Netflix’te yayınlanmasının ardından kulaktan kulağa yayılan ve başta Joe Exotic olmak üzere bir sürü tuhaf karakteri hayatımıza sokan -tam adıyla- Tiger King: Murder, Mayhem and Madness’e geçmeden önce 2001 yılına dönelim. Dönemin en büyük pop yıldızlarından Britney Spears, popüler müzik ekseninden bakarsak Amerika’nın en önemli müzik olaylarından MTV Video Müzik Ödülleri töreninde yeni şarkısı Slave 4 U’yu seslendirmek üzere sahnede. Sahneye bir kaplanın da bulunduğu kafeste geliyor Spears. Şarkının başlamasıyla dışına çıktığı kafesin içinde kaplan ve ünlü şarkıcı dışında biri daha var: Doc Antle. Performansın canlı yayınında ekranda birkaç saniyeliğine görünen bu adam, Tiger King vesilesiyle tanıştığımız “tuhaf”, tekinsiz kişilerden biri; aynı zamanda sahip olduğu hayvanat bahçesi -ya da belki vahşi yaşam parkı gibi bir tanımlama da kullanılabilir- ve hayvan insan ayırt etmeden çevresindekilerle kurduğu ilişkiler dolayısıyla olsa gerek, Joe Exotic’in mentorü olarak gördüğü kişi. Belki de olmak isteyip olamadığı kişi. Zira bu performans dışında da şov dünyası ve Hollywood’la içli dışlı biri Doc Antle belgeselden öğrendiğimiz kadarıyla. Budala Dedektif – Ace Ventura: Pet Detective ve Koca Bebek Joe – Mighty Joe Young gibi yapımlarda görev almış, zaman zaman hayvanlarıyla talk show‘lara katılmış. Şov dünyasının bir parçası olmak konusunda kendini “doğru” konumlandırmış olduğu söylenebilir özetle. Bunu yaparken de hayvanları tutsak ediyor, onların ticaretini yapıyor ve çevresindeki kadınlara yoğun bir manipülasyon uyguluyor oluşunu, “bilge” görüntüsünün arkasına saklıyor; sivrilmiyor. Parayı ve gücü elde etmek konusunda duracağı yeri ya da belki haddini biliyor kendi açısından. Fakat bunlar Tiger King lakaplı Joe Exotic’in asla yapamadığı şeyler. Öyle ki Joe’nun kitabında yetinmek ya da durmak diye bir şey asla yok. Her zaman daha fazlası, Amerikan rüyasını ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmek onun yapmak istediği.

Tiger King 1. Sezon: Tuhaflık Dolu Amerika

Amerikan rüyası, bugün dilimize ilk hâliyle yerleşmiş, zaman içerisinde yaşadığı dönüşümü gözardı ederek kullandığımız bir kavram hâline gelmiş durumda. Noam Chomsky’nin Requiem for the American Dream belgeselinde anlattığı üzere ilk ortaya çıktığı dönemden bu yana ziyadesiyle başkalaşmış bir olgu artık bu. “İste, çalış, kazan” mantığına dayanan zaten ne kadar gerçekçi olduğu tartışmalı olan Amerikan rüyası, özellikle Soğuk Savaş‘ın bitiminden sonra neoliberal politikaların domine ettiği dünyada çıkışsız, bir bakıma da içi boşalmış bir kavram bugün. Kapitalizmin bir uzantısı olarak nitelenebilecek neoliberal atmosferin alt ve orta sınıfa dayattığı çıkışsızlığın bir yansıması olarak da okunabilir aslında Tiger King’in ve tabii ki Joe Exotic’in hikâyesi. Onunla çalışan insanların söylediklerini baz alıp söylersek; aslında hayvanlara tutkuyla bağlı bir adamın, mevcut şartlarda ekonomiden bağımsız düşünemeyeceğimiz gücü elde etmek istemesiyle çığrından çıkışına dair bir anlatı izliyoruz dizide. Ve bu izlediklerimiz belki politik anlamda yeni bir şey söylemiyor ama Joe Exotic ve onun kadar tuhaf diğer kişilerin mevzuya dâhil olmasıyla hem çok sert hem rahatsız edici hem de çok gülünç bir Amerika portresine dönüşüyor.

Yedi bölümlük bir belgesel dizi olan Tiger King’de olan bitenleri düşünelim. Konu ekseninde baktığımızda hayvanların tutsak edilmesi, hayvan kaçakçılığı, hayvan hakları mücadelesi; biraz daha geniş bir perspektiften baktığımda ise uyuşturucu, politika, sosyal medya, kadına şiddet, tecavüz, homofobi, hukuki süreçler, komplo teorileri, show business… Uzatmadan özetleyelim,  içinde yaşadığımız dünyanın -neredeyse- tüm temel taşları. Bunlar ve daha onlarcasından oluşan devasa bir sistem içinde gücü eline almak isteyen Joe Exotic’e ve pek de tekin bir görüntü sergilemeyen hayvan hakları savunucusu Carole Baskin arasındaki çekişmeye odaklanarak başlayan Tiger King, söz konusu güce sahip olmak, bu yolda bir diğerini alt etmek isteyen bir sürü kişinin sürekli birbirine karşı hamleler yaptığı, kokuşmuş ve kocaman bir satranç tahtasına dönüşürken, o çıkışsızlık hissine dair güçlü örnekler de sunmaya başlıyor adım adım. Hayvanlar üzerinden gerek hayvanat bahçesinde gerek neoliberalizmin kaleleri AVM’lerde küçük gösteriler yaparak palazlanmaya başlayan Joe, daha fazlası için çabaladıkça bu bataklığın içine daha da batıyor, battıkça daha da “zıvanadan çıkıyor.” Joe Exotic’in hayvanlara uyguladığı zulüm elbette ki kabul edilemez bir durum, velhasıl dizinin her yeni bölümünde gördüklerimiz konunun tek bir bireyin yaptıkları, tercihleri üzerinden ele alınmasının manasızlığını açıkça ortaya koyuyor. Zira Joe Exotic’ten Jeff Lowe’a, Carole Baskin’den Don Antle’a -yazının başında andığımız Britney Spears performansını yeniden düşünmekte fayda var- dizi boyunca karşımıza çıkan bireylerin de bu sistematik ve devasa çürümüşlüğün içinde, daha da güçlülerin karşısında birer figürandan fazlası olmadığına dair bir his oluşuyor dizi nihayete erdiğinde. Herkesin bir şekilde suça bulaştığı ve herkesin bir şekilde masum olduğunu iddia ettiği bir kaos çünkü söz konusu olan.

Tiger King’e biraz da teknik açıdan bakarsak, dizinin yönetmenleri Eric Goode ve Rebecca Chaiklin’in, bu aşırılıklarla dolu şaşırtıcı olaylar zincirinden, seyir zevki son derece yüksek bir iş çıkardıklarını söyleyebiliriz. Birkaç kişi ve birkaç mekânla başlayan anlatının büyümesi ve koca bir sisteme dair bütünlüklü cümleler kuruyor oluşu, olayların kronolojik sırasının yer yer bozularak anlatılmasına ve işlevsel bir kurguyla anlatılmasına çok şey borçlu. Fakat buradan da sistemin işleyişine dair başka bir parantez açılıyor. Zira son birkaç yılın yeni yıldız üretme fabrikası olan Netflix’in, bu belgeseli bir entertainmet ürününe, Joe Exotic’i de dolaylı olarak da olsa bir pop yıldızına -belki de her zaman olmak isteyip olmadığı şeye- dönüştürmesi, içinde devasa bir ironi barındırıyor; tıpkı bir gerilim filmi gibi kurgulanan, bir tahta çıkış ve tahttan düşük hikâyesi anlatırken paralelinde çarpıcı bir Amerika portresi sunan Tiger King’de yedi bölüm boyunca gördüklerimiz gibi.

İngilizcedeki, “kurgudan daha garip” olarak Türkçe’ye çevirebileceğimiz “stranger than fiction” deyimi Tiger King: Murder, Mayhem and Madness’i tanımlamak için en kestirme yol belki de. Akıl almaz tuhaflıkların geçit törenini, bir eğlence ürünü olarak sunarken, sürekli genişleyen kapsamıyla bu tuhaflıkların ekonomik, politik ve kültürel kökenine dair doneler sunabiliyor olması da onu asıl kıymetli yapan etken.

Not: Yazıda birbirinden şaşırtıcı gelişmeler ve karakter özellikleri, diziyi henüz izlemeyen seyircilerin izleme deneyimini baltalamamak adına, mümkün mertebe açık etmemeye çalışılmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information