İnsan değişiyor. Değiştikçe sevdiği filmler de değişiyor. A’dan Z’ye on maddede topladığım bu filmler her dönemimden izler (ve anılar) taşıyor. 

Serdar Kökçeoğlu

Meshes of the Afternoon (1943)

Yönetmen: Maya Deren & Alexander Hammid

Maya Deren’i ve Meshes of the Afternoon’u çok seviyorum. Üzerine ve hakkında uzun uzun konuşabilirim. Sinema okulum olsaydı Maya Deren diye ders koyardım. Müzik grubum olsaydı kısa filmi üzerine müzik yaptığım bir konser verirdim.

The Connection (1961)

Yönetmen: Shirley Clarke

Müzikli bir film yapmasaydım Shirley Clarke’tan haberdar olmayabilirdim. Pek çok insan gibi. Ornette Coleman üzerine harika bir belgeseli de olsa, Clarke daha çok beyaz erkekler kulübü olan sinema tarihinde kendine yer bulamadı. Ama bu durum bir grup eroin bağımlısı jazz müzisyenini evde resmeden The Connection’ın en sıkı jazz filmlerinden biri olmasına engel değil. Shirley Clarke sineması beni öyle uzaktan, gölgeler içinden heyecanlandırıyor.

Metin Erksan’ın orta metraj filmleri (1975)

Metin Erksan, üzerine okumayı sevdiğim, üzerine okunacak çok fazla şey bulamadığım, üzerine kafa patlattığım, kafam yettiğince anlamaya çalıştığım bir sinemacı. Onda bize özgü her şey var: Arabesk, beklenmedik olağanüstü yaratıcı anlar, arada kalmışlık, ve küslük… Öte yandan onu anlamak için filmlerini eksiksiz görmek gerekiyor. TRT için yaptığı, gerçeküstücü tatlar içeren Müthiş Bir Tren, Bir İntihar, Geçmiş Zaman Elbiseleri, favorim olan Sazlık ve Hanende Melek dahil. Bu filmler Erksan’ın başyapıtları değil, bütünüyle orijinal işler oldukları da söylenemez ama sinemacıyı anlamak için çok önemliler. Erksan’ı anlamak ise memleket ruhuna bir adım daha yaklaşma deneyimi olabilir. Kim bilir.

Nosferatu: Phantom der Nacht (1979)

Yönetmen: Werner Herzog

Hayatının on yılını (pek çok açıdan özlenen 2000’ler) bilinmeyen acayip filmleri araştırmaya vermiş biri olarak toplam kaç tane vampir filmi izlediğimi hatırlamıyorum. Antikapitalist vampir filminden işaret dilinde çekilenine kadar. Öte yandan, Herzog’un Nosferatu’su ise bir atmosfer deneyimi. Günün birinde hafızamı kaybedersem bana bu filmi izletmeniz yeterli. Rahat bir koltuk üstünde yemek yediğim, film izlediğim, uyuduğum, kısaca yirmi dört saat yaşadığım yılları anımsayıp anında kendime gelirim.

Possession (1981)

Yönetmen: Andrzej Zulawski

Mimaroğlu kurgusu için Berlin’de günde yaklaşık on saat çalışıp geri kalan zamanda şehrin ruhunu Doğu Alman binalarında, Kreuzberg yemekçilerinde, Berghain’de, komün sanat galerilerinde yakalamaya çalışırken, Possession filminin mekanlarını da ziyaret etmeliydim. Kişisel kült filmler çağımı anlatan filmlerinden biri. İki sene önce bir yeraltı sinemasında gösterimi olduğunu duyunca, işimi yarım bırakıp filmi izlemeye koşmuştum. Zulawski’ci olmak bunu gerektirir.

Ashik Kerib – Ashug-Karibi (1988)

Yönetmen: Sergei Parajanov & Dodo Abashidze

Sergei Parajanov’u sinema tarihinde farklı bir yere koyuyorum. Her sinema yazarı ve sinemacı, sinema tarihini kendine göre baştan yazabilir. Benimkinde Parajanov üst sıralarda veya yeraltında, daima biraz uzakta. Ashik Kerib estetiği hakkında çok şeyler söylenebilir, ve muhtemelen söylenmiştir. Ben üst üste müzik ve ses kullanımının ortaya çok özgün ve tuhaf ses manzaraları çıkardığını ekleyeyim. Bir yolculuk, bir uyku deneyimi gibi. Eşsiz.

Härlig är jorden (1991)

Yönetmen: Roy Andersson

Roy Andersson sinemasını özetleyen eşsiz bir kısa film bu. Grotesk ve gündelik banal anların yan yana durduğu, birlikte insanlığa dair bir şeyler söylediği ve hatta hissettirdiği bir deneme. Roy Andersson mizahı ve bilgeliği dolu. İnsan olmaya dair hissettirdikleri çok önemli.

As I Was Moving Ahead Occasionally I Saw Brief Glimpses of Beauty (2000)

Yönetmen: Jonas Mekas

Jonas Mekas öldüğü gün New York’taydık, Manhattan’da bir Mimaroğlu çekimine gidiyorduk ve çantamda onun filmlerini izlerken aldığım notlar vardı. Çekim sonrası girdiğimiz kitapçı Mast Books’ta Mekas için özel bir masa hazırlanmasına şahit oldum. Elimde onlarca home movie ile kurguya hazırlanırken Mekas filmlerini ders çalışır gibi ve müthiş duygular eşliğinde izlemiştim. As I Was Moving Ahead Occasionally I Saw Brief Glimpses of Beauty özelinde, her filmini bir adacığa benzettiğim Mekas sinemasını sığdığı kadarıyla buraya almak isterim.

Decasia (2002)

Yönetmen: Bill Morrison

2000’lerin başında sinema okulundan mezun olup soluğu İstanbul’da aldım. Kendi çapında bir sinefildim ve İstanbul’da iş bulmayı ve iyi filmler izlemeyi umuyordum. Gelir gelmez festivalde izlediğim Decasia, buluntu film estetiği ve minimalist ses kuşağı ile beni öyle bir etkiledi ki, içimde bambaşka filmlerin izini süreceğim yeni bir kanal açtı. Tüm eşyalarımı bir valize sığdırmam gerekirse hiç düşünmeden DVD’sini de içine atarım.

Stan Brakhage sineması

Bir filmini seçmekte zorluk çekiyorum. Brakhage film değil, eşsiz bir sinema üretti. Onun sessiz işlerini izlerken kafamda yoktan müzik duymayı çok seviyorum. Müzisyen olsaydım ve müzik yapmayı unutsaydım (neden olmasın), ilk iş Criterion’dan Brakhage toplamasını sipariş verirdim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information