaşıyor. Bunun yanı sıra, Murphy’nin kurduğu pembe dünyada klişelerle dolu bir kendini iyi hisset anlatısı formunda sunulan hikâyede Matthew Libatique’nin sinematografisi ve sahneyi kalabalık gösterme amacıyla kullanılan kamera hareketleri de dikkatleri oyuncular üzerinden alacak derecede fark edilebilir olduğu için filmin izlenme deneyimini zorlaştırıyor. Başlangıçla yüksek bir ritme sahip olan film yakaladığı bu ivmeyi; tipik karakterleri, belirli bir kitlenin kabul etmesi kaygısıyla yumuşatılmış anlatısı, ana karakterleri gölgede bırakırken yan hikâyeleri dengeleyemeyen ve tahmin edilebilir kalan olay örgüsü gibi sebeplerden dolayı iki saati aşan süresinin devamında sürdüremiyor. Film bittiğinde ise geriye, anlatısının hak ettiği derecede güçlü bir etki yerine havada süzülen pembe ve mavi renkteki simler, sözleri akılda kalmayan şarkılardan melodiler ve zamanı geçmiş bir anlatım biçimi kalıyor.

The Prom ile Ryan Murphy, empati duygusunun ve daha da önemlisi, bireylerin cinsel yönelimleri konusunda özgür olmalarının önemini büyük bütçeli stüdyo filmlerinin eriştiği genel izleyici kitlesi için de tabu olmaktan çıkararak anlatmayı hedefleyen, parlak ve eğlenceli bir yapım ortaya koyuyor. Ancak bunu yaparken, geleneksel Hollywood’un adımlarını takip etmekten vazgeçmediği için anlatısını klişelerin gölgesinde bırakıyor. Bu tavrı, fikirleri ne kadar özgür veya yenilikçi olursa olsun özgünlüğüyle geleneksel normların köşeli kalıplarından dışarıya taşmasının önünde daima bir engel olarak duruyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information