Ödül sezonu dendiğinde akla Oscar, iptal uçurumlarında gezen Altın Küre, kötü bir Akademi Ödülü taklidine dönüşmüş BAFTA gibi büyük oluşumlar ve dağıttıkları heykelcikler gelse de esasında Cannes’da fitili ateşlenen, güz başında da Telluride, Venedik ve Toronto Film Festivali ile meselenin biraz daha harlandığı çok uzun bir süreç bu. Uslanmaz bir ödül sezonu sevdalısı kimliğimle, hazır FilmLoverss ailesinin de bir parçası olmuşken, 27 Mart 2022’de dağıtılacak 94. Akademi Ödülleri’ne kadar bu süreci yakından izleyelim, bütün durakları teker teker ziyaret ederek hep birlikte uzaktan pek ışıltılı duran bu koşuşturmacaya dahil olalım istiyorum. Tabii sizler de eşlik etmek isterseniz…

Sektörün bu parçasına yeni yeni ilgi göstermeye başlayanlar için özet geçecek olursak; ödül sezonu, büyük bir kısmı Amerikan film endüstrisi tarafından düzenlenen sayısız tören, eleştirmen birliği ödülü, özel davet, kampanya adını verdiğimiz tanıtım koşturmacası ve daha da önemlisi bir onay uğruna inanılmaz meblağların harcandığı bir dönemi temsil ediyor. Önce filmlerin stratejik tarihlerde seyirci karşısına çıkmasını, buradan oluşturulan momentumu ve doğru zamanda doğru yerde bulunarak, bahsi geçen ödüllerde oy kullanan insanlarla tokalaşıp adınızı gündemde tutmaya çalıştığınız, bir nevi Amerikan başkanlık seçimlerini hatırlatan bir proses hatta. Kanada’nın en büyük şehrinde düzenlenen Toronto Uluslararası Film Festivali (TIFF) de, çoğunlukla basının davetli olduğu tek bir hafta sonuna sığdırılmış Telluride ile birlikte mühim bir başlangıç noktası.

46. Toronto Uluslararası Film Festivali Semalarından Oscar’a

Belfast Toronto Film Festivali

Bu sene 9 Eylül’de başlayıp dün sona eren 46. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde Oscar öncesi boy göstererek adını ezberlettirmek isteyen pek çok yapım seyirci ile buluştu yine. The Eyes of Tammy Faye’in başrolü Jessica Chastain için Oscar çanlarının çaldığını, Richard Jenkins ile Steven Yeun’u buluşturan The Humans’ın mutlak surette izlenmesi gereken 2021 yapımı filmler listesine dâhil edilmesi gerektiğini, Ben Foster’ın ödül arayışının The Survivor ile de bir nihayete varmayacağını geçtiğimiz on gün içerisinde öğrenmiş olduk. Ancak Toronto’nun bu sezon alıştırmalarından çok daha büyük bir misyonu, daha doğrusu bir ödülü mevcut: Seyirci Ödülü.

Altın Küre bahsi açtığımızda hep söylenir ya; Hollywood Yabancı Basın Birliği (HFPA) ile Akademi (AMPAS) arasında ortak üye sayısı yalnızca 2 olduğundan sonuçları çok ciddiye almamak gerekli. Benzer bir cümle Toronto’nun bizzat halk tarafından oylanan ödülü için de kurulmak istenebilir. Her kesimden insanı barındıran seyirci ile film endüstrisinde çalışmakta olan bir kalabalığın oluşturduğu AMPAS arasında nasıl bir bağ olabilir ki, öyle değil mi? İşte burada dengeler biraz karışıyor. Hollywood’u görmeyi seçtiğimiz yer büyük starlar, efsanevi yönetmenler ve sinema üzerine bilgi birikimiyle hepimizi ezip geçecek bir yığın insan barındırdığından, esasında bu işi yapanların da bizler gibi gönlünü yedinci sanata kaptırmış “deliler”den ibaret olduğunu hep unutuyoruz. Yani ilgi çekmek için yapmayacağı şey olmayan (Bu yıl çıkan Altın Küre skandallarını hatırlatmama gerek yoktur umarım.) HFPA’den çok seyirci diye kodlanmış kalabalığa çok yakın bir yerde AMPAS. Önce bunu bilmek gerek.

Kişisel ödül sezonu yolculuğumda benim gördüğüm, sinema yazarı arkadaşlarımdan ziyade Akademi üyelerine yaş ortalaması olarak daha yakın ve sinemaya ilgili ancak bizler kadar da yakın olmayan belli yaştaki tanıdıklarımın, hatta ebeveynlerimin fikirlerine kulak vermek, Oscar tahmini yaparken daha çok işe yarıyor. Toronto’yu da böyle bir cephe olarak ele almakta yarar var. Son 13 yılda TIFF’in izleyicisi tarafından mükafatlandırılmış yapımlardan 12’si En İyi Film adayı olurken, bunlardan 5’i de direkt zaferi tatmış. Tabii ki de Denis Villeneuve’ün merakla beklenen epik projesi Dune, Edgar Wright imzalı Last Night in Soho ve Prenses Diana’nın Kristen Stewart’ın ellerinde nelere dönüşeceğine dair şüphelerimizi muhteva eden Spencer’ın dijitalde gösterim yapmamasından sebep oylamaya dahil edilmemeleri bu yılın sonucuna gölge düşürüyor. Ancak buna rağmen Kenneth Branagh’ın kendi çocukluğuna geri döndüğü filmi Belfast‘ın festival sırasında oluşturduğu rüzgârı seyirciden onayı da alıp güçlendirmesi ehemmiyetli bir detay.

Belli tahminlerde bulunmak üzere erkenden yola çıkanlar için artık Belfast barındırmayan bir listenin geçerliliğini kaybedeceğini not düşmeme gerek yoktur diye düşünüyorum. Slumdog Millionaire’den Green Book’a, Room’dan Silver Linings Playbook’a, 12 Years a Slave’den Nomadland’e kalibresi büyük bir kulübe dahil oldu Branagh’ın filmi. Bundan sonrası da o kadar kolay olmayacak üstelik. Erkenden favori pozisyonuna yerleştirilmenin bedelini ağır ödeyen La La Land ve Three Billboards Outside Ebbing, Missouri gibi okyanustaki dalgalara karşı tek başına mücadelesini verecek. Şimdiden hikâyenin öznel, hafif, fazla seyirci yanlısı, ağlak ve hatta (izlemedik ama) politik anlamda problemli olduğunu iddia edenlerin gerek sosyal medyada gerek büyük mecralardaki iktidar alanlarını kullanarak bir gürültü yaratacağına eminim. “Beyaz Roma” etiketi yapıştırıldı bile. Hani hep kazanma şansı az olan takımı, mağduru, hakkı teslim edilmiyormuş gibi hissedilen ikincileri severiz ya, Oscar’a giden yolda da durum aynı. Favori olduğun gibi göze batmamayı da öğrenmek gerekiyor.

The Power of the Dog Toronto Film Festivali

Fifty Shades serisi sağolsun ciddiye almaktan uzunca bir süre kaçındığımız Jamie Dornan ilk adaylığına doğru koşarken başka bir yere daha dikkat çekeceğim. Bu senenin sonuçlarıyla alakalı olarak, TIFF’in ilk üçüne Jane Campion imzalı The Power of the Dog gibi, genel izleyicinin artık eskisi kadar ilgilenmediği western türünde ve ağır tempolu bir yapımın girmiş olması gözden kaçırılmaması gereken bir sonuç. Tekrar tekrar belirttiğim üzere, bu ödül için oy verenlerin yalnızca festivale bilet almış izleyicilerden oluştuğunu da hatırlatırsak kendimize; The Power of the Dog’a gelen destek, Oscar sezonunun şimdilik favorisi diyebileceğimiz Belfast karşısında vereceği savaşta ihtiyaç duyduğu momentumu bulabileceği anlamına çıkıyor.

Tabii ki de henüz bir sonuca varmak için çok erken. Eylülün bile sonunu görmüş değiliz. Şimdi Telluride ertesi New York Film Festivali ve Amerikan Film Enstitüsü tarafından düzenlenen AFI Festivali ile yarışın rengi biraz daha değişecek. Eminim bu güzü açan gösterimlere yetişememiş bir takım yapımlar aralık ayının başında dağıtılan eleştirmen ödülleri öncesi basına özel gösterimler düzenleyince dengeler değişir. Siz sadece, en azından şimdilik, Belfast’ın kayda değer bir onur elde ettiğini bilerek ilk fırsatta bu filmi yakalamaya özen gösterin, yeterli. Çünkü En İyi Film adaylığınının artık cepte olduğunu söyleyebileceğimiz bir pozisyona yerleşmiş durumda. Bu kadar gevezelik yapmamın üzerine hâlâ bana inanmıyorsanız da sizlere 2008’den bu yana TIFF Seyirci Ödülü ile buluşmuş yapımların listesini bıraktım. Bari ben susayım, tarih konuşsun…

2008: Slumdog Millionaire
2009: Precious
2010: The King’s Speech
2011: Where Do We Go Now?
2012: Silver Linings Playbook
2013: 12 Years a Slave
2014: The Imitation Game
2015: Room
2016: La La Land
2017: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
2018: Green Book
2019: Jojo Rabbit
2020: Nomadland
2021: Belfast

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information