CBS All Access tarafından hazırlanan ve şu ana kadar iki bölümü yayınlanan The Stand, Stephen King’in Mahşer adıyla Türkçeye çevrilen ödüllü romanından ekrana uyarlandı. Pek çok kişi tarafından King’in en iyi eseri olarak kabul edilen Mahşer, ölümcül bir salgını konu alan bir pandemi öyküsü olarak başlayıp iyiyle kötünün savaşı hakkında fantastik bir destana dönüşen bin küsür sayfalık hikâyesiyle daha en baştan ekrana uyarlaması zor bir eserdi. Nitekim 1994 yapımı ilk uyarlaması da çok kötü yorumlar almasa da romana kıyasla epey zayıf bulunmuştu. Ancak bu yeni uyarlamanın aşması gereken bir diğer zorluk daha var ki o da koronavirüs günlerinde yayınlanan bir pandemi dizisi olduğu gerçeği. Neredeyse bir yıldır pandeminin hayatımızın bir parçası olduğu, ölümcül bir virüse bağlı kayıpların herkesi etkilediği bu dönemde pandemi odaklı bir hikâye anlatmak, bir yıl önce olduğundan farklı bir anlam taşıyor. Yayınlandığı dönem gereği The Stand başlamadan önce iki olası sonuçla karşı karşıyaydı: Ya ölüm oranı çok daha yüksek olduğunda bir pandeminin ne boyuta ulaşabileceğini göstermesi nedeniyle izleyiciyi derinden etkileyen bir yapıma dönüşecekti, ya da gerçeğe dönüşmüş korkuların etkisini yitirmesinden mütevellit bu dönemin çarpıcı gerçekliğinin yanında sönük kalacaktı. İlk iki bölümün sonunda görünen o ki The Stand’in bu yeni uyarlaması için ikincisi geçerli.

The Stand İlk İki Bölüm İncelemesi

The Fault in Our Stars ile tanınan, son olaraksa The New Mutants filmini yöneten Josh Boone’un Benjamin Cavell ile birlikte hazırladığı, Stephen King’in de yaratım sürecinde yer aldığı -hatta diziye özel yeni bir son da yazdı- The Stand, hikâyesinin özellikle ilk yarısında büyük yer tutan salgının yıkıcı etkilerini gösteriyor göstermesine ama bunu yapma şekli izleyicide yarattığı etkiyi zayıflatıyor. Bunun başlıca sebeplerinden birisi dizinin anlatısını lineer olmayan bir çizgide kurması. Dizi, romanın yaptığı gibi ilk vakadan başlayıp salgının yayılmasını farklı karakterler üzerinden adım adım anlatmak yerine, ele aldığı karakterlerin salgının başında yaşadıkları ile salgın sonrası kurulan yeni dünyadaki hayatları arasında gidip geliyor. Bu retrospektif bakış, salgını o an karakterleri tehdit eden büyük bir korku unsuru olmaktan çıkarıp, çoktan yaşanıp bitmiş, sonucunu bildiğimiz bir trajediye dönüştürüyor. Salgının bir korku unsuru olmaktan çıkması, özellikle de yayınlandığı dönem göz önüne alındığında dizinin elindeki en güçlü silahı boşa çıkarıyor. Oysa King’in romanı bu konuda parmakla gösterilecek kadar başarılı eserlerden biri. Yıllar önce -salgının hayatımızdaki yeri mevsimlik griplerden ibaretken- bir otobüste Mahşer okurken arkamda birinin öksürmesinin beni o an ne kadar korkuttuğuna bugün bile şaşırıyorum. Dizinin yayınlandığı dönemin atmosferine rağmen bu etkiyi yakalayamamış olması büyük bir eksikliğe işaret ediyor. Bunda dizinin lineer olmayan anlatısı kadar, bölümlerin temposu da etkili oluyor. Olay örgüsünün oldukça hızlı ilerlediği, yüksek tempoda seyreden hikâye, sıkılmadan izlenecek bölümler ortaya çıkarıyor belki ama yaşanan olayların etkisini hissetmek için seyirciye zaman tanımıyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Stand’in ilk iki bölümü ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Romanın pandeminin ardından başlayan fantastik hikâyesi ilk iki bölümde daha sınırlı tutulmuş olsa da, ilk bölümden taraflar belli olmaya başlıyor. Bir yanda şeytani bir figür olan Randall Flagg (Alexander Skarsgård) sağ kalanların aklını çelerken, diğer yanda peygamber olarak lanse edilen yaşlı bir kadın olan Abagail Ana (Whoopi Goldberg) rüyalar aracılığıyla çağırdığı insanları güvenli bir bölgede topluyor. İlk bölüm karanlık tarafa yakın duran Harold Lauder (Owen Teague) ile aydınlık tarafa yakın duran Frannie (Odessa Young) ve Stu Redman (James Marsden)’ın hikâyesini anlatırken, ikinci bölüm aydınlık tarafa yakın duran Larry Underwood (Jovan Adepo) ile karanlık tarafa yakın duran Nadine Cross (Amber Heard) ve Lloyd (Nat Wolff)’a odaklanıyor. Henüz hikâyeye dâhil edilmeyen ana karakterlerin olması, önümüzdeki bir iki bölümün de bu şekilde, her iki taraftan karakterleri tanıtarak ilerleyeceğini gösteriyor. Dizi, birlikte hayatta kalmaya çalışan karakterleri tek tek ele alıp, bu karakterlerin geçmişlerini flashback‘lerle anlatan bölümleriyle Lost’un ilk sezonunu akıllara getiriyor.

İlk bölüme kıyasla ikinci bölümün durup salgının etkileriyle yüzleşmeye daha çok zaman ayırması, sonraki bölümlerde bu açığın bir nebze olsun kapatılacağı konusunda umutlanmamızı sağlıyor. Neticede diziye kaynaklık eden roman, gerek devletin bu salgındaki rolünü ele alma şekli, gerekse yeni kurulacak medeniyetin nasıl şekilleneceği üzerine yaptığı akıl yürütmeyle bu konuda boşa harcanmaması gereken malzemeler sunuyor. Özellikle romanın, Kaptan Trips gibi yüzde 99 ölüm oranına sahip bir salgının seyri ve insanlar üzerindeki etkileri hakkında çarpıcı bir tablo çizen “No Great Loss” başlıklı 8. bölümünün dizide bir ikamesi olmaması büyük bir kayıp olur.

İlk iki bölümü itibarıyla The Stand, bu hikâyeyle ilk kez tanışacak olanlar için pek de etkileyici bir iş ortaya koyamıyor. Stephen King’in romanını okuyanlar içinse bu eseri görsel bir formatta da deneyimleme şansı sunmasıyla biraz daha cazip bir dizi olabilir. Neticede prodüksiyon kalitesi ve bir araya getirdiği ekip, diziyi standardı çok da yüksek olmayan Stephen King uyarlamaları arasında ortalamanın üzerinde konumlandırıyor. Ancak yakın dönem Amerikan edebiyatının önemli eserleri arasında sayılan Mahşer’in uyarlaması için bunun yeterli olduğu söylenemez elbette.

Mahşer’in daha çok pandemiye odaklanan girizgâh kısmını ekrana taşıdığı ilk bölümleriyle etkileyicilikten uzak bir başlangıç yapan The Stand’in, romanın devamındaki fantastik hikâyeyi ne şekilde ele alacağı, dizinin geneli itibarıyla nasıl değerlendirileceği konusunda belirleyici olacak. Dizinin ilk bölümlerdeki hatalardan sıyrılıp sıyrılamayacağını hep birlikte göreceğiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information