Kişiler arasında özel ya da kamusal alanda farklı zamanlarda, farklı biçimlerde kurulan birçok ilişkiyi biçimlendiren, denetleyen ve dönüştüren bir olgu olan otoriteyi Richard Sennett*, eşit olmayan insanlar arasındaki bağ olarak tanımlar ve bağ sözcüğünün hem bir ilişkiyi hem de bağımlılığı kapsadığına dikkat çeker. Sennett’e göre bu bağda güçlülük ve zayıflık olmak üzere iki imge karşımıza çıkar. Taraflardan birinin diğerine bağımlı kılındığı bu tür ilişkilerde gücün nasıl inşa edildiği, korunduğu ya da yitirildiğini dış dünyada olduğu gibi farklı sanat dallarında üretilen anlatılarda da gözlemlemek mümkün. Zeki Ökten’in, senaryosu Yılmaz Güney’e ait olan, 1978 yapımı filmi Sürü, otorite bağının kuruluşunu ve kişilerin otorite karşısındaki davranışlarını irdelemeye olanak tanıyan bir hikâyeye sahip. Sürü’de temel iki çatışmadan biri Veysikan ile Halilhan aşiretleri arasındayken, diğeri Veysikan aşiretinin kendi içindedir. İki aşiret arasındaki kan davasının bitmesi ve barışın sağlanması için Veysikanlı Şivan’la Halilhanlı Berivan evlendirilmiş; ancak Berivan’ın doğumun hemen sonrasında çocuğunu kaybetmesi ya da doğumdan önce gebeliğinin sona ermesi sonucu, Veysikan aşiretinin başı ve Şivan’ın babası olan Hamo’nun gözünde bu barış sağlanamamıştır. Anlatıdaki otoriteyle ona bağlı olan uyruğu arasındaki çatışmanın nedenlerinden biri budur ve baba – oğul arasında önce örtük biçimde başlayan, anlatının sonunda ise gözle görünür duruma gelen çatışma, hikâyenin temelini oluşturur. Hamo, doğum yapamadığı ya da doğumdan hemen sonra çocuğunu kaybettiği için yalnızca Berivan’ı değil, kendi safında yer almadığı için Şivan’ı da suçlamaktadır. Baba otoritesi, idealize edilen hegemonik erkelik imgesine koşut biçimde kendi erkekliğini inşa etmiş ve aynı toplumsal cinsiyet rollerini oğlunun da yerine getirmesini beklemiştir. Oysa Şivan’ın anlatının başından itibaren babasının hatalarının farkında olmasına, iki aşiret arasındaki barışı bozanın kendileri olduğunu, bununla beraber Berivan’ın masumiyetini ve mağduriyetini dile getirmesine bağlı olarak babanın yasalarını yerine getirmekle yükümlü olan erkek çocuk, önceleri baba tarafından gri bölgede konumlandırılmış, zamanla düşmanın safında addedilmiştir. Hamo’nun Şivan’ın duygu, düşünce ve davranışlarını onaylamaması, “Berivan, senin korkaklığının, acizliğinin sebebidir.” gibi örneklerde görüldüğü gibi, söyleme de yansımıştır. Anlatıda Şivan, Sennett’in otorite bağında var olduğuna dikkat çektiği zayıflık imgesine karşılık gelir; ancak elbette söz konusu zayıflık, Berivan’ın karşısında değil, baba otoritesinin karşısındadır. Buna bağlı olarak da anlatının sondan bir önceki sahnesi dışında Hamo ile Şivan arasındaki çatışma, hep örtüktür ve yalnızca güçlü olan taraf parlar. Hamo, sahip olduğu gücü ileride devretmeyi düşündüğü oğlundan insanların gözüne bakmaya korktukları bir erkek imgesini korumasını beklerken Şivan, babasının bu sözleri karşısında el pençe divan durarak babanın boyunduruğu altında olmayı kabul ettiğini ifade eden, ondan merhamet dilenen ve Berivan’ı hastaneye götürüp tedavi olması için Hamo’dan izin isteyen bir söylem inşa eder. Şivan’ın beden dilinde ve söyleminde görülen bu itaatkâr tavır, onu işbirlikçi erkeklikten madun erkeklik imgesine dönüştürür ki bu konuşmanın ardından Hamo’nun Şivan’ı dövdüğü sahneden hemen önce baba otoritesi, son sözünde yine taşıdığına inandığı asil kana vurgu yapar ve erkek çocuk ise babanın söyleminde “Kansız, utanmaz” olarak özetlenebilecek, aşağı bir yerde konumlandırılır.

Sürü: Korkuyla Güvenlik Sarkacında Bir Baba – Oğul İlişkisi

Sennett, otorite bağında bağımlı olan kişi/kişilerin otoritenin ona sağladığı güvenlik başta olmak üzere çeşitli olanaklardan yoksun kalmanın dışında otoritenin kendisinden duyduğu bir korku olduğunu dile getirir. Sürü filmindeki Hamo – Şivan ilişkisinin temelinde de bu korku görülür. Şivan, doğup büyüdüğü dünyadaki baba otoritesinin, genel olarak patriyarkanın, kendisi de dâhil olmak üzere insanları köleleştirdiğinin, Berivan’ın tedavisi için hastaneye gitmenin bile babanın iznine tabi olmasına bağlı olarak hak ve özgürlüklerinin başkasına devredildiğinin ve bu koşulların yaşamın her alanında ellerini kollarını bağladığının farkındadır; ancak Sennett’in ifadesiyle, “özgürlüğün güvenlik duygusuna feda edilmesinden duyulan korku” galip gelmiştir. Hamo’nun onlara sağladığı bir miktar ekonomik olanaklarla beslenme ve barınma gibi başat gereksinimlerinin karşılanması, Şivan ve onun gibi kendini Hamo’ya bağımlı kılmış herkes için yeterlidir. Sağlıklarına ilişkin gereksinimler bile ikinci, üçüncü sıraya ötelenebilmiştir. Bununla birlikte anlatıyı yapılandıran değişim ve dönüşüm, otoriteyle uyruğu arasındaki ilişkiye de koşut olarak, nasıl gerçekleşmiştir? Şivan’ın taleplerini Hamo’ya kabul ettirebilmesi, hangi aşamada gerçekleşmiştir? Sennett’in belirttiği gibi, otorite bağı, tek tip ve sabit değil, belirsiz, otoritenin var olduğu bütün ilişkilerde farklı yüzlere bürünebilecek, değişecek ve hatta yer değiştirecek bir yapıdadır. Anlatının gelişme bölümünde Hamo’ya gelen, yaptığı anlaşma gereği iki yüz koyunu ayın birinde Ankara’ya getirmesi gerektiğini bildiren telgraf, Sennett’in saptamasını destekleyecek değişimin habercisi olur. Veysikanların ekonomik olarak zor durumda olduğunun farkında olan Hamo, anlaşma gereği vereceği iki yüz koyunun dışındaki yüz yetmiş koyunu da götürüp satmayı planlar ki bu satıştan elde edecekleri para da onları ancak üç dört ay idare edebilecektir. Ekonomik gücün gözle görülür bir biçimde azalmasına rağmen hâlâ otoritesinin sarsılmadığını kendine ve uyruğuna kanıtlamaya çalışan Hamo, yola kimlerle çıkılacağına, koyunlara kimlerin çobanlık edeceğine karar vermek ister. O sırada Şivan ile Berivan da yola çıkmak için toplanmaktadır. Hamo, Şivan’ın da onlarla beraber gelmesini istediğinde Şivan, Berivan’ın da Ankara’ya gelerek tedavi olmasını ve sonra kendilerine yeni ve Veysikanlardan bağımsız bir düzen kurmalarını sağlayacak miktarda para verilmesini şart koşar. Hamo, önce oğlunun bu şartını kabul etmez. Şivan, henüz aralarındaki otorite bağını koparamadığı babasına “Berivan gelmezse ben gelmem.” diyerek rest çeker ama bunu söylerken bile babasının karşısında ellerini birbirine kavuşturmuştur. Söylemde hissedilen başkaldırı, beden dilinde ortadan kalkar. Öte yandan Şivan, Mirza, Abuzer ve Sülo’nun koyunlara çobanlık yapma önerisi de Hamo tarafından geri çevrilir. Sülo daha on altı yaşındadır ve Hamo, hem koyunları teslim etmek için ona yeteri kadar güvenememektedir hem de bir kişi de olsa bilet parasının eksilmesinden yanadır; fakat Şivan, ona direnip boyun eğmeyince bütün isteklerini kabul eder ve yola çıkarlar. Hamo’nun uyruğu karşısında ilk kez kendi kararını dayatamamasında, kuşkusuz, ekonomik güçlerini yitirmek üzere olmalarının etkisi fazladır; çünkü ekonomik gücün yitimi, genel olarak Hamo’nun otoritesini de sarsmaktadır. Söylemle, sesini yükselterek ya da çeşitli yollarla Veysikan ailesi üzerinde baskı kurmaya çalışarak bu sarsıntıyı bir süreliğine bertaraf edebilir Hamo. Şivan açısından bu ilişkideki dinamiklerin yavaş yavaş değişmesinin temel nedeni ise Hamo’nun onlara artık yeterli güvenceyi veremediğini belli belirsiz fark etmesidir.

Şivan’ın ilk defa bir isteğini babasına kabul ettirmesi, aralarındaki başka bir bağı gündeme getirir. Sennett, bunu “ret bağları” olarak tanımlar ve reddedilen otorite imgesinin başkalarına sahte bir sevgi sunan ile hiçbir sevgi sunmayan, başkaları için kaygı duymayan olmak üzere iki türlü olduğunu belirtir. Hamo, ikinci imgeye uyar. Bağlanmayla reddetmenin birbirinden ayrılmaz ilişkiler olduğunu ileri süren Sennett’in saptamalarına koşut biçimde Şivan da Hamo’ya güvenmemekte, onun dayattığı kalıpları reddetmeyi istemekte ama ona aynı zamanda gereksinim de duymaktadır. Anlatının büyük bölümünde bir yandan babasının karşısında el pençe divan dururken bir yandan neredeyse fısıltıyla da olsa ona karşı çıkması da bağlanma ve reddetmenin birbirinden ayrılmaz oluşuyla ilişkilidir. Sennett, ret bağlarının itaatsiz bağımlılık, idealleştirilmiş ikame ve yok oluş fantezisi olmak üzere üç biçimde kurulduğunu ileri sürer. Hamo ile Şivan arasındaki ilişkide bir ret bağının var olup olmadığını irdelemeye başladığımızda Sennett’in belirlediği üç tür ret bağından hiçbirine filmdeki baba – oğul ilişkisini örnek veremeyeceğimizi görürüz. Hamo’ya karşı itaatsiz bir tavır, dolaysız bir ret, Şivan cephesinde anlatının sonuna kadar görülmez. Filmde oğlun babayı reddetmesiyle söz konusu üç ret bağı arasında bir benzerlik kuramamamızın temel nedeni, Sennett’in bu ilişkileri modern toplumlar üzerinden incelemesidir. Feodal toplumlarda otorite bağında olduğu gibi ret bağlarının kurulmasında da farklılıklar gözlenebilmektedir. Şivan, anlatının sonuç bölümüne kadar Hamo’ya açıkça meydan okumamakla beraber onun tersi bir insan olabilmek için çabalar. Kimi anlarda amacından uzaklaşsa da Berivan’la ilişkisini, babasıyla kurduğundan farklı bir biçimde yapılandırmaya uğraşır. Oysa Hamo, yalnızca Halilhan ailesinden olduğu için Berivan’ın değil, karısı ve Veysikanlardaki diğer kadın ve erkekler üzerinde de tahakkümünü korumayı amaçlar. Bunun için oğluyla baskın taraf olsa da sürekli bir çatışma durumundayken yaşamındaki kadınlar, Hamo’nun otoritesini korumasının ya da zayıflamasının sorumlularındandır. Başka bir deyişle, baba otoritesinin devamlılığı için bir araca indirgenmiştir. Hamo, Şivan’ı Berivan’ı düşman kabul etmediği için bir leke olarak addederken “Nasıl bir oğul doğurmuşsun gör işte. Oğlan değil leke.” dediği karısını da oğlunun norm dışılığından sorumlu tutmaktadır.

“Baba, Patrondur”: Paternalist Bir Metafor

Sennett, ileri kapitalizm çağında yeninin inşası için eskinin yıkılmasına, on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kentlerdeki büyüme hızına bağlı olarak taşradaki nüfusun azalmasına, köylerin terk edilmesine, buna karşı unutulmayan eski düzenin idealleştirilerek özlenen bir imgeye dönüştürülmesine dikkat çeker. Güçlü olduğu eski düzeni Hamo da unutmaz ve unutturmamak için uğraşır. Sık sık “asil kan” vurgusu yaparak Veysikanların güçlü olduğu zamanı söylem aracılığıyla korumaya çalışır. Sennett’in ifadesiyle, Hamo’nun uyruğuna sunduğu otorite manzarası bir pastiştir. Parçalanmış eski düzenin göstergelerini bir tuvalin üzerine yapıştırır ve bunu güvence olarak çevresine kabul ettirmek ister. Hamo’nun koruma aracı olan bu tuvalde bir başka imge daha dikkati çeker: Patron imgesi. Sennett, on dokuzuncu yüzyılda patron imgesinin üzerine eklenen bir baba imgesinden söz eder. Bu eşleşmede önceki yüzyıllarda aile işletmesi olan çiftlik ve ticarethanelerde babaların çocuklarının patronu olmasının rolü vardır. Patron – işçi ilişkilerinde de görülebilen bu baba imgesi, filmde başka bir uzamda karşımıza çıkar ve Sennett’in dediği gibi Hamo, aynı zamanda çocuklarının patronudur. Bu bağlamda filmde başka bir kavram gündeme gelir: Patriyarşi. Sennett, bu kavramla birlikte paternalizm ve patrimoniyalizm kavramlarının bazen birbiri yerine kullanılmasına değinir. Bu üç kavramı açımladığımızda Veysikanların patriyarşik bir yapı sergilediği görülür. Mirasın babadan erkek çocuğa geçtiği patrimoniyalizm ve babanın yalnızca bir koruyucu olarak var olabildiği paternalizmle bazı benzer özellikler gösteren patriyarşik bir biçimde yapılanan Veysikanlarda baba, Sennett’in ifadesiyle, koruyucu ama aynı zamanda müsamahasız bir yargıç konumundadır. Öte yandan filmdeki baba karakterinde paternalist bir metafor söz konusudur. Bu metaforda baba çerçeve, patron ise odak kavramdır. Şivan’ın verdiği hizmet karşılığında ihtiyacı olan parayı Hamo’dan alması, babanın patron olarak konumlandırılışının bir göstergesidir. Sennett, “Metaforun bu dilsel aksiyonu insanların birbirlerine karşı duygu ve davranışlarını etkileyen sonuçlar doğurur.” der ve bu sonuçlardan biri de korkudur. Şivan’ın zihnine kodlanan ‘Baba, patrondur’ metaforu, onun Hamo’ya karşı duygu ve davranışlarını biçimlendirir. Bir yandan ona bağımlıyken ve buna bağlı olarak itaat etme zorunluluğu duyarken bir yandan da bu patron tarafından sömürülmekten, onun hatalarının neden olduğu sonuçlardan etkilenmekten duyduğu rahatsızlığı dile getirmek, başka bir deyişle, ona boyun eğmemek ister. Sennett, bu metaforda on dokuzuncu yüzyılda babanın katı ahlak değerlerine karşı dürüstlüğüyle patronun var olduğu acımasız bir yaşam mücadelesinin eşleştiğini belirtir. Filmde her iki kavram, diğerini değişime uğratarak birbiri içine geçer ve katı ahlak değerleriyle acımasızlık birleşirken dürüstlük gibi olumlu değerler saf dışı bırakılır. Sennett, herhangi bir kişi ya da grup üzerinde baskı kurmak amacıyla yararlanıldığını ileri sürdüğü metaforların otoritenin gücünü pekiştirme gibi işlevlerinin bulunduğunu ifade eder. Hamo, yalnız baba değil, bir patron olarak Veysikanların üzerindeki gücünü korumak için çabalarken, Şivan da söylemiyle yücelttiği Hamo’yla var olduğunu, onun yokluğunda kendisinin de olmayacağını sanarak söz konusu figürün yokluğundan korkar. Sennett, paternalist otoritenin sahte bir sevgi gösterisi sunarak elindeki kaynakları uyruğuna bir lütuf gibi dağıttığını öne sürer; ancak Hamo, böyle bir gösteriye bile gereksinim duymadan başta Şivan olmak üzere Veysikanlar üzerinde baskınlık kurar. Şivan ve diğerlerinin korkularından da faydalanarak onların kendisine şükran duymalarını ve pasif kalmalarını bekler.

Sesi Duyulmayan Berivan ve Adları Olmayan Kadınlar

Patriyarşi, filmde görüldüğü gibi erkekler arasında da bir hiyerarşi inşa ederken kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlik ve eril tahakküm çok daha belirgindir. Anlatının başından sonuna görünür kılınan ama sesi duyulmayan Berivan, idealize edilen toplumsal cinsiyet rollerinden biri olan gelinlik rolünü yerine getiremediği ve asıl, düşmanları Halilhanların kızı olduğu için Hamo tarafından “barışı bozan kadın” olarak etiketlenmiştir. Bu konu etrafında Şivan’la aralarındaki tartışmalarda Şivan ise Berivan’ı hasta, yardıma muhtaç, aciz biri olarak tanımlar. Baba otoritesi, bir kadını doğum yapmadığı için düşman, o otoriteye bağlı olan erkek çocuk ise karısını aciz sözcüğüyle nitelemektedir. Aralarında görüş ayrılığı ve buna bağlı bir çatışma olmasına karşın baba – oğlun söylemini biçimlendiren ve biyolojik ya da başka etkenlerle verili rolleri yerine getirmeyen kadınları toplumun çeperlerine sürmeye meyilli olan toplumsal cinsiyet rejimi, farklı sözcüklerle de olsa normlarına uymayan kadınları eksik kabul etmekte birbirine yaklaşır. Öte yandan iki erkek arasındaki çatışmada otorite olan hemcinsine anlatının giriş bölümünde açıkça karşı çıkamayan erkek, öfkesini, çok sevdiğini söylediği ve buna inandığı karısına yöneltir. Berivan, son doğumunun ardından çocuğunu kaybedince bir daha hiç konuşmamıştır. Bir gece, önce onun masum olduğunu anlatan Şivan, Berivan’dan birkaç tümce kurmasını ister. O konuşmadıkça öfkelenir ve önce bağırarak sözlü – psikolojik, sonra da döverek fiziksel şiddet uygulamaya başlar. Yine aynı gece, Hamo’nun diğer oğlunun karısı, Berivan’ın hasta olduğunu söylediğinde adam, karısının boğazını sıkar. Arka arkaya gelen bu sahnelerden hemen sonra Hamo’nun küçük oğlu Sülo, karısını yataktan ittirerek atar. Bütün bu sahneler, Veysikanların kadına bakışını ve Hamo’nun otoritesinde kurulmuş bir yapıda kadının konumlandırıldığı yeri gösterir. Anlatı boyunca aralarında çatışma olsa da patriyarşik yapının getirdiği bir sözsüz anlaşma ve dayanışma olan erkeklere karşı kadınlar arasındaki iletişim oldukça zayıftır. Yalnızca Berivan, tek bağ kurduğu kafesteki kekliklerini Ankara’ya gitmeden önce Sülo’nun karısına emanet eder. O yolculuğa çıkabilen tek kadın, Berivan’dır. Bu da Şivan’ın Ankara’ya gelmek için Berivan’ın tedavisini şart koşmasıyla mümkün olmuştur. Berivan’ın kafesteki keklikleri emanet etmesi de hem kadınların tutsaklığına hem de dünyayla kurabildikleri iletişimin azlığına gönderim olarak yorumlanabilir. İstasyona gitmek üzere köyden ayrıldıkları sahnede kamera sırayla kadınların bakışlarına odaklanır. Berivan hariç, ailenin erkekleri yola çıkar. Kadınlar ise geride kalarak oradaki zor koşullarda o hayatı sürdürmeye mecbur olur. O yolculuğun sonunda hiçbirinin hayatı eskisi gibi olmayacaktır; ancak patriyarşi, kadınları daha en baştan hiçbir olanaklarının olmadığı bir yaşama hapsetmiştir.

***Yazının bundan sonraki bölümü Sürü ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Sennett, Edmund Gosse’un Baba ve Oğul adlı otobiyografisinden bir alıntı yaparak otorite bağının nasıl zayıfladığına örnek gösterir. Gosse, babasının kendinden emin bir biçimde savunduğu bir konuda yanıldığını gördükten sonra gözündeki ona ilişkin devasa imgenin küçüldüğünü ve onun artık herhangi bir insan düzeyine indiğini söyler. Sennett’in vurguladığı gibi Gosse, babasına isyan bayrağı açmaz; ancak bir kopuş başlar. Sürü filminde Şivan’ın Berivan’ın tedavisi için taşınma kararı alması ve bunu güç bela da olsa babasına bildirmesi, anlatıdaki otorite bağının kopuşunun ilk aşamasıdır. Bununla beraber Hamo’nun ekonomik gücünün zayıflaması, ailesi üzerinde söz hakkını ve karar verme yetkisini yavaş yavaş yitirmesi, bu kopuşta etkilidir. Anlatının gelişme bölümünde yaşananlar da otorite bağının tam çözüldüğü sonuç bölümüne bir hazırlıktır. Koyunların birçoğunu yolculuk boyunca kaybetmişler ve sonunda Hamo, birkaç aylık da olsa geçimlerini sağlayacak geliri elde edememiştir. Berivan, Ankara’ya geldikten bir süre sonra ölür ve ölüm, Şivan için kırılmadır. Berivan’ı memleketinde defnetme isteğini Hamo’ya ileten Şivan, “Ölüsü de gelinimiz değil ya.” diyen ve başından beri onu bir düşman olarak gören babasına karşı öfkesini ilk defa gizlemez ve artık baba otoritesine açıkça karşı geldiğini söyleyip “Senin gibi bir adam benim babam değildir.” tümcesiyle, aralarındaki otorite bağını tümden koparır. Şivan’la Hamo arasındaki bu kavgaya tanıklık eden adamın Berivan’ın aleyhine söylediklerine karşılık Şivan, babasına duyduğu öfkeyi de katarak bu adama saldırır ve onu öldürür. Şivan’ın tutuklanmasıyla Hamo ve Sülo, baş başa kalır; ancak Sülo da vakit kaybetmeden ortadan kaybolarak babasını yalnız bırakır. Hamo, son bir çabayla, yakınlarına Berivan’ı gelip almaları için gönderdiği telgraf sonuna eklediği imzada otoritesini söylem aracılığıyla yeniden kurmak ister; ancak artık çoktan kaybetmiştir. Bilmediği bir şehirde tek başına, ne yapacağını bilemez, çaresiz bir durumdadır. Hamo’nun son sahnesi, bu yenilgiyi ve kayboluşu ortaya koyar.


Meral Niron için…

Sennett, R. (2011), Otorite. Çev. Kamil Durand. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information