Çehresini en başta sıradan bir sitcom gibi gösteren WandaVision; yas, travmayla baş etme mekanizmaları, televizyon tarihi, popüler kültürde kadın temsilleri hakkında muazzam bir yapım olarak ekrandaki ömrünü tamamladı. Dizinin benimsediği kimi stratejileri göstere göstere yapmak yerine, özenle hikâyeye yedirdiği fazlaca detay var. Şarap gibi yıllandıkça değerlenecek bir yapımla karşı karşıyayız. Marvel Sinematik Evreni’nin ömrünün devamı için kilit her meselenin WandaVision dolayımıyla gerçekleşeceğine dair beklentilerimiz büyük ölçüde teyit edildi.

Herhangi bir geek‘in önüne, WandaVision’dan daha iyi bir yapım sunulamazdı. Bu yazıyı kaleme alırken, her bir saklı göndermeye odaklanıp da kaybolmamak için ciddi bir nefis mücadelesi verdim. Referans olduğunu fark ettiğim ama neyin referansı olduğunu dahi anlayamadığım ya da takip edemediğim aşırı miktarda detayla karşılaştım. Marvel Sinematik Evreni’ne dair en sevdiğim detaylardan biri easter egg‘ler olsa da, WandaVision bu geleneğe sınıf atlattı.

WandaVision: Scarlet Witch’in Doğuşu

Henüz Disney+’ın tamamen kâr odaklı atılımlarına dair korkum silinmedi. Özellikle The Mandalorian’ın 2 sezon finalinin ardından yine de Din Djarin’in hikâyesiyle yola devam edileceğinin duyurulması, kafamda ciddi soru işaretleri yaratmıştı. Fakat WandaVision’ı tek sezonda tutmak doğru bir karardı, böylece sinematik evrenin yeni fazının, bilhassa Doctor Strange in the Multiverse of Madness’ın, ısınma turlarını tamamlamış olduk.

İçerik ne kadar doğruysa, format da bir o kadar doğruydu. Üst üste dizi izlemenin, yegane dizi deneyimine dönüştüğü bir ortamda WandaVision, bilerek ve isteyerek ilk bölümlerde izleyiciyi püskürtüp, ilerleyen bölümlerde geri kazandı. İlk bölüm incelemesinde ben de dizinin herkese göre olmadığını söylemiştim. Fakat 8. bölüm itibarıyla, siyah beyaz ilk iki bölümün bir noktasında bırakan herkes diziye yeniden başladı. Bu, risk almaktan korkmayıp risk almanın yeni yollarını sürekli baştan keşfeden Marvel için bile muazzam bir başarı.

***Yazının bundan sonraki bölümü WandaVision ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Wanda’nın Dizilere Gizlenmiş Hatıraları

Dizi, Marvel Sinematik Evreni’nden taşıp beyazperde ve beyazekranın her köşesine sızmayı başardı. Zaten her bölüm, yepyeni bir jenerik ve o jenerikle beraber gönderme yapılan bir başka diziye denk geldik. Her birinin Wanda küçükken Sokovya’da izlediği yapımlar olduğu teyit edilirken, diziler WandaVision’ın kendi kendisinin televizyonu olmasının bir adım ötesine erişti.

Yine ara sıra karşımıza çıkan reklamların Wanda’nın travmalarının şekil değiştirmiş hâli olması bana iletişim alanındaki bir takım tartışmaları hatırlatıyor. Şu an birkaç anahtar kelime kullanmam durumunda, pek çok reklam jingle‘ı kafanızın içinde otomatik olarak çalmaya başlayabilir. Çünkü reklam sektörü, doğrudan bilinçdışımızı hedef alır. WandaVision’daki reklamların Wanda’nın travmalarını içerme gerekçesinin de, reklamların iç sesimizi ödünç alıp bilinçdışımızın bir parçasına dönüşmesi ve Wanda’nın travmalarının da aynı şekilde bilinçdışında kendilerine yer edinmiş olması olduğunu var sayıyorum. Zaten kontrolü altına aldığı kişiler, Wanda’nın acılarını ve yasını hissedebildiklerini söylediklerinde, Wanda’nın travmatik deneyimlerinin başka formlarda dışarı sızabildiğini de anlamış olduk.

Dizinin sinema-televizyon tarihine göndermeleri, bunların da bir tık ötesine geçiyor. Oz Büyücüsü’nden The Incredibles’a, Blade Runner’dan Evil Dead’e, The Matrix’ten Fight Club’a irili ufaklı sayısız referans var. Adeta internete sonsuz özgün içerik sağlamak için kollar sıvanmış. Özellikle Fight Club referansı, filmin büyük fanı olan bendenizin gönlünü tümüyle kazandı. Çünkü Vision ve Wanda’nın olmayan geleceklerini el ele karşıladığı bu manzara, Fight Club’ın ilk taslaklarındaki ismi de olan Project Mayhem’e yani Kaos Projesi’ne bir gönderme. Bu hafif kötü, bir o kadar da yaygın Türkçeleştirmenin, Wanda’nın Marvel evrenini sürüklediği hâlet-i ruhiyeye cuk oturması ise gerçekten muazzam.

WandaVision’ın atıfları, basit dokundurmaların bir adım ötesine de uzanıyor. Dizinin tamamı, Borges’in “Babil Kitaplığı“nın, Marvel üzerinden kocaman bir sinema-televizyon külliyatına dönüştürülmesinin hikâyesi. Vision ve yeni Vision’ın, bir kütüphane içerisinde kapışması bu anlamda tesadüf değildi. Fakat yetmedi, felsefecilerin favori paradokslarından olan Theseus’un gemisi yad edilerek bu kapışmadaki felsefi alt yapı hepten taçlandırıldı. Sadece felsefi değil, tarihi referanslarla da karşılaştık. Örneğin “Dottie” olarak tanıdığımız karakter, kendisini sonradan “Sarah Proctor” olarak tanıttı, ki bu gerçekten Salem cadısı olarak yargılanmış birinin ismi. Görüp de yazamadığım, bakıp da göremediğim bir sürü ince detay WandaVision’a piksel piksel işlenmiş durumda.

Diziyi üç farklı boyutta izlemek mümkün gibi gözüküyor: İsterseniz Marvel evrenini yüzeysel olarak bilen biri olarak izleyebilirsiniz. İsterseniz, Marvel’ın sıkı bir takipçisi olarak detay avcılığı yaparak da diziyi izleyebilirsiniz. Üzerine YouTube’da birkaç farklı analiz videosuyla da taçlandırırsınız. İsterseniz, benim gibi, karşı karşıya olduğumuz referans ve metafor yığınının sosyo-politik ve felsefi taraflarını da fark edip, hayretler içinde tek tek her detay neye gönderme diye bakarak da çıldırabilirsiniz. Bu üç seçenek de eş zamanlı olarak makul sonuçlar veriyor. Hani derler ya, bazen bir şeyle çok uğraşırsanız bozulur, WandaVision bir şeyle çok uğraşıp da bozmamayı başardığınızda nasıl bir şeyin ortaya çıkacağının gösterişli bir kanıtı.

Bu kadar övgünün ardından, diziye dair hayal kırıklıklarını da gündeme getirmek adettendir. Fakat bu seferki biraz “yarım” bir hayal kırıklığı. Ben dizinin finalinde Marvel evreninde işler rayından çıksın, koltukta kalakalalım, Avengers: Infinity War’daki gibi “Hadi canım” diye bir süre kendimize gelemeyelim diye bir beklenti içindeydim. Aslında bu hikâye açısından bir nebze oldu, ama olay akışı ruh hâlimizle çok da oynamadan, kontrollü bir şekilde gerçekleşti. WandaVision’ın ilk incelemesinde spoiler vermesem dahi, olacak olan her şeyi öngörebilmiştim. Benim için dizinin hikâye anlamındaki gidişatı oldukça sürprizsizdi. Fakat kişisel beklentilerimi bir kenara koyacak olursak eğer, tertemiz bir yapım izledik.

WandaVision

Fietro Vakası

Agatha/Agnes’in, Pietro’yu Wanda için hayata döndürmüş gibi yapması, bu karakter için telif hakkı Fox’ta olan X-Men serisinde Quicksilver’ı canlandıran Evan Peters’ın seçilmiş olması şu ana kadar herhangi bir yapımda gerçekleşen en favori olaylardan biri. Ben zaten yıllardır bu çift Quicksilver meselesine biraz takığım. WandaVision’a kadar, bunun bir amaca hizmet ettiğini düşünmek için çok bir sebebimiz yoktu. Bu seçim, sürekli kulislerden büyük yapımlara dair bilgi sızdırılan bir dünyada, spoiler‘larla kurumsal olarak mücadele etmek için de geliştirilmiş en iyi taktiklerden birine dönüştü bir anda. Fox ve Marvel resmi olarak yollarını o an birleştiriyor sandık. WandaVision bu şaşırtmaca taktiğini başka bir formatta, Paul Bettany’nin dizi sonunda büyük bir cameo vadetmesi ve o cameo‘nun da bizzat kendisi çıkmasıyla da yaptı. Dedikoduları tetikleyecek beklentiler yaratıp, bunu istedikleri yöne çekmeleri gerçekten olağanüstü. Şu aşamada WandaVision’la ilgili düşüncelerimin soundtrack‘i Rengin’den Aldatıldık.

Daha olağanüstü olan ise, bu taktikleri altını boş da bırakmadan yapmaları. Agnes’in aslında Agatha olacağını tahmin eden bendeniz, sürekli adını andığı eşi Ralph’in de Mephisto çıkmasını bekliyordum. Fakat onun yerine Agatha’nın aslında Ralph’in evini işgal ettiği ve kendisinin Pietro olarak kontrol ettiği kişi olduğu ortaya çıktı. Daha ilginci, Ralph’in isminin Ralph Bohner olduğunu öğrenişimiz. Bu isim yine bir diziye gönderme, Growing Pains’teki karakterlerden birinin ismi. Fakat bu kez ilginç olan bu gönderme değil, Ralph’in kim olduğunu anlatmak için gösterdiği fotoğrafın altında tam isminin yazması. Bu da aslında, dizinin başlarında Jimmy Woo’nun olay yerine intikal etmesini sağlayan kayıp tanığın Ralph olduğunu düşünmeme sebep oluyor.

Eğer Jimmy Woo’nun kim olduğunu anımsayamadıysanız, kendisi Ant-Man’de Scott Lang’in ev hapsi sırasında ve Agents of S.H.I.E.L.D.’da daha önce karşımıza çıkmıştı. Sadece Woo değil, başka karakterler de Sinematik Evren’in dört bir köşesinden tanıdık isimler. Monica Rambeau’yu Captain Marvel’dan, Darcy Lewis’i Thor serisinden tanıyoruz. WandaVision ile tanıştığımız kimi karakterlerin de yeni fazda karşımıza çıkmasına kesin gözüyle bakabileceğimizden, WandaVision’ın şimdiden evren için oldukça bağlayıcı olduğunu söyleyebilirim.

“Fake Pietro” -kısaca “Fietro”-, çifte Vision ve Agnes’in aslında Agatha, Ralp’in de Fietro çıkması gibi, hiç kimsenin bir diğeri olmadığı ama herkesin bir diğerinin bir kopyası gibi olduğu durumlar üzerine konuşmuşken, Agent Rodriguez’i atlamak olmaz. Bu S.W.O.R.D. ajanının, Agents of S.H.I.E.L.D’daki Yo-Yo Rodriguez olma ihtimali üzerinde de biraz durmak taraftarıyım. Bu meseleye takılma gerekçem, aşağıda tekrar anacağım Darkhold’un WandaVision’a dâhil olmasıyla beraber, Agents of S.H.I.E.L.D. dizisinin artık kadük kaldığıyla ilgili pek çok teorinin havada uçuşması. Darkhold’un formunun değişmesinin tek başına buna gerekçe olabileceğini düşünmemek için gerekçelerim var. Fakat Kevin Feige Agents of S.H.I.E.L.D.’ın Marvel Sinematik Evreni’ne olan etkilerinden çok da haz etmediği ve Inhuman’larla ilgili yapımlar zamanında Marvel takviminden çıkartıldığı için, iki yapımdaki Ajan Rodriguez’in aynı kişi olup olmadığını anlamak, bir zamanlar Marvel Sinematik Evreni için kurucu görev üstlenmiş yegane dizinin hâlâ yürürlükte olup olmadığını anlamak için belirleyici olabilir. Agents of S.H.I.E.L.D.’ın tarihe gömülmesi ihtimali beni biraz üzüyor. Fakat artık paralel evrenlerden söz edebildiğimizden, bir ihtimal bir başka şaşırtmacayla da karşı karşıya olabiliriz.

House of M ve WandaVision

Sezonun başında şarap şişesi vesilesiyle bir House of M göndermesi yapılmıştı. Hexagon yok olurken çocukların ve Vision’ın çözünme biçimi doğrudan House of M serisinin ilk sayısına bir gönderme. Görsel anlamda yapılan -Wanda’nın kostümleri de dâhil olmak üzere- başka pek çok seçim de House of M serisine yapılan birer atıftı. House of M serisinin olay akışı, Wanda’nın mental sağlığını tümüyle yitirip alternatif bir gerçeklik yaratması üzerine kuruluydu. WandaVision, bu akışa alternatif bir yorum getirdi, fakat henüz bu macera sona ermemiş olabilir. Neden derseniz, Doctor Strange’in ikinci filminin ismi Doctor Strange in the Multiverse of Madness. Yani bu yolculuk henüz başlıyor ve sadece bir arka plan edindik diye düşünmek hatalı olmayacaktır. Dizinin en son sahnesinde Doctor Strange’in tema müziğini duyuyor olmamız, kulübenin dışındaki depresif Wanda’nın ardından içeride Darkhold ihtisasını tamamlayan bir Scarlet Witch ile karşılaşmamız da hep bu fikri destekleyen detaylar. Buradaki temel soru, arkada gördüğümüz Scarlet Witch, Wanda’nın astral formu mu, yoksa Wanda’nın vücudunda can bulan ondan daha ulvi bir kudret mi olacaktır.

Agatha, Salem’da yargılanırken, “Büyülerin en karanlığını” yapmakla suçlanırken, aslında Darkhold üzerinde çalışması ima ediliyordu. Darkhold muhtemelen onu okuyanın zihnine göre form ve dil değiştirebilen, The Ancient One’ın kütüphanesi Kamar-Taj’daki kayıp kitap ve aynı zamanda Marvel evrenindeki en musibetli kitaplardan biri. ScreenCrush’tan Ryan Arey, Darkhold’u Yüzüklerin Efendisi’ndeki yüzüğe benzetiyor, ki bu gayet yerinde bir metafor. Dr. Strange’in daha evvel bu kitabı “The Book of Cagliostro” diye anmış olduğunu da düşünerek, Darkhold’un kendisini farklı suretlerde gösterebilmesi ihtimali olduğunu düşünüyorum. Eğer durum buysa, çizgiromanlardaki Scarlet Witch’in nesilden nesle aktarılan bir manifestasyon olduğunu da düşünerek, Marvel Sinematik Evreni’nin de benzer bir şekilde Scarlet Witch’i Wanda’yı aşan bir yerden yaratmasını bekleyebiliriz.

Wanda’nın çocuklarını kontrol edememesi, onlara “onu anneleri olarak seçtikleri için” teşekkür etmesi, Darkhold üzerinde çalışırken seslerini duyması ve daha nice detay fiziksel varlıklarını muhafaza edememiş olsa da, ruhani varlıklarının bir yerlerde mevcut olduğunu işaret ediyor. Muhtemelen onları geri getirmenin başka yöntemlerini keşfetmek için üzerinde uzmanlaştığı Darkhold, Marvel evrenine musallat olan yeni bela olacak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information