Sinema tarihi boyunca bazı yapımlar çıktıkları andan itibaren bir şaheser olarak görülürken bazıları ise hayal kırıklıkları olarak tarihteki yerini aldı. Fakat konu The Thing olunca süreç düşünülenden daha komplike bir hâl aldı. 1982 yılında beyazperdedeki yerini alan filmin o yıllard aldığı eleştiriler göz önünde bulundurulduğunda, günümüzde hâlâ izleyicileri etkileyen bir film olacağı tahmin edilemezdi.

The Thing, Carpenter’ın müziklerini kendi bestelemediği ilk yapımı oldu. Film müzikleri, Ennio Morricone tarafından hazırlandı ve içerdiği tehditkâr akorları ve bas yüklü partileriyle Carpenter benzeri bir iş olarak görüldü. Fakat üzücüdür ki Morricone, Razzie ödüllerinde En Kötü Müzik dalında ödüle aday gösterildi. Ardından Morricone, bu film için bestelediği fakat kullanmadığı bazı eserleri Quentin Tarantino yönetmenliğindeki The Hateful Eight filminde kullandı. Morricone’nin şansı dönmüş olacak ki bu kez müzikleri Oscar Ödülü’ne layık görüldü. Carpenter ise birçok kez Morricone’nin film için bestelediği eserlerden memnun olduğunu dile getirdi.

Ses Tasarımı ve Köpeklerin Sesi

Filmin ses tasarımı yapılırken ses editörü Colin C. Mouat birçok akıl dışı teknik kullandı. Mouat, otopsi sahnesindeki sesleri yumurta sarısına batırılmış kâğıt havlular kullanarak oluşturdu ve devamlı duyulan rüzgâr sesini ise Palm Springs dışındaki bir çölde kaydetti. Fakat Mouat’ın teknikleri her zaman bu denli kolay açıklanabilir olmadı. Köpeklerin ağlama sesini elde etmek için mahallesindeki tüm köpekleri evine topladı, ardından kapılara ve pencerelere vururken uzun siyah bir ceket ile evin etrafında yavaşça tur attı. Böylece köpekleri korkutarak filmdeki sesleri elde etti. Her ne kadar hayvanlara fiziksel bir zarar vermemiş olsa psikolojik olarak hayvanları kötü etkilemiş olabileceğini belirtmekte fayda var.

Türkiye Televizyonundaki The Thing Sansürü

The Thing, 1987 yazında Türkiye’de ulusal bir kanal üzerinden izleyiciye sunuldu. Fakat filmin içerdiği kan ve vahşet sebebiyle filmin 20 dakikası kesilmişti. Filmin kesilmiş hâlinde karakterler bir anda, başlarına ne geldiği gösterilmeden yok oluyor ve izleyicinin filmi anlaması oldukça zorlaşıyordu. Bu durum The Thing için ‘’izlediğim en kötü korku filmi.” yorumlarını beraberinde getirmişti.

Dünya Çapında Yarattığı Etki

Film, çıkışından bu yana dünya çapında farklı alanlarda etkisini gösterdi. İngiliz Antarktika araştırma istasyonlarında gelenek olarak her sene 21 Haziran’da kış ortası şöleninin bir parçası olarak The Thing izleniyor. The X-Files isimli dizinin 1 sezon 8. bölümü ise bu filme apaçık bir şekilde saygısını gösteriyor. Fakat ne yazık ki her etki olumlu değil. The Thing, Finlandiya’daki çıkışından hemen sonra yasaklandı.

Kıyamet Üçlemesi

John Carpenter, The Thing filmini Kıyamet (Apocalypse) üçlemesinin ilk filmi olarak görüyor. 1987 yapımı Prince of Darkness ile 1994 yapımı In the Mouth of Madness ise üçlemenin diğer iki filmini oluşturuyor.

Oyuncu Kadrosu için Düşünülen İsimler

Filmin oyuncu kadrosu kesinleşene kadar birçok isim belirli roller için göz önünde bulunduruldu. Nick Nolte ve Jeff Bridges, MacReady rolünü geri çevirdi. Senaryo yazım sürecine katkıda bulunan Harrison Ford ve Clint Eastwood da film henüz yazım aşamasındayken başrole hayat vermesi için düşünüldü. Lee Van Cleef ve Isaac Hayes de Garry rolü için göz önünde bulunduruldu çünkü Carpenter ile yakın geçmişte Escape from New York filminde beraber çalışmışlardı. David Clennon ise aslında Bennings karakterine hayat verecekti fakat Palmer’ı daha ilgi çekici ve eğlenceli bulduğu için filmdeki rolü değiştirildi. Jerry Orbach, Kevin Conway, Richard Mulligan ve Powers Boothe da Donald Moffat seçilmeden önce Garry rolü için düşünülen isimler arasında yer aldı. William Daniels ve Brian Dennehy ise Copper rolü için düşünüldü. Hatta Dennehy neredeyse filmde yer alacaktı fakat Carpenter dakikalar içinde fikrini değiştirdi ve yerine Richard Dysart rol aldı. Alec Baldwin ise henüz ünlü olmadan önce birden fazla rol için seçmelere girdiğini fakat kabul edilmediğini söyledi. Donald Pleasence da normal şartlarda Blair karakterine hayat verecekti fakat Race For The Yankee Zephyr filmine ayırdığı zaman ve ekonomik anlaşmazlıklardan ötürü filmi bırakmak durumunda kaldı.

2011 Yapımı The Thing

1982 yapımı The Thing filminin 2011 yılında aynı isimli bir yeniden çevrimi yapıldı fakat bu film, Carpenter’ın anlattığı hikâyenin öncesini konu alıyordu çünkü yapımcılar Carpenter’ın filminin zaten mükemmel olduğunu ve aynısını çekmenin mantıklı olmadığını düşünüyorlardı. Her ne kadar aynı evrende geçiyor olsa da karakterler, olaylar ve mekânlar farklıydı. Matthijs van Heijningen Jr.’ın yönettiği filmin kaderi ne yazık ki en az Carpenter’ınki kadar kötüydü. Film, eleştirmenler tarafından pek beğenilmedi. Daha da kötüsü gişede oldukça başarısız bir performans sergiledi. 38 milyon dolar bütçe ile yapılan film gişede sadece 31.5 milyon dolarlık bir hasılat yapabildi.

Uyarlandığı Esere Sadık Kaldı

John Carpenter’ın filmi The Thing, sinemaya uyarladığı Who Goes There? romanına 1951 yapımı The Thing from Another World filminden daha sadık bir uyarlama. Örnek olarak 1951 versiyonunda, ana karakterin romantik etkileşimlere girdiği kadın karakter tanıtılmıştı. Fakat Carpenter, kitaba sadık kalarak hiçbir kadın karaktere yer vermedi. Ayrıca filmdeki karakterlerin kanlarına ısıtılmış bakır çubuklar değdirerek kendilerini test etmesi de direk olarak kitaptan alındı ve 1951 yapımı filmden farklı olarak filme yerleştirildi. Film ile kitabın büyük ölçüde ayrıldığı tek yer Carpenter’ın kasvetli sonu, bunun dışında çoğu kısım kitaba sadık kalarak romanın en benzer uyarlaması oldu.

Özel Efektler ve Rob Bottin

Çıktığı yıl göz önünde bulundurulduğunda The Thing’in en etkileyici yanlarından birisi de kullanılan özel efektlerdir. Antarktika hava şartlarını sağlamak adına film stüdyosunun sıcaklığının 4 dereceye kadar düşürülmesi de bu çabanın en büyük örneklerinden birisi. Filmde gördüğümüz çoğu gerçekdışı objenin yaratıcısı Rob Bottin isimli sanatçı. Bottin, filmde çalışıyorken henüz 22 yaşındaydı ve çok ağır şartlar altında çalışıyordu. Kendini projeye o kadar adamıştı ki yapım post-prodüksiyon aşamasına girdiğinde resmen stüdyoda yaşıyordu ve gününün büyük çoğulunu çalışarak geçiriyordu. Lakin bu yoğun tempo, Bottin’in yorgunluk sendromu, kanamalı ülser ve iki taraflı zatürre teşhisi ile hastaneye kaldırılması ile durmak zorunda kaldı. Yerine Bottin’in geçmişte iletişime geçerek olası bir ihtiyaç durumunda yardıma geleceği konusunda anlaştığı Stan Winston ve ekibi geçti. Bottin, uzaylının köpek formunun tasarımını Winston’a bırakmış olması konusunda memnun olduğunu ve eğer bir tane daha köpek yapacak olsaydı kafayı yiyebileceğini söyledi. Bir daha asla hangi türde, formda veya tipte olursa olsun köpek görmek istemediğini de ekledi. Bunca zamana ve yorgunluğa karşın uzaylı ekranda sadece 6 ila 10 dakika arasında göründü. Fakat Yine de Bottin, adanmışlığı sayesinde sonradan de olsa takdir edilen bir iş çıkartmayı başardı.

Carpenter’ın Efektler Hakkındaki Düşüncesi

Carpenter her ne kadar filmine güveniyor olsa da bir süre filminin seyirciyi korkutmak yerine güldüreceğini düşündü. Kafasındaki uzaylı tasarımının tam anlamıyla hayata geçirilmemesi hâlinde komik olacağından korkan yönetmen, Bottin’in efektlerini görene kadar oldukça gergindi. Fakat Bottin’in çıkarttığı iş yönetmeni rahatlatmaya yetti. Carpenter, filmde kostüm giydirilmiş bir insan kullanmadığı için şanslı olduğunu da söyledi. Böylece Bottin’in filmdeki çabası bir kez daha takdir edilmiş oldu.

Çıktığı Dönemde Aldığı Eleştiriler

Her ne kadar günümüzde kült bir yapım olarak görülse de The Thing çıktığı yıllarda yoğun bir şekilde negatif eleştiriye maruz kaldı. Film eleştirmeni Vincent Canby film için ‘’Gerçek gibi görünmek için fazla sahte.’’ derken Roger Ebert ise yüzeysel karakterler ve mantıksız aksiyonlar karşısında hayal kırıklığına uğradığını belirtti ve filmin bir Alien çakması olduğunu ekledi. İlk uyarlama The Thing from Another World’ün yönetmeni Christian Nyby ise en acımazsız eleştirilerden birisini dile getirdi. Nyby, Carpenter için eğer kan istiyorsa mezbahaya gidebileceğini ve filmin J&B Scotch için berbat bir reklam olduğunu söyledi. Bu türdeki yüzlerce eleştiri tahmin edilebileceği üzere Carpenter’ın kariyerini kötü etkiledi. Hatta stüdyo, Carpenter ile yapılan diğer yapım anlaşmalarını feshetti ve yönetmenin kariyeri ciddi bir darbe aldı. Yönetmen, başarısız olduğu her film için üzüldüğünü fakat The Thing’in onu en çok altüst eden filmi olduğunu söyledi. Fakat zaman ilerledikçe eleştirilerin yönü değişti. Böylece The Thing, bilimkurgu ve korku türlerini harmanlayan en önemli yapımlardan biri olarak sinema tarihindeki yerini aldı.

Düşünülen İlk Yönetmen

Filmin yapımcıları Lawrence Turman ve David Foster en başından beri Carpenter ile çalışmak istiyorlardı. Fakat Universal buna karşı çıktı çünkü Tobe Hooper ile hâlihazırda bir anlaşmaları vardı. Hooper’ın aklındaki versiyon izlediğimiz filmden oldukça farklıydı. Filmde şekil değiştiren bir uzaylı olmayacaktı ve film, Moby Dick’in ana karakteri Ahab’a oldukça benzeyen The Captain’ın yaratığı bulup öldürme macerasını konu alacaktı. Ayrıca film bir uyarlamadan ziyade 1951 yapımı filmin devamı niteliğinde olacaktı ve Campbell tarafından yazılan romandan oldukça az etkilenecekti çünkü Hopper orijinal kitabı sıkıcı buluyordu. Korku/komedi türünde yapılması planlanan film, kaba komediden aldığı güç ile ‘’şatafatlı aksiyon ve destansı macera ile bu sefer denizin değil dünyanın dibi olan Antarktika’da geçen modern bir Moby Dick hikâyesi’’ olarak izleyici ile buluşacaktı fakat Hopper için neredeyse hiçbir şey planladığı yönde ilerlemedi. Hooper iki adet senaryo taslağı sundu fakat ikisi de yapımcılar tarafından beğenilmedi. Bu süreçte Alien ve Halloween’in çıkış yaparak devasa bir gişe başarısına imza atmasıyla Universal, Hooper ile ilişiğini keserek Carpenter ile çalışmaya başladı.

Alternatif Sonlar

Filmde izlediğimiz kasvetli son dışında birçok alternatif son çekildi. Çekilen sonlardan birisinde MacReady kıtadan kurtarılarak medeniyete ulaşıyor fakat Childs buzullar arasında ölüme terk ediliyor. Ardından her şeyi bilen bir hükûmet görevlisinin gizli bir şekilde MacReady’e kan testini yaptığını görüyoruz. Bir diğer sonda ise uzaylı patlamadan kurtuluyor ve son kez yanan kampa bakıyor. Ardından karların arasından uzaklaşarak kayboluyor. Çekilen diğer sonda ise Childs, kar fırtınasına doğru yürümeye başlıyor ve MacReady’i tek başına bırakıyor. Tüm bu sonlar çekilmesine rağmen Carpenter’ın istediği gibi olmadığı gerekçesiyle filmde kullanılmadı. Planlanan fakat çekilmeyen sonlar arasında ise ikilinin can alıcı hesaplaşması, bir kurtarma aracının gelip ikiliyi kurtarması ve ikilini ellerine birer tane dinamit alıp intihar etmesi gibi sonlar mevcut.

Bütçe ve Gişe Hasılatı

The Thing için ayrılan bütçe, o yıllardaki korku sineması için ayrılan bütçeden önemli ölçüde fazlaydı. 1980 yılında çıkış yapan Friday the 13th’in bütçesi 700 bin dolar iken, yine John Carpenter tarafından yönetilen 1978 yapımı Halloween filmini bütçesi 375 bin dolardı. The Thing için ise 15 milyon dolar harcandı ve bu 1982 yılı için o kadar büyük bir rakamdı ki filmin yapımcılığını üstlenen Universal Studios’un filmin canavar efektleri ve kamera lensleri için ayırmak istedikleri para 200 bin dolardı. Fakat bu denli yüksek bir bütçeye rağmen film gişede beklentileri karşılamayarak 19 milyon dolar hasılat yaptı.  Filmin çıkışından birkaç hafta önce Steven Spielberg yönetmenliğindeki E.T. the Extra-Terrestrial filmin çıkışı ve gişedeki başarısı, The Thing yapımcılarının filmin gişedeki başarısızlığını dünyadaki uzaylı konseptinin fazla vahşi işlenmesi yönünde yorumlamasına neden oldu.

Filmin Sonu

Filmin belirsiz sonu yıllardır çözülmeyi bekleyen bir bulmaca gibi dillerden düşmüyor. Filmin sonunda ikiliden hangisinin uzaylı olduğunun gizemini hâlâ koruyor oluşu da tartışmaları sürekli olarak alevlendiriyor. Bu soruyu cevaplar nitelikteki en belirgin kanıt muhtemelen filmin sonunda Childs’ın içtiği viski şişesi. MacReady filmin geçmiş dakikalarında kampı Molotof kokteyli ile yakıyor ve şişelerin viski yerine benzin ile dolu olduğunu söylüyor. MacReady filmin son dakikalarında Childs’a bu şişelerden birisini verdiğinde Childs, hiçbir tepki göstermeden içindekini içiyor. Eğer o şişenin içinde benzin varsa ki bu ihtimal oldukça yüksek, bir insanın tükürmeden benzin içebilmesi oldukça garip. Bu sayede Childs’ın alkol ile benzin arasındaki farkı ayırt edemeyen bir uzaylı olduğu anlaşılabiliyor.

Bir diğer kanıt ise 2011 yapımı devam filminde verilen bir bilgide saklı. Bu filmde uzaylının inorganik maddeleri yaratamayacağı, sadece organik maddelerin şekline bürünebileceği söyleniyor. Fakat filmin sonunda MacReady’nin kulağında bir inorganik madde olan küpesinin duruyor oluşu onu aklar nitelikte.

Carpenter ise bu konuda net bir şey söylemekten kaçınıyor. Hem Childs’ın hem de MacReady’nin sonunda gerçekten insan olduğunu gösteren 2002 yapımı video oyununun film ile aynı evrende geçtiğini söyleyen yönetmen, bir tweet‘inde ise sonunda birinin uzaylı olduğunu söyleyerek kendi açıklamasıyla -muhtemelen bilerek- çelişiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information